Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
50,6159
Dolar
Arrow
43,3043
İngiliz Sterlini
Arrow
58,3506
Altın
Arrow
6142,8957
BIST
Arrow
10.729

Tohum ekildi, kan biçiliyor: IŞİD

Aynı dine inanıyor, aynı kitabı okuyor, aynı peygamberin adını anıyorsunuz ama birileri sizi kâfir ilan ediyor. Size yaşam hakkı tanımıyor. Ölümünüzü meşru görüyor.

Peki, bu durumda gerçekten “aynı dine” mi mensupsunuz?

Üzerinde “İslam” yazan bir inançtan söz ediliyor. Ama bu topraklarda, İslam adına insanlara yaşam hakkı tanınmıyor. Kur’an okuyorsunuz; nafile. Peygamber’in adını hürmetle anıyorsunuz; boşuna. Çünkü birileri için ölçü ne Kur’an’dır ne de Peygamber. Ölçü, kendi kurdukları karanlık düzen.

Bu yeni bir hikâye değil. Müslümanlar, yüzyıllardır bu karanlığa tanıklık ediyor. Birileri yürüdüğü yola “cihat” dedi. Allah adına konuştu, fetva dağıttı. Kendini Allah’ın yerine koydu. Müslümanları “aslında Müslüman olmadıkları” gerekçesiyle öldürdü. Ve geriye yalnızca kan bıraktı.

Hz. Ali’yi öldürenler kimdi?

Din düşmanları mı?

Hayır.

“Kâfir” diyerek Müslüman öldüren, Müslümanlardı.

O yüzden soruyu yeniden soralım: Müslümanlar, Müslümanlardan ne çok çekti, değil mi?

Geçtiğimiz haftalarda basına bir haber düştü. IŞİD’e yönelik bir operasyon yapılmıştı. Altı IŞİD mensubu öldürülmüş, üç polis hayatını kaybetmişti. Operasyonun nasıl yürütüldüğüne dair eleştiriler yapıldı. Bunlar elbette önemli. Ama asıl mesele bu değil.

Asıl mesele şu: IŞİD bu topraklarda bir “örgüt” olarak mı var, yoksa bir “zihniyet” olarak mı?

Bu sorunun cevabını aramak için, operasyonda öldürülen isimlerden biri olan Zafer Mutlu’nun yakınlarıyla konuştum.

Anlatılan tablo sarsıcıydı. Hikaye şöyle başlıyor: Yirmili yaşlarının başında, yoksul bir ailenin çocuğu. İnşaatlarda çalışan, saz çalıp türkü söyleyen, kendi hâlinde bir genç. Ta ki bir “dini çevre”yle tanışana kadar. Değişim orada başlıyor. Aile fark ediyor, uyarıyor, konuşuyor. Hukuki yollara başvuruyor. Hiçbiri sonuç vermiyor.

Sonra cezaevi süreci geliyor. Savcılık ifadesinde rejimi “tağuti” ilan ediyor. Askeri, polisi kâfir sayıyor. Oy kullanmayı ve askerliği küfür olarak görüyor. Buna rağmen tahliye ediliyor. Muhtemelen söyledikleri yalnızca “fikir” kabul ediliyor. 

Oysa bu bir fikir değil. Bu, doğrudan bir tehdittir.

Zafer Mutlu’nun da dahil olduğu söz konusu çevre/cemaat kamuoyunda selefi-cihatçı görüşleriyle biliniyor. Devleti küfürle, imamları şeytanla özdeşleştiriyorlar. Resmî açıklamalarda IŞİD’i kabul etmediklerini söylüyorlar. Ama Suriye işgal sürecinde IŞİD’i destekleyen açıklamaları da herkesin malumu.

Zafer Mutlu bu yapının içinde kalıyor. Onların mescitlerine gidiyor. Ailesine açıkça şunu söylüyor: “IŞİD’i araştırdım, haklıymış.”

Bir süre sonra ailesini de kâfir ilan ediyor. Ölümle tehdit ediyor. Ailenin cemaatle yüz yüze görüşmesi de sonuç vermiyor. Aksine, tehdit bu kez onlardan geliyor.

Şimdi durup düşünelim.

Bu yapı kamuoyunca biliniyor.  Cemaat lideri muhtelif zamanlarda hapse girip çıktı. Ama adı IŞİD olsun ya da olmasın; tekfirci bir dil ile insanları dinden çıkaran, aileleri parçalayan, devleti ve toplumu hedef alan bu zihniyet yıllardır faaliyet gösteriyor.

Zafer Mutlu’nun yakınları bu noktada çok net: Sorumlu, bu cemaat ve onun liderliği.

Hasadı görmek için beklemeye gerek yok. Tohum belliyse sonuç da bellidir. IŞİD yalnızca bir örgütün adı değil; bir zihniyetin adıdır. Kendisi gibi düşünmeyeni yok sayan, yaşam hakkını elinden alan, dini tekeline alıp Allah’ın yerine geçen her yapı bu zihniyetin parçasıdır.

Ve acı olan şu ki:

Bu tohumlar bu topraklarda az değil.

Son yaşananlar da bunu bir kez daha gösterdi.