Yunanistan Savunma Bakanı Dendias geçenlerde çıktı dedi ki;
“Ege'yi bugüne kadar yaptığımızdan çok daha iyi koruyacağız, ancak bunu çok daha karmaşık bir şekilde yapacağız. Bunu füzelerle, insansız deniz araçlarıyla, denizin yüzeyindeki daha küçük gemilerle, aynı zamanda su altındaki insansız deniz araçlarıyla da yapacağız. Böylece Ege'nin güvenliğini geçmişe göre çok daha ekonomik bir şekilde sağlayacak ve en büyük platformlarımızın hareket özgürlüğünü ve caydırıcılığını güvence altına alacağız”
Anlaşılan Yunanistan, Ege'de yeni bir strateji arayışına girmiş. Bakanın cümleleri süslü, açıklamasının tonu da gayet iddialı:
“Ege’yi daha iyi koruyacağız, ama daha karmaşık bir yöntemle”
Gelin şöyle bir yakın gözlüğümüzü takalım.
Cümleleri, ilk bakışta çağdaş askeri düşüncenin bir ürünü gibi duruyor olsa da biraz dikkatle bakıldığında, bunun 21. yüzyıl terminolojisiyle yazılmış eski bir hikâye olduğunu görebiliyoruz.
Son gelişmelerle birlikte Doğu Akdeniz ve Ege’de giderek sertleşen jeopolitik rekabet, yeni bir aşamaya geçince Atina'dakilerin de “güncelleme” yapmanın telaşına düştüğü belli.
Burada mesele yalnızca savunma değil; aynı zamanda algı, caydırıcılık ve güç projeksiyonu.
Yani Dendias'ın sözünü ettiği teknoloji yeni ama niyet eski...
Değişen sadece araçlar; değişmeyen ise Yunanistan'ın Ege'deki tarihi hesabı.
Bugün “karmaşıklık” adı altında sunmaya çalıştığı aslında stratejik bir zorunluluğun estetik bir ambalajla servis edilmesi.
Başkaca da bir şey değil.
Bu ambalajın altında yatan gerçeğin teknik olmaktan ziyade siyasi olduğunun farkındayız.
Yani asıl mesele güvenlik mi,kontrol mü?
Ege, Yunanistan için hiçbir zaman sadece güvenlik meselesi olmadı. Tarihsel olarak egemenlik, deniz yetki alanları ve hava sahası tartışmalarıyla iç içe geçti.
Bu nedenle “Ege’yi daha iyi koruyacağız” ifadesi, teknik bir savunma cümlesinden çok daha fazlasını içeriyor.
Cümlelerinde örtük bir iddia var; Ege üzerinde daha etkin bir kontrol kurma arzusu.
Şöyle biraz daha yakından bakalım.
Dendias'ın ortaya koyduğu modelin bileşenleri son derece etkileyici; insansız sistemler, deniz unsurları, ağ merkezli füze sistemleri, deniz altı platformları… Bunların hiçbiri yanlış değil. Hatta aksine, modern savaşın doğasına uygun unsurlar.
Ancak meselenin doğruluktan değil, bağlamdan uç verdiğini söyleyelim.
Çünkü Dendias'ın açıklaması bir askeri doktrin sunumu değil.
Açık bir siyasi niyet beyanı.
Ege’de “koruma” kavramının hiçbir zaman yalnızca savunmayı ifade etmediğini zaten biliyoruz. Bu kavram Yunanistan için, 'egemenliğimi genişletiyorum'dan gayrı bir anlam taşımaz.
Kullanılan dil ne kadar teknik olursa olsun, verilen mesaj siyasidir. Mesajın yalnızca Türkiye’ye değil, aynı zamanda Batı ittifak sistemine yönelik olduğunun altını kalın kalemle çizelim.
Burada, Yunanistan için strateji mi yoksa mecburiyet mi sorusu gündeme geliyor.
“Karmaşık savunma” modelini, ilk bakışta sofistike bir tercih gibi sunmuş, oysa bu yaklaşımın arkasında yatan temel motivasyonun, kapasite sınırlılığı olduğunu biliyoruz.
Belli ki Dendias'ın sözünü ettiği; alanı sadeleştirmek yerine karmaşıklaştırarak, Yunanistan'ın gücünü büyütmek yerine dağıtmak... Yani, rakibin avantajını ortadan kaldıramadığı noktada maliyetini yükseltme taktiği diyelim biz ona.
Bu, uluslararası ilişkiler literatüründe bilinen en eski reflekslerden biri; zayıfın stratejisi.
