Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

'Deniz'leri anıp 'Mısıroğlu'nun yanına geçmek: Dünden bugüne Burcu Köksal

Özlem duymak; kavuşmayı istemek, hasret çekmek anlamlarına gelir, duygularla ilgilidir daha çok. Yakın olduklarımıza, yakınlık duyduklarımıza özlem duyarız.

Saygı duymak bu bağlılığı bir adım daha ileriye taşır. Düşünceye, kimliğe, tavra, mücadeleye olan hürmeti ortaya koyar; açık biçimde “yanınızda, izinizdeyiz” der. 

Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal CHP’den istifa etmeden bir hafta önce Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı anıyor, idam edilişlerinin yıl dönümünde onları saygı ve özlemle yad ettiğini ifade ediyordu.

CHP geleneğinde Denizler anılır, yürüyüşler yapılır, onlarla ilgili etkinlikler gerçekleştirilir. Aynı geleneğin AKP içerisinde olmadığını söylememize gerek yok sanırım. Dahası AKP geleneğiyle Denizler yan yana bile gelemez. 

“Peki, AKP geleneği nedir, çok özet olarak neye karşılık gelir?” diyorsanız bu ayrıca bir yazı konusu. Ama biz burada Köksal’ın kendi değerlendirmesini aktarabiliriz. Zaten bununla ilgili vakti zamanında oldukça net ve kısa konuşmuş Köksal. Teğmen Mehmet Ali Çelebi’yi eleştirirken “Senin yolun FETÖ’yle yol arkadaşı olanların yolu.” demiş. Sonra da eklemiş: 

“Sen dün ‘Atatürk’ün askeriyim’ diyordun. Bugün ‘Atatürk ile zerre kadar muhabbeti olan cenazeme gelmesin' diyen, 'Keşke Yunan galip gelseydi’ diye dua eden fesli deli Kadir’in yol arkadaşlarının yolunu seçtin.” 

AKP, Mısıroğlu geleneğini sürdürüyor o vakit. Biz değil Köksal söylüyor bunu.

Hatırlayalım daha geçtiğimiz günlerde, yani Burcu Köksal Denizleri anarken, AKP İstanbul il teşkilatı Kadir Mısıroğlu’nu saygı ve rahmetle anmıştı. 

Köksal’ın ifadeleriyle şimdi kendisi de “fesli deli Kadir’i ananların” yanında...AKP İstanbul İl Başkanlığı ilerleyen yıllarda Kadir Mısıroğlu’yla ilgili bir anma etkinliği düzenleyip Köksal’ı da çağırır mı acaba? İhtimal dahilinde…Ne de olsa Köksal da AKP siyasetinin bir neferi oldu. Tıpkı Özlem Çerçioğlu gibi. İkisini de Mısıroğlu’nu alkışlarken görür müyüz bilemeyiz ama alkışlayanlarla yan yana oldukları muhakkak.  Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısıroğlu öldüğünde taziye mesajı yayımlamış, “mekanı cennet olsun” demişti. Yine Mısıroğlu’nun cenazesine Bilal Erdoğan, Berat Albayrak, Numan Kurtulmuş gibi pek çok isim katılmıştı. 

Burcu Köksal da bütün bunları biliyor. Artık kime nasıl özlem duyacağını kimi nasıl saygıyla anacağını da öğrenmiştir sanırım. Rozet tek başına değişmiyor; kimlerin nasıl değiştiğini tarih açıkça gösteriyor.

İyi ama ne oldu da Çerçioğlu’ndan sonra Köksal da yine kendi ifadeleriyle tarafı, yolu belli olanların yanına geçti, onlarla yol yürümek istedi? Fikirler, düşünceler, ideolojiler böyle bir anda değişir mi? Öyle değilse sebebi hikmeti nedir bu olup bitenin? Köksal’ın AKP ile ilgili söyledikleri gün gibi ortada. Malum CHP’nin grup başkanvekilliğini dahi yaptı kendileri. Dolayısıyla o günlerde AKP’ye demediğini bırakmayan Köksal bugün nasıl oldu da tarihi bir anda silip çöp kutusuna attı? O günler demişken, hatırlatmadan geçmeyelim. Geçen sene Star gazetesi Burcu Köksal ve eşinin fotoğrafı ile birlikte bir haberi şöyle paylaşmıştı: “CHP’li Belediye’de aile boyu skandal! 700 milyonluk rüşvet çarkı!”

Aynı haberi Sabah gazetesi de okurlarıyla şöyle paylamıştı:

“700 milyonluk rüşvet çarkı! Afyonkarahisar’da CHP’li Belediye meclis üyesi Mustafa Kadem’im bir müteahhitten bir valiz dolusu para alırken görüntüleri ortaya çıktı. Rüşvet çarkını başkan Burcu Köksal’ın yönettiği öne sürüldü.”

Aynı Sabah gazetesi, yine geçmişi çöp sepeti gibi görüp o günleri hiç hatırlamadı. Köksal’ın AKP’ye katılışını yeni AKP’li Başkan Köksal’ın sözleri ile verdi. Haber aynen şöyleydi: “Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal AK Parti’de: Ailenin kutsallığına inananlarla aynı yolda yürüyeceğim!”

