Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
50,2187
Dolar
Arrow
42,7494
İngiliz Sterlini
Arrow
58,2167
Altın
Arrow
6587,8112
BIST
Arrow
10.729

Jön Türk Devrimi, Türk Dünyası ve Türk Yurdu Dergisi

Osmanlı Devleti’nin son döneminde, 1908’de ilan edilen II. Meşrutiyet’in, diğer adıyla Jön Türk Devrimi’nin, Türk tarihinde özel, özgün, önemli bir yeri vardır. Bir yönüyle Devlet-i Aliyye’nin yaşatılması için yapılan son hamle bir yönüyle de Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya’nın tanımıyla, Cumhuriyet öncesi bir siyaset laboratuvarıdır. 

1908 Jön Türk Devrimi, basın tarihimiz açısından da önemlidir. Çünkü basında sansür kaldırılmıştır. Basında, nicelik ve nitelik açısından büyük gelişmeler yaşanmıştır. Düşünsel zenginlik ve çeşitlilik artmıştır. Dış gelişmelerin, iç siyasette artan ağırlığına koşut olarak, dış politikanın basının gündemindeki yeri daha da önem kazanmıştır. Osmanlı Devleti’nin yaşadığı bunalıma çare arayan kadroların tercihlerinin de etkisiyle, dış dünyaya ilişkin haber ve yorumlar çoğalmıştır. 

O dönemde, 1911’de, büyük bölümü İttihat ve Terakki yanlısı, Türkçü, milliyetçi kadrolar öncülüğünde yayına başlayan Türk Yurdu, önemli bir dergidir. Derginin genelde dış politikaya, özelde Osmanlı Devleti dışında yaşayan Türklere, Orta Asya’daki, Kafkasya’daki Türklere, diğer bir ifadeyle dış Türklere ilişkin yayınları yakından izlenmiştir. Kurucuları; Mehmet Emin, Müftüoğlu Ahmet Hikmet, Ağaoğlu Ahmet, Hüseyinzade Ali, Dr. Akil Muhtar ve Akçuraoğlu Yusuf olan dergide, dış Türkler önemli bir yer tutmuştur.

JÖN TÜRK DEVRİMİ’NİN ANLAMI 

Jön Türk Devrimi; Cumhuriyet’e gerek kurucu kadro gerek kuruluş felsefesi açısından zemin hazırlamıştır. Cumhuriyet’i etkileyip, şekillendiren temel eylem ve süreçleri etkilemiştir. Bu anlamda, Türk Devrim Modelini kurmuş, Kemalist Devrim’in, Cumhuriyet’in önsözü olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nı yapan, Cumhuriyet’i kuran, devrimleri hayata geçiren birikim, deneyim ve kadrolar, Jön Türk Devrimi’yle ortaya çıkmış, o süreçte yetişmiştir. 

Jön Türk Devrimi; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını koyduğu “mazlum milletler” devrimlerinin önemli bir parçasıdır. Mutlakıyetçi, otoriter, müstebit iktidara karşı, anayasal, hukuki bir rejim amaçlayan, toplumsal tabanı da olan Jön Türk Devrimi; Avrupa’da da yankı uyandırmış, yakından takip edilmiştir. Avrupa’nın büyük güçleri; Osmanlı Devleti’ni derleyip toparlayacağı ve Avrupalı büyük güçlerin sömürgelerine örnek olacağı endişesiyle, kısa süre sonra Jön Türk Devrimi’ne karşı tavır almışlardır. Jön Türkler aleyhine propagandaya başlamışlardır. Devrim öncesinde sempatiyle baktıkları Jön Türklere karşı, hızla tavır değiştirmeleri, Avrupa’da kimi aydınların, kendi ülkelerindeki iktidarları sert ifadelerle eleştirmelerine neden olmuştur. Avrupalıların ikiyüzlülüğünü göstermesi açısından Fransızların ünlü düşünürü Jean Jaures’nin, kurucusu ve yayın yönetmeni olduğu sosyalist eğilimli L’Humanite gazetesinin 15 Temmuz 1908 tarihli nüshasında yazdıkları önemlidir:

