Cemaat; toplamak, bir araya getirmek anlamındaki “cem” mastarından türetilmiş Arapça bir isimdir; insan topluluğu anlamına geliyor. Bahsettiğimiz bu topluluğun bir araya gelme sebebi de var elbet. Bir amaç, inanç ya da fikir bu sebebinin kaynağını ortaya koymakta. Dini cemaatler adından da anlaşılabileceği üzere belirli bir inanç etrafında bir araya gelen insanların örgütlendiği yapılar olarak tanımlanabilir. İslam dünyasında örgütlü cemaatlerin kökenini tarikatları takip eden yıllara kadar götürebiliriz. On birinci yüzyıldan bahsediyoruz. Nakşibendiler, Halvetiler, Kadiriler, Rufailer, Melamiler bahsettiğimiz tarikatların başında geliyor. Yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de 30 tarikat ve bunlara bağlı olarak hareket eden 400’den fazla cemaat, grup bulunmakta.
Geçtiğimiz hafta düzenlenen bir operasyon da işte bu cemaatlerden birine, kamuoyunda “Süleymancılar” diye bilinen cemaate yönelik olarak düzenlendi. 17 ilde eş zamanlı olarak yapılan operasyonlarda cemaat liderinin de aralarında olduğu 49 kişi gözaltına alındı. Cemaate bağlı olduğu ileri sürülen 33 şirkete el konuldu. Gözaltına alınan kişilerle ilgili öne sürülen iddialar ise şöyle açıklandı: "Suç örgütü kurma ve yönetme", "suç örgütüne üye olma", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama", "kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet."
Suçlamalar elbette çarpıcı. Zira bu suçlamaların odağında olan cemaat, kendilerine göre dini merkeze alarak faaliyet yürütüyor, çalışmalarını hep “İslam’a hizmet” diye sunuyordu. Oysa yürütülen soruşturma öyle demiyor, akçeli ilişkilerden, suç örgütünden bahsediyor. Bu iki açıdan önemli. Birincisi şu ki, cemaatler bağlamında yıllardır bu iddialar ileri sürülürken, birileri kendilerini yine din üzerinden savunuyor, iddiaları dile getiren kesimleri de “din ya da islam düşmanlığı” ile suçluyordu. Toplumun bu kesimi adeta kriminalize edildi. Toplumsal kutuplaşma ve fay hatları buradan da inşa edildi. İkinci nokta ise şu: Laiklik başta olmak üzere toplumsal yapıyı yönelik her eleştiriyi yine “din düşmanlığı” gibi söylemlerle karşılayan iktidar, şimdi başka bir cemaat gerçekliği ile karşı karşıya. O halde bu söylemin açıkça bir manipülasyon hatta saldırı dili olduğunu ifade edebiliriz. Bir operasyondan çıkan ilk siyasal sonuçlardır bunlar.
Bir de zaman ve zamanlama konusu var.
Şimdi soğukkanlı biçimde düşünmek lazım. Bu cemaatler akşamdan sabaha bu hale gelmedi. Cemaat lideri patronluğa, müridler müşteriye dönüşürken, bütün bunlar herkesin ve elbette iktidarın gözü önünde oldu. Peki, bu süreçte örneğin iktidarın payına bir parça düşmedi mi mesela? Soruyoruz zira biliyoruz ki, Türkiye’de cemaatlerin kahiri ekseriyeti aynı zamanda iktidarın da doğal tabanını oluşturmakta. Örneğin Süleymancıların lideri olarak bilinen Süleyman Hilmi Tunahan’ın torunu Mehmet Beyazıt Denizolgun AKP’nin kurucuları arasında yer almaktaydı. Yine Tunahan’ın başka bir torunu Fatih Süleyman Denizolgun da AKP sıralarında vekillik yapan başka bir isimdi. O halde iktidarın bilmediği bir yapıdan, cemaatten bahsetmiyoruz. Aksine kronolojik olarak geriye gidersek şarkıda söylendiği gibi beraber yürünen yolları, beraber ıslanılan yağmurları görüyoruz o tarihte. Yine o tarihte kaçak yapılan yurtları, o yurtlarda can veren çocukları, büyüyen bilançoları, hastaneleri, şirketleri, bir odadan dünyaya yayılan para ve teşkilat ağını görüyoruz. Tarihin aleni biçimde gösterdiği bu gerçek karşısında kör olan gözlerin sebebi hikmetini de elbette anlıyoruz. Dahası yalnızca dünü değil bugünü de görmüyor kimi gözler, bugün de kör olmayı seçiyor.
Hatırlayın sadece şu geçtiğimiz birkaç yıl içinde bile memleketin önde gelen birkaç cemaati içerisinde köklü kopuş ve ayrılıklar yaşandı. Çıkar çatışmaları sonrasında bölünen taraflar birbirlerini yine usulsüz kazançlarla, cemaat malına çökmekle, haksız kazançla suçladılar. Yetmedi kimileri dava açtı, “şeriattan” umudunu kesmiş olacaklar ki çareyi beşeri mahkemelerde aradılar. O haberler hepimizin bir tık uzağında, yapılan itham ve açıklamalar da. Fakat buna rağmen anılan cemaatlerle ilgili bir soruşturma açılmadı, liderleri gözaltına alınmadı, değil milyon dolarlardan tek bir kuruştan dahi söz edilmedi. Belki de mesele, ulaşılacak menzilin uzaklığında değil; oradan sandıklara yansıyacak desteğin gücündeydi.
O halde geldiğimiz yer şurası:
Süleymancılar başta olmak üzere cemaatler meselesinde konuştuğumuz konu aynı zamanda memleketin tarihi, siyasetin arka bahçesi, düzenin bir diğer adıdır. O düzende ilişkilerin karşılıklı çıkarlar içerisinde yürütüldüğünü, kimlerin belirli hesaplar nazarında neyi görmeyeceğini, büyük ganimetin paydaşlar arasında nasıl bölüşüldüğünü tarih bize hep söyledi. Gerçekler bu yanıyla hep yanı başımızdaydı. Görmemek ise bir seçenekti.
Çünkü hakikat aslında hep yanı başımızdaydı. Görmemek ise çoğu zaman bir zorunluluk değil, bir tercihti. Çünkü bazı gerçekler görülmeye başlandığında yalnızca bir yapıyı değil, o yapıyla kurulan ilişkileri, çıkarları ve sessizlikleri de görünür kılar. Belki de asıl mesele budur: Karanlığın şiddeti. Öyle ki, kimi zaman insanı kör eden karanlık değil, görmek istemediği gerçeğin ışığıdır.
Çok Okunanlar
Verstappen ile Red Bull arasındaki bağ kopma noktasına geldi
Kulis: Ankara'da 3 ilçe belediye başkanı daha AKP'ye geçecek
Ne askerliği adamlar 'Ortaklık' istiyor!..
Plakasız motosikletle tehlikeli sürüşe ağır ceza
Cemaat, İktidar ve Körlük
'Türkiye'yi satın alırım' sözleriyle gündem olmuştu
Gazetecilerin paylaşımlarla tanıttığı parti
Kahve Dünyası'nın sahibi Birol Altınkılıç hayatını kaybetti
Küçük çocuğun formasını çıkarttıran tribün zorbası hakkında karar!
Türksat’ta kanal frekans ayarı nasıl yapılır?