Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Akıbeti benzemesin!

ABD ile İsrail’in İran’a, İran’ın da İsrail ve Körfez hattına füze sallamaya başladığı günlerde kendi kendime “Üç vakte kadar bizim ülkede de yeni bir ‘yerli ve milli füze’ gösterisi başlar” diye düşünmüştüm.

Öyle oldu.

İstanbul’da düzenlenen SAHA Expo’da “Türkiye’nin ilk kıtalararası balistik füzesi” ile tanıştık.  Osmanlı'nın dördüncü padişahı Yıldırım Bayezid'e atıfla, adını Yıldırım Han koymuşlar.

Tabii, iktidar medyası hiç zaman kaybetmeden bunu yeni bir rejim destanı gibi pazarlamaya başladı.

“Küresel güç”, “oyun değiştirici teknoloji”, “dünyaya mesaj”, “Türkiye artık başka ligde”… filan diye yurdum insanına ver coşkuyu...

Elimde kristal küre yok.

Ama iktidarın bölgesel gerilimlerin yükseldiği her momenti, içeride yurdum insanını tahkim etmek için kullandığını çok iyi biliyorum.

Ortadoğu’da barut kokusu yükseldikçe burada ekranlara daha fazla harita, daha fazla füze animasyonu, daha fazla “küresel güç Türkiye” manşeti yansıyacağı belliydi.

Çünkü işler pek iyi gitmiyor. Ekonomik kriz artık sosyal buhrana dönüştü; insanlar burnundan soluyor; Özgür Özel'i şamar oğlanına çevirdi; CHP, belediyelerinde yaşanan skandallarla umutları giderek boşa çıkarıyor ama Tayyip Erdoğan için iktidarının devamı çantada keklik değil.  

Artık satabileceği yeni bir refah hikâyesi kalmadı. Yurdum insanının neredeyse yarısı açlık sınırının altında; siyasette ve toplumda çürümeboyut atladı.

Gençler geleceklerini başka ülkelerde arıyor.

İktidarın elinde sadece vatan millet edebiyatıyla satacağı “güç” gösterileri var. İçeride ve dışarıda çok sıkıştığı belli ki şimdi umudunu 'Yıldırım Han'a bağlamış.  

Yoksulluk konuşulmasın, dışa bağımlılık konuşulmasın, çöken ekonomi konuşulmasın; herkes dönüp “Biz artık kıtalararası güç olduk” masalıyla oyalansın.

Tabii bir de hangi akıl danesi düşündüyse, füzenin üzerine Osmanlı tuğrası ile Atatürk'ün imzasını yerleştirmişler; yani hem İslamcı damarı hem de seküler ulusalcı refleksi aynı propaganda potasında eritme uyanıklığı...

Bir de füzenin ismi... Ben olsam, kamuoyuna duyurmadan önce biraz düşünürdüm. Belli ki pek öykündükleri Osmanlı'dan da bihaberler.

Biz yine de akıbeti Yıldırım Bayezid'e benzemesin, diyelim ve devam edelim.

Eskilerden bir ustam, “Gazeteci her şeyi bilen değil, kimin neyi iyi bildiğini bilen kişidir” derdi.

O yüzden ben de bu meselelerin teknik ve stratejik boyutlarını yıllardır çalıştığını bildiğim bir uzmana sordum

Aldığım ilk cevap şu oldu:

“Ortada görünen bir platform var ama gerçek kabiliyet hâlâ büyük soru işareti.”

Sonra devam etti:

“Bir kıtalararası balistik füze yapabilmek için bazı yeterliliklere sahip olmak gerekir. Biz bunları kategorilere ayıralım. Öncelikle herkesin sorduğu soru Türkiye'nin Yıldırım Han füzesi var mı? Ben bu soruyu değiştirmek istiyorum 'Türkiye'nin Yıldırım Han füzesi gibi bir kıtalararası balistik füzeye ihtiyacı var mı?' Önce bunu düşünelim, böyle bir füzeye sahip olmanın şöyle bir amacı olmalı. Ben bugün 6 bin kilometrelik füze yapıyorum yarın öbür gün 12 bin kilometreyi de yapacağım ve ister istemez buna konvansiyonel başlıkla birlikte nükleer başlık da takacağım”

İşte zurnanın zırt dediği yer!

Nükleer başlık meselesi gündeme gelirse, işin rengi değişiyor.

Uzmanımız diyor ki;

“O zaman dünyanın nükleer kulübü devreye giriyor ve sıkıntı burada başlıyor. BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olan 5 ülke haricinde geriye İsrail, Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore kalıyor nükleer gücü olan”

Uzmanımızın kritik önemi haiz değerlendirmeleri var:

“Şimdi diyelim ki biz kıtalararası bir tehdit tespit ettik. Bu tehdide gerçekten füzelerle cevap verebilecek durumda mıyız? Böyle bir kıtalar arası güç yaklaşımımız, bu güce bakışımız var mı? Kıtalararası başlıklı füzenin aslında bir savunma füzesi olmadığı açık. Biz caydırıcılığı ve savunmayı önemseyen bir kurguda savunma planlaması yapıyoruz. 6 bin kilometre, hatta 5 bin 500 kilometre ve üzeri menziller bu işin savunma değil taarruz boyutunu ister istemez akla getirir. ABD, Rusya, Çin çok uzak ülkelerde bir takım operasyonlar yapıyorlar, yapma ihtiyacı duyuyorlar. Çünkü dünyaya bakışları emperyal pencereden. Çin daha ziyade yumuşak güç kullanıyor, parasıyla bir takım hizmetler yapıyor. Ruslar, bugüne kadar çok fazla operasyon yapmadı. Ama ABD, özellikle 2'nci Dünya Savaşı'ndan beri her yerde operasyon yaptı, yapmaya devam ediyor. Zaten uçak gemilerini de bu maksatla stratejik güç kaydırabilmek niyetine matuf kullanıyor”

Peki ya Türkiye...