“Eğer Jön Türkler bir reformlar ve güvenceler programını üstün kılacak bir güce sahipseler, muhteşem bir halkı yıkımdan kurtaracaklar ve Avrupa’yı uzun ve çok korkunç bir krizden koruyacaklar. Hal-i hazırda bu mümkün değil; çünkü ülkelerinin bağımsızlığına ve bütünlüğüne bağlı Türkler, ülkelerinde kışkırtılan savurganlık, fanatizm, vahşet ve düzensizlik rejiminin yabancıların müdahaleleri için bir bahane yarattığının farkına varamıyorlar. Balkanlar’daki tüm toplumları birbiriyle uzlaştırabilecek olan bu özerk harekete tüm gücüyle destek olmak Avrupa’nın ödevidir. Fakat heyhat! Avrupa’nın vicdanı öylesine kararmış ve alçalmıştır ki, bu da bize Türk reformcuların gerektiği gibi desteklenmeyeceğinden korkmamız için yeterli sebep teşkil etmektedir. Abdülhamit’in iğrenç rejimini sömüren Almanya, Türkiye’ye canlılık ve bağımsızlık getirecek olan reformları onaylayacak mıdır? İran halkının ezilmesinde suç ortağı olan İngiltere, Asya siyasetiyle tam bir anti tez oluşturacak şekilde Türk halkının bu uyanışına içten ve açık bir yakınlık duyabilir mi? Ve Hindi Çini’nde gözü dönmüş bir vergi sistemiyle insanları umutsuzluk ve isyana sürükleyen, Fas’ta ise özerklik girişimlerini yok eden Fransa, Türkiye’deki ulusal reformları nasıl destekleyebilir? Her yerde baskıyla yıkım yaratan Rus hükümetinden bahsetmiyorum. Tüm Avrupalı güçler açık bir şekilde açgözlüdür; insanlara karşı işledikleri ağır günahlarla yüklüdür. Abdülhamit’e bile ders verecek durumda değildirler. Bununla birlikte, eğer Avrupa biraz ihtiyatlı ve sağduyu sahibi olur ve Balkan Sorunu’ndan kaynaklanabilecek karışıklıkları, tehlikeleri ve korkuları önlemek isterse, tüm irade ve arzusuyla Türkiye’de Müslüman ve Hristiyan herkese adalet getirecek ve genellikle birbirleriyle uyuşmaz olan Avrupalı güçlerin müdahalelerini ortadan kaldıracak olan büyük Türk partisine destek vermelidir.(1) 

Jön Türk Devrimi’nin başarısında, dönemin basınının katkısı önemlidir. Özellikle de yurt dışından yayın yapan Jön Türk yanlısı basının büyük etkisi olmuştur. 1861’den itibaren, devlet desteği olmadan gazete çıkarmaya başlayan Osmanlı aydınları, ilerleyen yıllarda özellikle de Jön Türkler; basına önemli işlevler yüklemişlerdir. Gazeteleri salt haber veren bir iletişim aracı olarak görmemiş, halkı eğitmek ya da siyaset yapmak açısından da kullanmışlardır. O dönem ve sonrasında basın, toplumun en dinamik kurumlarından biri olmuştur. Mecliste yapılan tartışmalar, gazetelerin yorumlarıyla değerlendirilmiştir. Basının kazandığı dinamizm, hem basın hem de düşünce tarihimizde yeni bir çağı başlatmıştır. Toplum, matbaanın 1727’de benimsenmesinden sonra, matbaadan, kitap üretiminde sınırlı yararlanmasına karşın, gazete üretiminde ileri adımlar atmıştır. Böylece kitap kültüründen çok, gazete kültürüyle değişmeye yönelmiştir.(2) 

