Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en keskin virajlarından birinde uçuruma doğru savrulurken rejimin güvenlik bürokrasisi, yargı aygıtı, Harbiye açık hava sahnesinden yükselen kahkahaların peşine düştü.
Komedyen Deniz Göktaş’ın, sahnelediği ve dijital mecralarda 10 milyondan fazla insanın seyrettiği “Ölü Deniz” gösterisinde yaptığı espriler bahane edilerek havalimanında ters kelepçeyle gözaltına alınması, sonrasında apar topar tutuklanması, zinhar hukuki aşırılık ya da adli bir tasarruf olarak okunmamalı.
Peşinen söyleyelim, Deniz Göktaş’ın halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrikle ve cumhurbaşkanına hakaretle suçlanması sadece bir mizah sanatçısının susturulması gayreti değildir; bu hamle, Saray’ın memlekette giderek derinleşen ekonomik ve sosyal buhranı idare edebilmek için attığı milimetrik bir siyasi mühendislik adımıdır.
Lafı uzatmadan söyleyelim, karşımızda, iktidarını kaybetme korkusuyla yanıp tutuşan bir yapı bunuluyor ve bütün mesele de burada düğümleniyor.
İktidarın kamuoyuna sunduğu gerekçelerin çok ötesinde iki temel amacı olduğunu söyleyebiliriz.
Birincisi, siyasal İslamcıların klasik yaklaşımı; ekonomik ve sosyal çözülmeye din iman retoriği mani olmak, tabanını tahkim etmek!
Memleketin içinde bulunduğu derin buhran, mutfaktaki yangın, hayat pahalılığı ve giderek artan fakirlik, iktidarın kemik tabanında ciddi bir çözülmeye yol açmış vaziyette.
Metropol’ün son araştırmasıyla açık seçik ortaya çıktı.
Yurdum insanının yüzde 75'ine göre ekonomi kötüye gidiyor.
Yani, şikayetçi olan sadece muhalefet değil.
Bunun içindeki AKP'lilerin oranı yüzde 53,4.
Her iki kişiden biri...
Cumhur İttifakı'nın diğer bileşeni MHP seçmeninin yüzde 67,4”ü de aynı görüşte.
Belli ki bu ve benzeri araştırma sonuçları, Saray'da alarm zillerinin çalmasına neden olmuş. Trump'ın uçak motorlarıyla Ankara'ya gelmesi de NATO zirvesine yapılan ev sahipliği de vaziyeti kurtarmaya yetmiyor.
Mızrağın artık çuvala sığmadığı ortada.
İktidarın derdi memleketin içinde bulunduğu, artık saklanamaz ve sürdürülemez hale gelen derin ekonomik krizin yarattığı toplumsal çözülmeyi durdurmak. Akaryakıttan ekmeğe, kiralardan elektrik, su faturalarına kadar her alanda yaşanan muazzam enflasyonist dalga, yirmi yılı aşkın süredir sadakat testinden geçirdiği kemik tabanında ilk kez bu denli büyük bir çatırdamaya yol açtı.
Mutfaktaki yangın, Anadolu’nun muhafazakar kalelerinde sönmeyen bir öfkeye dönüştü. İktidar blokunun altındaki zemin kayıyor.
Deniz Göktaş’ın kutsal metinler ve dini pratikler üzerine yaptığı esprilerin cımbızlanarak 185 suni CİMER başvurusuyla bir “ulusal tehdit” gibi sunulmasının tam da bu amaca hizmet ettiğine vurgu yapalım.
Gördük ki iktidar ekonomik enkazı tartışmak yerine, “Dinimiz ve kutsallarımız elden gidiyor” algısını suni bir şekilde sahneye sürdü. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın adeta yargıyla eşgüdümlü hareket edercesine Cuma hutbesinde “mizah adı altında kutsalların alaya alınmasını” hedef göstermesi, bunun en somut delili!
Ez cümle, kendi tabanına, “Aç olabilirsiniz, yoksul kalabilirsiniz ama bakın, maneviyatımıza saldırıyorlar; o halde bayrak ve iman etrafında birleşmeliyiz” mesajı veriliyor. Çözülmeye başlayan kitleler, suni bir kültür savaşı laboratuvarında yeniden dizayn edilerek inanç ekseninde hizalandırılmak isteniyor.
