Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Madencinin ürettiği değer kadar haber değeri yok muydu?

Eskişehir’de Doruk Madencilik’te çalışan işçiler, aylarca ödenmeyen maaşları, tazminat hakları ve kötü çalışma koşulları nedeniyle Ankara’ya yürüdü ve açlık grevine başladı. Eylem sürecinde sert polis müdahaleleri yaşanırken, gözaltılar gerçekleşti; bu sırada bazı işçiler fenalaşarak hastaneye kaldırıldı. Açlık grevi yaklaşık bir hafta sürerken işçiler alacaklarının tamamının ödenmesi, iş güvencesi ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi taleplerini sürdürdü. Son olarak İçişleri Bakanlığı koordinasyonunda işverenle yapılan görüşmelerde uzlaşma sağlandı ve işçilerin haklarının belirli bir süre içinde ödeneceği taahhüt edilince eylem sona erdirildi. 

Kamusal görünürlük, hak mücadelesinin temel koşullarından biridir. Görünmeyen talep, kamuoyu oluşturamaz ve tartışılamaz; tartışılamayan talep ise kolayca yok sayılır. Doruk Madencilik işçileri bu nedenle Eskişehir’den Ankara’ya günlerce yürüyerek bu zinciri kırmak istedi. Çünkü görülmek istediler. Başkentin ortasında bakanlığa ulaşmaya çalışarak “Açız, yoksuluz” diye feryat ettiler, açlık grevine başladılar. Çünkü duyulmak istediler. Ardından polis müdahalesi geldi, gözaltılar yaşandı ama çoğu ana akım ekranı, ta ki bakanlık açıklama yapana kadar onları görmemeyi, duymamayı ve duyurmamayı tercih etti. 

Ana akım medyada madenci eylemi ya hiç yoktu ya da “kısa bir asayiş notu”ndan ibaretti. Eylem günlerce sürmesine rağmen birçok büyük televizyon kanalı yürüyüşü ve açlık grevini haberleştirmedi; yalnızca işçiler bakanlıkla görüşme aşamasına geldiğinde, o da çoğunlukla resmi açıklamalar üzerinden sınırlı biçimde veya “asayiş bozucu” haliyle ekrana taşındı. Eylem nadiren ekrana geldiğinde madencilerin yasal hakları,  ücret talebi ya da çalışma koşullarına değil; müdahale, gözaltı, gerginliğe odaklanıldı. Yani izleyiciye sunulan çerçeve, madencilerin neden olduğu bir “düzen ve asayiş sorunu” idi. İşçinin neden ve neyin sonucunda yürüdüğü değil, yürüyüşün yarattığı “sorun” anlatıldı. İçerik, “Bakanlık devrede/süreç yönetiliyor” şeklinde resmi açıklamalara indirgendi. Az sayıdaki bağımsız/muhalif medya ile dijital platformlar bu boşluğu doldurmaya çalıştı.

Medyanın madencileri temsili, sunumu ve gündeme alış biçimi tabi ki bir seçim mekanizması dahilinde gerçekleşiyor. Çünkü aynı medya düzeni, madencilik sektörü söz konusu olduğunda bambaşka ve seçici bir dili ustalıkla kurabiliyor: ihracat hedefleri, milyar dolarlık potansiyeller, yatırım fırsatları… Nitekim sektör haberlerinde madencilik, Türkiye’yi 10 milyar dolar ihracat eşiğine taşıyacak stratejik bir alan olarak sunuluyor (TRT Haber). Madenin içindeki işçi konuşmaya ve yürümeye başladığında, görüntü ve ses kesiliyor. 10 milyar dolarlık hedefin ve değerin üreticisi olan madenci, ödenmeyen ücretleri ve gasp edilen hakları için yürümeye başladığında, medya sistemi haberi düşük öncelikli veri olarak kodluyor. Çünkü işçinin talebi, sermayenin parıltılı anlatısını bozuyor.

Bu çerçeveleme tesadüfi değil; medyanın mülkiyet yapısı ve ekonomik-politik bağımlılık ilişkileriyle doğrudan bağlantılı. Büyük holding yapıları içinde konumlanan medya kuruluşları için “yatırım iklimi”, “piyasa güveni” ve “istikrar” söylemleri merkezdeyken, emeğin çatışmalı dili sistematik olarak periferide tutuluyor. Madencinin çığlığı algoritmik ve editöryal filtrelerden geçemediği için dolaşıma sokulmuyor. Madenci eylemi bize Türkiye’deki medya gruplarının toplumsal dinamikleri ve talepleri sunmak yerine, etkileşim ve sermaye uyumlu içerik üretmeye programlandığını bir kez daha kanıtlamıştır.

Sonuç olarak medya, yer altında 10 milyar dolarlık değer üreten madenciyi eylemiyle değil, günler sonra bakanlık açıklamalarından sonra tanımlamıştır. Ana akım medyadaki haberlerde kullanılan kelimeler; odağı işçinin haklı talebinden, “bozulan düzene, asayişe” kaydırmıştır. Maden, ekonomi bültenlerinde yatırım fırsatı olarak işlevselleştirilirken; madenci, ana haber bültenlerinde sadece bir “asayiş sorunu” olarak kategorize edilmiştir. Bu sistemde madencinin çığlığı, düzen için riskli bulunan bir içerik olarak gündemin aşağısına itilmiştir. Yerin altındaki ağır emeği görmeyi reddeden medya düzeni, bu haliyle sermayenin halkla ilişkiler aygıtına dönüşmüştür. Buna rağmen madencilerin mücadele, umut, örgütlenme ve direnişi yerüstüne taşımalarını ve geniş bir kamuoyu oluşturmalarını engelleyememişlerdir. Madenciler fenerleriyle medyanın o sahte “parıltılı sistem dünyasından” sızarak sömürü ve eşitsizlikleri gözönüne sermeyi başarmıştır. Çünkü hayatın yalın gerçeğinde, milyar dolarlık ihracat masallarını parlatan medya anlatısı, madencinin alın terinden süzülen gerçeği taşıyamayacak kadar sahtedir.