Jön Türk Devrimi’nden sonraki ilk iki ayda 200’ün üstünde gazete imtiyazı alınmıştır. Gazete tirajları 2 binden 50 bine kadar yükselmiştir. İkinci Meşrutiyet’in ilk üç buçuk yılında 607 gazete ve dergi yayınlanmıştır. Bunların çok azı uzun bir süre dayanabilmiş, bazısı birkaç sayı, bazısı üç beş ay çıktıktan sonra kapanmıştır. 1918 sonuna kadar on buçuk yıllık dönemde 918 gazete ve dergi çıkartılmıştır. Balkan Savaşı sırasında yeni yayınların sayısında bir azalma görülmüşse de 1913’te yeniden önemli artışlar olmuştur.(3) 

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ VE TÜRK YURDU DERGİSİ 

Türk Yurdu Dergisi; Jön Türk Devrimi’yle başlayan süreçte, Türk milliyetçiliğinin çok önemli bir yayın organıdır. Dönemin fikir hayatı üzerinde büyük yankısı olmuştur. Dergi çevresinde toplanan yazarlar, düşünürler, sadece, entelektüel siyasal seçkinlerin değil, halkın da yakından izlediği bir eser meydana getirmişlerdir. Türk Yurdu; yalnızca Osmanlı Devleti’nde değil. Kafkasya’da, Orta Asya’da da Türkler arasında yakından takip edilmiş, aydınları, gençleri derinden etkilemiştir. 

Türk Yurdu Dergisi’nin dış Türklere bakışı yanında, milliyetçiliği halkçı, laik, antiemperyalist şekilde yorumlayan ve bunu geliştiren yayın politikası da önemlidir. Yusuf Akçura’nın çağdaş bir devletin özelliklerini sıralarken Rönesans, Reform ve Fransız Devrimi’ne gönderme yapması, halkçılığı savunması, feodalizmi çağdaş devletin önünde engel olarak nitelemesi, dış engel olarak emperyalizmi göstermesi anlamlıdır. Yusuf Akçura’nın şu sözleri, Darülfünun Konferansları çerçevesinde, 1925 yılı Haziran ayında yaptığı bir konuşmadan alınmıştır: “Çağdaş bir devletin esas niteliği halk hâkimiyetidir (demokrasi); hürriyetçilik (liberalizm) değildir. Çağdaş devlete hâkim olan halk, daha doğrusu halkın çoğunluğu, kendi çıkarlarını, dar zümrelerin hürriyetine feda etmez”.(4) 

Türk Yurdu Dergisi, Türkçülerin örgütlenme ve yayın faaliyetleri kapsamında çok önemlidir. Jön Türk Devrimi’ni izleyen günlerde, gerek örgütlenme çalışmalarında gerek yayınlardaki artışta, İttihat Terakki’nin desteğini alan Türkçü kadrolar ön saflardadır. Türkçülerin ilk örgütlenme girişimi, 7 Ocak 1909’da kurulan Türk Derneği’dir. Üyeleri arasında Ermeniler, Avrupalı bazı doğubilimciler de olan bir kültür derneğidir. 31 Ağustos 1911’de Türk Yurdu Cemiyeti kurulur. Amacı, Türk öğrencilerine yurt sağlamaktır. Dernek, Türkçülüğün gelişmesinde önemli yeri olan Türk Yurdu Dergisi’ni de çıkarmıştır. Trablusgarp Savaşı’yla, Osmanlı Devleti için felaket günlerinin başlaması, Türkçülük hareketini hızlandırmıştır. Türk Ocağı, İttihat Terakki’nin kurulduğu Askeri Tıbbiye’de, 3 Temmuz 1911’de etkinliğe başlamıştır... Türk Ocağı’nın resmen kuruluşu 25 Mart 1912’dir... Türk Ocağı, özellikle İstanbul’da her Cuma verilen konferansları, kadınlı erkekli temsilleri, ocağın yayın organı haline gelen Türk Yurdu Dergisi’nde büyük ilgiyle izlenen yazıları, milli iktisat alanındaki yaklaşımlarıyla çok canlı bir etkinlik göstermiştir.(5) 