Star gazetesinde de durum farklı değildi. Şimdi manşetleri rüşvet çarkları değil, Erdoğan’ın söylemleri dolduruyordu. Haberi şöyle gördüler: 

“Burcu Köksal AK Parti'ye katıldı! Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye merkezli düşünenlere kapımız açık”

Sular köprülerin altından ışık hızıyla böyle geçmişti. Parti değiştirince geçmiş unutuluyor, iddialar buhar olup uçuyor, rüşvet çarkları değil “beraber yürünecek yollar temalı” haberler gazeteleri süslüyordu. O vakit değişim yalnızca Burcu Köksal ile sınırlı değildi. Bütün olarak iktidar kanadı da ona yönelik bakışını, haberini, dilini değiştirmişti. Yani karşılıklı bir değişim vardı. 

Görülmeyecek gibi bir değişim değildi bu. Geçmişte Erdoğan’ı ve AKP’yi ekonomik, toplumsal ve politik konularda sert bir tonda eleştiren, bu doğrultuda halka seslenip seçmenlerden partisi için oy isteyen Köksal, bugün hızlı bir manevra ile yönünü değiştirebilmişti. Bu noktada yaşanan durumu değişim sözcüğüyle tarif etmek de doğru olmayabilir. Köksal “başka” biri olmuş başkalaşmıştı.

Gelinen noktada hem tarihsel belleğini hem de kişisel geçmişini yok sayıp AK Parti’ye katılmaktan huzur duyduğunu ifade eden bir siyasetçi vardı karşımızda. İçi çok rahattı zira ona göre AKP ailenin kutsallığına önem veriyor, toplumun değer yargılarına saygı duyuyordu. Yeni partisinin lideri düne kadar kendisini “faşist ve ırkçı” olmakla suçlasa da, artık onunla birlikte Afyonkarahisar için çalışacağını söylüyordu. O vakit durmak olmazdı, yola devam etmeliydi. 

Bu durum elbette Köksal’a mahsus bir değişim ya da başkalaşım da değil. Düzen siyaseti dünden bugüne pragmatik gerekçelerle ilke, değer, toplumsal hafıza gibi olguları bertaraf etmiş, siyasal ve ahlaki söylemlerine ters düşecek biçimde politik kararlar almıştır. Bu yanıyla mesele tek başına bireysel bir sorundan ziyade toplumsal çözülme ve çürümenin de güçlü bir göstergesi olarak okunabilir.

Köksal’a geri dönersek:

Kendi ifadeleriyle sol görüşlü öğretmen bir ailenin çocuğuydu Burcu Köksal. Daha çocukluğunda Erdal İnönü’nün istasyondaki mitingine katılmış, Uğur Mumcu için Afyon’da yapılan yürüyüşe tanıklık etmişti. “Çocukluğunun en anlamlı siyasi hatıraları” idi bu dönemler. Sonra yıllar geçti, avukat oldu. Atatürkçü Düşünce Derneği ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi örgütlenmelerde yer aldı. Dahası CHP’de vekil oldu, yirmi yıl meclis sıralarında AKP’ye muhalefet etti. Yetmedi, belediye başkanlığı yaptı. Sonra döndü dolaştı huzuru AKP’de bulduğunu söyledi. Bakın daha geçen yıl Ocak ayında şunları söylüyordu Köksal:

“Bu ülkede AKP’ye karşı olmak ve fikrini söylemek, anayasal hakkını kullanmak için yürüyüş yapmak neredeyse suç haline getirildi.Yüzde elli benden yana diye ülkeyi keyfi uygulamalarla yönetemezsiniz….Türkiye’nin CHP iktidarına ihtiyacı vardır.”

“AKP’ye karşı olmak suç haline getirildi” diyen eski Köksal,

“AK Parti’ye katılıyorum, içim çok rahat” diyen yeni Köksal…

Demek ki bu ülkede bazen fikirler değişmiyor, yalnızca konumlar değişiyor. Dün halk adına öfke duyulan ne varsa bugün iktidarın gölgesinde unutuluyor. Hafıza siliniyor, sözler inkâr ediliyor, geçmiş yeniden yazılıyor. Bir zamanlar “fesli deli Kadir’in yol arkadaşları” diye hedef alınanlarla bugün aynı safta yürüyebilmek için artık ne Deniz Gezmiş’in adı bir ağırlık taşıyor ne Uğur Mumcu’nun hatırası bir sınır çiziyor ne de yıllarca meydanlarda kurulan cümleler kişiyi kendi geçmişine bağlıyor. Çünkü düzen siyaseti önce hafızayı aşındırıyor; insanı kendi sözlerine, değerlerine ve geçmişine yabancılaştırıyor. Bu yabancılaşma başladığında da yaşanan şey yalnızca bir parti değişikliği olmuyor, düpedüz bir başkalaşım yaşanıyor. Dün “Bu ülkenin CHP iktidarına ihtiyacı var.” diyerek AKP’ye karşı en sert eleştirileri yöneltenlerin bugün aynı rahatlıkla AKP saflarında huzur bulabilmesi, işte bu dönüşümün ne kadar derin ve sarsıcı olduğunu gösteriyor.