Zaten, oğlan kendi ağzıyla söyledi, ben Alevi ve komünist bir aileden geliyorum diye...
Yetmez mi, daha ne desin! Bu cümle üzerinden kendi seçmeninin kahir ekseriyetini meydana getiren Sünni tabanın sinir uçlarına basmak...
Bundan iyisi Şam'da kayısı olmaz mı?
Hesabın bir bölümü bu.
İktidarın ikinci, belki de uzun vadeli bekası açısından en hayati amacı ise her geçen gün sarsılan, tabanında ve uluslararası arenada yıpranan “dokunulmaz, eleştirilmez” Recep Tayyip Erdoğan kültünü pekiştirmek...
Totaliter ve otoriter rejimlerin ayakta kalabilmesi, lider figürünün etrafındaki “erişilmezlik” ve “yanılmazlık” zırhının kalınlığına bağlı olduğunu biliyoruz. Ne var ki son yerel seçimler ve anketlerin ortaya koyduğu çıplak gerçeklik, bu karizmatik otoritenin büyüsünün bozulduğunu gösteriyor.
Sokakta, medyada ve en nihayetinde mizah sahnelerinde iktidarın kurduğu hegemonya, yapı sökümüne uğruyor.
Mizah, doğası gereği otoritenin en büyük düşmanı. Otoriter rejimler tanktan, tüfekten, askeri komplolardan çok bir komedyenin esprisinden, bir karikatüristin çizgilerinden korkar.
Çünkü mizah, kralın çıplak olduğunu söyler; liderin etrafına örülen kutsallık halesini tek bir cümleyle un ufak eder.
Deniz Göktaş’ın siyasi hiciv dili, Saray’ın inşa ettiği korku duvarında gedikler açıyor.
İktidar, “Cumhurbaşkanına hakaret” sopasını bu kez bir stand-up sanatçısının Harbiye’deki sahnesine vurarak, tüm muhalefete “En ufak bir imayı, ironiyi ya da tebessümü bile en ağır şekilde cezalandırırız” mesajı vermiş oldu.
Bu tutuklama, seçim sathı mailinde muhalefetin ve sokağın özgüvenini kırmak, toplumun üzerine sinen gri mutsuzluğu kalıcı hale getirmek için yapıldı. Saray, yargıyı bir giyotin gibi kullanarak "Hâlâ her şeye muktediriz, hâlâ her istediğimizi içeri atabiliriz" imajını yayıyor ve psikolojik üstünlüğü zorbalıkla yeniden ele geçirmeye çalışıyor.
Ancak unuttukları şu; tarih, kahkahayı yasaklayan, mizahı hapsetmeye kalkan hiçbir rejimin kalıcı olamadığını yazar. Otorite ne zaman fıkraların ve şakaların peşine düşmüşse, aslında kendi sonunun yaklaştığını ilan etmiştir.
Deniz Göktaş’ın Çorlu Karatepe Cezaevi’ne gönderilmesi, iktidarın gücünü değil, tam aksine entelektüel ve toplumsal çaresizliğini, felsefi iflasını tescilledi.
Karşısındaki gencecik bir insanın zekasıyla ve kelimeleriyle mücadele edemeyen bir devlet aklı, çareyi ters kelepçede ve demir parmaklıklarda arıyor, diyerek yazımıza noktayı koyalım.
Çok Okunanlar
Hyundai Temmuz 2026 fiyatları ve kampanyaları
NATO Genel Sekreteri Rutte'den Deniz Göktaş sorusuna yanıt
Beşiktaş'ta üç oyuncu için ayrılık kararı
Kazakistan’ın saten tüylü atı Aqzhan gündemde
ABD’de 4 Temmuz’un simge karesi tartışılıyor
Redmi Note 17 serisinin tasarımı ortaya çıktı
Milimetrik seçim mühendisliği...
‘NATO’ya karşı olmak devrimciliğin ve vatanseverliğin temel kriteridir’
Ford Otosan’ın Koçfinans hamlesi ne anlatıyor?
Barış Pehlivan'dan Furkan Torlak hakkında dikkat çeken açıklamalar