Türk Yurdu fikrini şair Mehmet Emin Bey ortaya atmış, İttihat ve Terakki Cemiyeti de bu girişime ilgi göstermiştir. (6) Türk Yurdu Cemiyeti’nin yayın organı olarak 31 Ağustos 1911’de İstanbul’da yayın hayatına başlayan, bir süre sonra Türk Ocağı’nın yayın organı olarak anılacak olan Türk Yurdu Dergisi’nin ilk sayısının birinci sayfasında “Maksat ve Meslek’’, Türk Yurdu imzasıyla şöyle açıklanmıştır: “Türklüğe hizmet etmek, Türklere faide dokundurmak istiyoruz. Maksadımız işte budur. Maksada erişmek için hangi yollardan yürüyeceğimizi, mecmuamızın münderecatı göstereceğinden, mesleğimizin teşrihini fazla buluyoruz. Tanrı yardımcımız olsun”.

Türk Yurdu Dergisi’ni çıkarma fikri, Mehmet Emin Bey’indir. Ama kendisi 1911 yılı Ağustos ayında Erzurum Valiliği’ne atanınca, derginin sorumlu müdürlüğünü, aynı zamanda Türk Yurdu Cemiyeti’nin murahhas üyesi olan Akçuraoğlu Yusuf Bey üstlenmiştir. Onun yönetiminde çıkmaya başlayan derginin fikri esasları şunlardır:

Birincisi, Risale, Türk ırkının mümkün olduğu kadar ekseriyeti tarafından okunup, anlanarak istifade olunacak bir tarzda yazılacaktır. Dili sade olacaktır. Kavmin ekseriyetine faydalı mevzular intihap olunacaktır. Çetin mevzular bile kolay ifade olunmaya çalışılacaktır. Efkâr-ı münevvere ashabının zevki, nef’i gözden kaçırılmayacaktır.

İkincisi, Risale, umum Türklerce makbul olabilecek bir ideal ibdaına çalışacaktır.

Üçüncüsü, Risalede Türklerin tanışmalarına, iktisat ve ahlakça yükselmelerine ve malumat-ı fenniyece zenginleştirilmesine hizmet eden mevzular en ziyade yer alacak, siyaset bunlardan sonra gelecektir.

Dördüncüsü, Türklerin birbirleriyle tanışmaları için Türk dünyasının her tarafında olup geçen ve hassaten kardeşler arasında sevinç veya kederi mucip olacak olan vakalar ile Türk dünyasının ötesinde berisinde tekevvün eden fikir cereyanları kaydolunacak ve Türk ırkının muhtelif kavmiyetlerinde doğan edebiyatı ırkın bütün efradına bildirmek için çalışacaktır.

Beşincisi, Risale, devlet-i Osmaniye siyaset-i dâhiliyesinden bahsederken, hiçbir fırka-i siyasiye taraftarlık etmeyecek ancak Türklüğün. Türk unsurunun menafi-i siyasiye ve iktisadiyesini müdafaa edecektir. Türk unsurunun menafini müdafaa ederken, anasır-ı muhtelife beyninde ihtilaflar tevlidinden içtinaba çalışacaktır.

Altıncısı, Risale, Osmanlı Türkleri arasında Türk milli ruhunun inkişaf ve takviyesine, idealsizlikten mübahis tembellik ve bedbinliğin izalesine çok çalışacak ve ekseriye hiçbir şeye müstenit olmaksızın ortaya çıkan mübalağalı garp korkusundan da bu milleti tahlise elinden geldiği kadar uğraşacaktır.

Yedincisi, Risalenin siyaseti beyne’d- düvelde fikr-i esasisi, Türk âleminin menafini müdafaa etmektir.