Bizim için Brezilya, Arjantin, Kanada, ABD, Japonya ya da Avustralya hasım ülkeler mi? Buralarda operasyon yapmayı düşünüyor muyuz? 'Kafamızı kızdırmayın gelir iki tane füze atarız taş üstünde taş bırakmayız' diyeceğimiz 10 bin kilometre uzaklıkta bir ülke var mı?

Mesela, Güney Afrika ile hasım mıyız? Ya da Madagaskar ile... Önce bunları bir değerlendirmek lazım.

Aslında Milli Güvenlik Siyaset Belgesinde kabul edilen değerlendirmenin ışığında bunların aşağıya doğru planlanarak gitmesi gerekir. Yani bir ülke sabah kalkıp ‘Ben kıtalararası balistik füze yapmak istiyorum’diyerek çalışmaya başlar,üç gün sonra hobaaa diyerek ortaya çıkmaz.

Uzmanımız diyor ki,

“Çünkü niye yaptın diye sorarlar adama. O zaman niye yaptığının cevabı 'çünkü yapabiliyorum' olur. Fakat Japonya, Norveç, Almanya, İtalya da bu füzeleri yapma kabiliyetine sahipler ancak yapmıyorlar. Çünkü bunun sebebi var. Öncelikle dünyaya böyle bir pencereden bakmıyorlar. İtalya'nın Avustralya'da ya da Japonya'da böyle hedefi yok ya da böyle bir teknoloji yapabilecek olan Norveç'in Yeni Zelanda veya ABD'de bir hedefi yok. Bu nedenle böyle bir işe girmiyorlar. Biz Akdeniz'de sondaj yapamayan, Ege'de Yunanistan'ın çöktüğü adalara sesini çıkaramayan bir ülkeyiz”

Gelelim işin ekonomik boyutuna.

“Gerçekten hakkıyla füze yapabilmek için geliştirme maliyetleri 20 ile 40 milyar dolar arasında olur. Bu sadece geliştirme maliyetleri. Füzeyi yaptıktan sonra test ve deneme çalışmaları da yine 10 milyar dolar civarında tutar. Yekûn olarak sadece programı başarılı olarak bitirmek maksadıyla 50 milyar doları gözden çıkarmanız gerekir. Bu 50 milyar dolar sadece füzenin yapımıyla ilgili olan şeyler değildir, içinde onu tasarlayacak geliştirecek insanların eğitimlerinden bu işte kullanılacak malzemenin geliştirilmesine kadar birçok katman vardır. Biz 50 milyon dolar için tank palet fabrikasını satmış bir ülkeyiz”

İşin idame boyutuna da dikkat çekelim. 

Yani füze yapıldıktan sonra konuşlanması, tabii mümkünse gizli olacak, yakınında personeli bulunacak filan... Kullanılmasa bile yıllarca bakımı yapılacak, Personeli lojmanda oturacak, kışlada araçlar... Hepsi birer maliyet.

Ayrıca ürettiğinizi MTCR (MissileTechnology Control Regime) nedeniyle satıp para kazanamazsınız.

Bu işler öyle İHA, SİHA satmaya benzemiyor.

Teknoloji meselesi de var.

Yüksek enerjili yakıt kimyası, uydu destekli güdüm, ataletsel güdüm, ısıya dayanıklı kompozit malzeme, mikro elektronik bileşenler...

Uzmanımızın değerlendirmeleri önemli, son cümlelerini aktarıp yazımıza noktayı koyalım.

“Bunların bir bölümünde dışa bağımlıyız. Yapamaz mıyız? Kesinlikle yaparız. 

Ancak şartı var: 

Önce, eğitimi görünürde modern olmak yerine özünde modern yapıp çağı yakalayan genç bireyler ve toplum yetiştireceksin. Sonra doğru hedefler belirleyip eko sistemler oluşturacaksın. Uygun finansmanı sağlayıp sonuç isteyeceksin. Yok bir sabah kalkar Türkiye'nin kıtalararası balistik füzesi olduğunu görünce 'nasıl yani, gerçek mi?' diye tartışmaktan kendimizi alamayız. 3 oy için kendimizi emperyallere yem ederiz. Tekrar başa dönelim, Türkiye'nin kıtalararası balistik füzesi olmalı mı? Gereksiz... 2 bin 500-3 bin kilometre menzilli seyir füzeleri neredeyse tüm ihtiyacımıza cevap verir. O nedenle kaynaklar bulunduğunda bu ve hava savunma seçeneklerine yöneltilmelidir”