Ancak burada kritik bir nokta var. Zayıflık üzerine kurulan stratejilerin, sürdürülebilirlik sıkıntısı olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bu tür sistemlerin dengeden çok geciktirme üzerine inşa edilmesi, ilk ciddi baskıda kırılmaları da beraberinde getirir.
Yani, karmaşıklık, her zaman dayanıklılık anlamına gelmez. Bazen sadece kırılmanın daha zor fark edilmesini sağlar.
Dendias'ın açıklamasında dikkat çeken bir diğer unsur, Ege dışına taşan referanslar...
Karadeniz’den Ortadoğu’ya, enerji hatlarından Arktik rotalara kadar uzanan geniş bir çerçeve çizmiş.
Aslında açıklamalarının bir güvenlik analizinden çok Yunanistan'ı yeniden konumlandırma çabası olduğu hemen göze çarpıyor. Mesaj açık, “Ben yalnızca Ege’de bir aktör değilim. Küresel oyunun içindeyim”
Bunun içeriden çok dışarıya yönelik olduğundan kuşku yok, amacı Batı dünyasının stratejik algısında yer edinmek ve kendini “vazgeçilmez ortak” olarak konumlandırmak.
Yani, algı yönetimi, ittifak ilişkileri ve stratejik iletişim filan...
Yunanistan’ın yaptığı tam olarak bu; yerel rekabeti, küresel bir güvenlik meselesi gibi sunarak öne çıkmak.
İnsansız sistemler, yapay zekâ destekli ağlar, düşük maliyetli caydırıcılık…
Bunlar modern savaşın vazgeçilmez araçları. Ancak araçlar, her zaman güçlü bir stratejinin yerini tutmuyor. Yakın tarihte bunun onlarca örneğini gördük.
Ne yazık ki bugün teknolojiye duyulan güven, çoğu zaman stratejik düşüncenin yerini almış durumda.
Biz ona bir çeşit teknoloji fetişizmi, diyelim.
Amacı Türkiye ile güç dengesi kurmak değil. Bu zaten mümkün de değil. Asıl niyeti çok daha gerçekçi; Türkiye’nin hareket alanını maliyetli hale getirmek.
Bunun, doğrudan rekabet edemeyen aktörlerin başvurduğu klasik bir yöntem olduğunu biliyoruz, yıpratma üzerinden caydırıcılık...
Yani rakibi durduramazsan, onu yavaşlatırsın.
Engelleyemezsen, bedel ödetirsin.
Bu tabloyu değerlendirirken asıl dikkat edilmesi gereken nokta, karşı tarafın ne yaptığı değil, Türkiye’nin ne yapamadığıdır. Türkiye son yıllarda dış politikada ciddi bir savrulma yaşıyor. Stratejik tutarlılığı zayıfladı, yönelimleri konjonktürel hale geldi, ittifak ilişkileri ise güven üretmekten uzaklaştı.
Bakıyoruz ki durduk yere Batı ile gerilim, ertesi gün normalleşme… Sonra bölgesel güç vurgusu, derken içe kapanma! Bir gün sert söylem, ardından tornistan…
Bu dalgalı hat, karşı tarafın strateji üretmesini kolaylaştırıyor. Çünkü öngörülemezlik, bazen caydırıcılık olarak değil, zafiyet olarak değerlendirilebiliyor.
Ege’de mesele yalnızca askeri kapasite değildir. Asıl mesele stratejik iradedir.
Bu irade de tutarlılık gerektirir. Ege’de dengeyi belirleyen şey sadece sahip olunan araçlar değil. O araçları kullanma kararlılığıdır.
Bugün Türkiye'deki mevcut iktidarda böyle bir irade ve kararlılık var mı? Buraya büyük bir soru işareti bırakıp yazımıza noktayı koyalım.
Çok Okunanlar
Usulsüzlük iddialarına resmi cevap geldi: 'Kuralar noter huzurunda yapıldı'
Trump’tan İran’a: Bir an önce akıllanmaları gerek
Malumun ilanına kızılca kıyamet
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran bugün 20 bin çalışanla görüşecek
Bornova'daki TIR faciasına ilişkin savcılıktan açıklama
İçişleri Bakanı Trump'a yazılan bu mektupla da ilgilenir mi?
'Cumhur ittifakı daha güçlü bir CHP iktidarı için yardımcı oluyor'
Emekli Amiral Cem Gürdeniz'den 'İzmir'deki TIR kazasına dair' önemli tespitler
Nurullah Efe Ankut adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı
Dev derbiyi yöneten Yasin Kol'un aldığı not ortaya çıktı