Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
54,0171
Dolar
Arrow
47,3826
İngiliz Sterlini
Arrow
62,7668
Altın
Arrow
6163,1174
BIST
Arrow
10.729

Avrupa’da yükselen popülist partiler ve liberalizm

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Ekim Devrimi’nin önderlerinden Troçki, faşizmi; tekelci sermayenin toplumu totaliter tarzda örgütlemesi olarak tanımlar. Tekelci, büyük sermaye çevreleri, otoriter bir siyasal iktidar olmadan kârlarını koruyamayacaklarını bilirler. O nedenle faşizm; kapitalist güçler, büyük burjuvazi, tekelci sermaye çevreleri ve büyük toprak sahipleri tarafından desteklenir. Faşizmin, dünyanın başına açtığı belaları, 2. Dünya Savaşı öncesindeki dönemden biliyoruz. 

2. Dünya Savaşı sonrası dönem, kapitalizmin altın çağı olarak anılır. Büyüme oranları yüksek, işsizlik oranları düşüktür. Ücretler reel düzeyde artmıştır. Sosyal haklar genişlemiştir. Refah devletine yönelik talepler canlıdır. Sosyal devlet arayışları etkilidir. Bu dönemin sonunu, 1970’li yıllardaki birikim rejimi ve ekonomik krizler getirmiştir. 

Günümüzde, Avrupa’da, 2. Dünya Savaşı öncesindeki faşist partilerin adeta ardılı olarak tanımlanabilecek partiler oylarını artırmaktadır. Almanya, Fransa, İtalya bunun tipik örnekleridir. Bu partiler; yoksulluğu, işsizliği, yabancı, göçmen, Müslüman, Ortadoğulu karşıtlığını, merkez sağ ve merkez sol partilerin beceriksizliğini öne çıkarmakta, Avrupa Birliği’ne şüpheci, eleştirel yaklaşmaktadırlar. Uzun yıllar boyunca siyasette öne çıkan siyasal seçkinlere karşı sert bir dil kullanmaktadırlar. Hem ABD Başkanı Trump’tan hem de Rusya lideri Putin’den destek görmektedirler. Normalde sol partilerin seçmen tabanını oluşturan kitlelerden de büyük sermaye çevrelerinden de, ciddi destek almaktadırlar. Tekelci sermaye çevreleri, bir yandan bu partilerin sırtını sıvazlarken, bir yandan da vahşi kapitalizmi, azgın liberalizmi savunan liberal demokrat ve onlardan pek de farkı kalmayan sosyal demokrat partilere göz kırpmaktadırlar.  Fransa ve Almanya dışında, İtalya’dan İngiltere’ye örnekleri çoktur bunların…

Popülist iktidarları destekleyen, otoriter yönetimleri savunan büyük sermaye çevreleri, bir yandan da yerelleşmeyi desteklemektedirler. Çünkü ulusal olanın, kamusal olanın, toplumsal olanın zayıflaması, merkezi devletin güçsüzleşmesi, yerelin öne çıkması, büyük sermayenin lehinedir. 

Neden mi? 

Şundan.

Liberalizmde devlet piyasayı denetlemez. Tersine, piyasa, devleti ve toplumu denetler, yönlendirir. Liberal bir düzende devletten beklenen, piyasa lehine, sermaye adına davranmasıdır, siyasete, topluma, hukuka müdahale etmesidir, yasal düzenlemeler yapmasıdır. Devletin, piyasa nam ve hesabına hukuksal ve kurumsal düzenlemeler yapması beklenir liberal bir düzende. Toplumun, piyasa toplumu olması, yurttaşın tüketici, müşteri ve müteşebbis olması beklenir. Rekabet esas olduğundan, yurttaşlar da girişimci ve rekabetçi olmalıdır. Devlet de desteklemeli ve özendirmelidir. 

Liberallere göre devlet; yurttaşları, piyasanın acımasızlığından, vahşi kapitalizmden korumakla yükümlü değildir. Tersine, devlet; yurttaşların birer girişimci olarak piyasada yer edinmelerini ister, yurttaşları buna özendirir. Devlet, o nedenle sermayeyle birlikte hareket eder, sermayenin emrinde çalışır. O yüzden liberalizmde örgütsüz, sendikasız, ucuz emek tercih edilir. Ücretler baskılanır. Tarım kesiminde tarımsal destekler asgariye indirilir. Grevler, sudan bahanelerde yasaklanır. 

Liberalizm; devletin piyasanın taleplerine göre şekillendirilmesini, örgütlenmesini, hareket etmesini, piyasanın devleti yönetip, yönlendirmesini savunduğundan, liberallerin kafasındaki siyaset – ekonomi ilişkisi yanında, siyaset – hukuk ilişkisi de sorunludur. Onlara göre, hukuk, sermaye lehine işlemelidir. Mülkiyet hakkının dokunulmazlığının bekçiliğini yapmalıdır. Serbest ticaret, serbest rekabet, serbest piyasanın önündeki tüm engelleri kaldırmalı, engel olmak isteyenleri de hemen ve şiddetle cezalandırmalıdır. Sermayenin beklentilerine, taleplerine göre davranmalıdır. Hukuktan beklenen öncelikle budur. 

Özetle liberalizm; kimlik siyasetini öne çıkarmasıyla, yurttaşı müşteri olarak görmesiyle, devletin sosyal niteliğini tasfiye edip, devleti sermayenin emrine vermesiyle, toplumsal, kamusal, ulusal olanın karşısındadır. Sol liberallere de, milliyetçi liberallere de, muhafazakâr liberallere de bunu anımsatmak gerekir.