Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
56,0613
Dolar
Arrow
48,0884
İngiliz Sterlini
Arrow
65,5292
Altın
Arrow
7239,5101
BIST
Arrow
14.506

'Selam-şahaneye' mahzar olunca...

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Cumhuriyet’teki röportajı okuduğumda aklıma şu soru takıldı:

Özgür Özel, çerçeve yasayı mı savunuyor, yoksa “barış” ve “silahsızlanma” gibi itiraz edilmesi neredeyse imkânsız ahlaki kavramların arkasına sığınarak o yasanın tartışılmasını mı imkânsızlaştırıyor?

Çerçeve yasaya verdiği “evet” oyunu açıklamaya çalışırken, “Ülkeyi yönetmeye talip olan bizler PKK’nin silah bırakmasına nasıl ‘Hayır’ diyeceğiz?” dedi.

İşte sorun tam burada.

Meclis’te “PKK silah bıraksın mı, bırakmasın mı?” diye bir oylama yapılmadı ki!

Milletvekillerinin önünde, terör örgütünün silahsızlanmasının hangi hukuki çerçevede gerçekleşeceğini, kimleri kapsayacağını, hangi kurumların hangi yetkileri kullanacağını, uygulamanın nasıl denetleneceğini ve devletin hangi yükümlülükleri üstleneceğini belirleyen bir düzenleme konuldu.

Özgür Özel, sapla samanı itinayla karıştırıyor. Böylece yurdum insanı kolayca yiyebilsin, o da üç beş slogan cümle ile vaziyeti idare etsin!

Yasayla, yasanın amacını birbirine eşitleme kurnazlığı da diyebiliriz.

Oysa demokrasilerde amaç başka, araç başkadır.

Silahların bırakılmasını istemek başka şeydir; silahların bırakılması gerekçesiyle önünüze konulan her hukuki düzenlemeye “evet” demek başka.

Dahası Özgür Özel, aynı röportajda “duygularla değil, ilkelerle davranmak zorundayız” diyor.

Peki hangi ilke bu?

Bir yasanın içeriğini, yetki sınırlarını ve denetim mekanizmalarını tartışmadan, ilan edilen nihai amacına bakarak desteklemek mi?

Eğer buysa, yarın aynı yöntemle önünüze anayasa değişikliği geldiğinde ne diyeceksiniz?

Nitekim başka bir soruya cevap verirken “bu işin bir anayasa değişikliğine evirilmemesi gerektiğini başından beri söylüyoruz” diyor.

Güzel...

Ama yarın iktidar çıkıp “Bu anayasa değişikliği sürecin gereğidir” derse?

“Barışın önünü mü keseceksiniz?”

“Silahların bırakılmasına karşı mısınız?”

“Terörün bitmesini istemiyor musunuz?”

İşte o zaman bugünkü siyasi argümanı duvara toslamış olacak.

Çünkü bugün “PKK’nin silah bırakmasına nasıl hayır diyeceğiz?” sözleriyle bir hukuki düzenlemenin sorgulanmasını ahlaki bakımdan imkansız hale getirmeye çalışırsan, yarın aynı ahlaki baskıyı sana yöneltecek olanlara karşı elinde çok fazla seçenek kalmaz.

Bir de 'selam-şahaneye mahzar olma' meselesi var.

Ruşen Çakır aktardığı zaman öğrenmiş olduk; 1 Ağustos’taki İmralı görüşmesinde Öcalan, “Özgür Bey’e özel selamlar. Bir yetkilisi Meclis İzleme Kurulu’na katılmalı. Ben bu kurulu CHP için dayattım” demiş sonra da eklemiş, “Hukuk ve demokrasi kanalını açmak herkes için, hele sizin için son şanstır demelisiniz. Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer”

Mesele yalnızca “Özgür Bey’e özel selamlar” değil. Burada aynı zamanda Özgür Özel’e siyasi bir mesaj ve yönlendirme de söz konusu. CHP'nin Meclis İzleme Kurulu'na temsilci vermesini istiyor ve bunu kendi siyasi değerlendirmesiyle gerekçelendiriyor.

Peki, Özgür Özel'den nasıl bir cevap geldi?

“Genel olarak ben demokrasinin yolunu cezaevlerinden, şehirlerden değil; TBMM’den geçiririm. Şu cezaevinden geçmez, buradan geçer değil; eğer demokratik bir cumhuriyet olacaksak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden, sandıktan geçer” dedi.

Yani, yine kendi siyasi karakterine benzeyen birkaç cümle ile idare-i maslahat vaziyeti...

Mesela neden, daha açık bir sınır çizmedi?

Verebileceği cevap aslında son derece basitti:

“Ben bir terör örgütü lideri benim muhatabım olamaz, dolayısıyla İmralı'dan gelen selamı almam”

Neden böyle bir cümle kurmadı, kuramadı?

Neden Öcalan’ın selamını, siyasi açıdan mesafe konulması gereken bir mesaj olarak görmedi?

Mesele, sadece seçimlerde Kürtlerden gelecek üç, beş oy değil. Atlantik ötesinde kurgulanan büyük oyunun bir parçası olmak için can atıyor ki emperyalist efendiler kendisine iktidar bahşetsin!

Meselenin teorisine bakarsak, elbette silahların bırakılması için devletin muhatap olduğu süreç ile bir siyasi partinin terör örgütü lideriyle kurduğu varsayılan siyasi ilişki birbirinden ayrılmalıdır.

Ama tam da bu nedenle sınırın açıkça çizilmesi gerekir.

“Silah bırakılmasını istiyorum” demek başka;

“Bu sürecin meşruiyetini sağlayan siyasi irade TBMM’dir” demek başka;

“Bir terör örgütü liderinin selamını siyasi bir muhataplık olarak kabul etmiyorum” demek ise bambaşka bir şeydir.

Özgür Özel’in röportajında bir başka cümle daha dikkat çekiyor:

“Terörün bitmesi, silahsızlanma konusunda ‘evet’ oyu verdik, demokratikleşmenin mücadelesini vereceğiz.”

Peki neden demokratikleşme ile silahsızlanmayı aynı siyasi paket içinde birbirinin güvencesi haline getiriyorsun

Demokratikleşme, terörün bitmesinin ödülü değil ki! Hukuk devletinin, silahların bırakılması karşılığında verilen bir taviz olmayacağını, az buçuk siyaset okur yazarlığı olan herkes bilebilir.

Bugün silahların bırakılması adına hukuki sınırları esnetirsen yarın demokrasiyi güçlendirmek için hangi zemine dayanacaksın?

Asıl mesele burada.

Silahların susmasına itiraz eden yok. Kaldı ki bugünün ahval ve şeraiti içinde bunun bir garantisi de yok...

Silahların susması ile bunun için hazırlanan yasa aynı şey değildir. Birincisine destek vermek, ikincisini sorgulamaktan vazgeçmeyi gerektirmez.

Tam tersine…

Silahların bırakılması ne kadar büyük bir amaçsa, onun hangi hukukla kurulacağı da o kadar büyük bir meseledir. Özgür Özel’in “PKK’nin silah bırakmasına nasıl hayır diyeceğiz?” sorusunun eksik tarafı işte budur, diyerek yazımıza noktayı koyalım.