Türk Yurdu Dergisi, dönemin koşullarında büyük iddiayla çıkmış ve ses getirmiştir. Derginin mali kaynak sorunu, Orenburg’lu zengin bir Tatar ailesi olan Hasanoflann desteğiyle çözülmüştür. (7) 

TÜRK YURDU DERGİSİ YENİDEN BASILDI

Türk Yurdu Dergisi, 1998 yılında, Latin alfabesiyle ve külliyat olarak basılmıştır. 22 cildi eski yazıdan çevrilen 26 ciltlik külliyatın piyasaya çıkmasını sağlayan proje, 1997 yılının son aylarında gündeme gelmiştir. Ankara’da Tutibay Yayınları, projeyi 1998 yılı sonunda hayata geçirmiştir. Derginin Türkçe basımı nedeniyle Arslan Tekin, kaleme aldığı “Sunuş” yazısında şunları yazmıştır:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin kaynağı Türk Yurdu’dur diyebiliriz. Cumhuriyet’e “milli karakter” vermiştir. Türk fikir ve edebiyatının temel taşı diyebileceğimiz hemen bütün isimler bu dergide yazmışlardır... Türk Dünyası bir bütün olarak görüldüğü için, devrin coğrafi sınırlarının da dışına çıkılarak, nerede Türk varsa oranın ahvali ele alınmıştır... Türk Yurdu, Osmanlı Devleti’nin artık ufalanmaya başladığı, büyük fikri çalkantıların yaşandığı 20. yüzyılın başında yayın hayatına atılarak Türk milliyetçiliği fikrini ortaya koyması bakımından son derece önemli bir vazife ifa etmiştir. Dergi yayımlandığı dönem iki Balkan Savaşı, bir Dünya Savaşı, bir İstiklal Savaşı, bir Bolşevik İhtilali yaşanmıştır. Osmanlı toprakları milyonlarca kilometrekareden 780 bin kilometrekareye düşmüştür. 780 bin kilometrekarelik topraklarda ise yepyeni bir Türk Devleti ortaya çıkmış, büyük sosyal ve kültür hadiseleri meydana gelmiştir. (8) 

Türk Yurdu Dergisi üzerine kapsamlı çalışmaları olan Hüseyin Tuncer de, derginin yayın hayatını 7 ana bölümde incelemiş, derginin birinci dönemi olarak tasnif ettiği, 1911-1918 yıllarını şöyle değerlendirmiştir:

İlk sayı, 24 Teşrîn-i sânî 1327’de (1911), 18x25 ebadında çıkmaya başlar. Bu sayıda Mehmet Emin Bey’in “Demirci” şiiri, Ahmet Hikmet Bey’in “Üzümcü” hikâyesi, Can Bey imzasıyla Sadri Maksudi Arsal’ın “Büyük Milli Emeller” yazı serisinin ilki, Ahmet Ağayef’in (Ağaoğlu) “Türk Alemi” başlıklı yazısı, Yusuf Akçura’nın “Çingiz Han” tefrikası yer alır. Dergi onbeş günde bir,32 sayfa olarak çıkar. Büyük ilgi görür. Çıktığı ilk günlerde biter, ikinci baskısını yapar. Derginin imtiyaz sahibi Mehmet Emin’dir. 1911 Ağustos ayında,vali olarak Erzurum’a gidince, derginin imtiyaz müdürlüğünü Akçuraoğlu Yusuf Bey’e bırakır. 1911 – 1912 arasında derginin müdürü, Akçuraoğlu Yusuf Bey’dir. Ekim 1912 – Kasım 1913 tarihleri arasında Akçuraoğlu Yusuf Bey, Erkân-ı Harb Yüzbaşısı olarak Çatalca Cephesi’nde savaşa katıldığından, derginin 3. ve 4. ciltleri Mehmet Emin tarafından çıkarılır. 1913’te 5. ciltten1917’de 12. cilde kadar müdür yeniden Yusuf Akçura’dır. Yusuf Akçura, 12. cildin 12. sayısından sonra dergiden ayrılır. Dergi, 13. ciltten itibaren Türk Ocağı’nın yayın organı olarak çıkmaya devam eder. 1917’de 13. ve14. ciltlerde müdür Celâl Sahir Bey’dir. Ülkenin içinde bulunduğu şartlar yüzünden Türk Yurdu 15 Temmuz 1918’den 1924’e kadar yayınına ara vermek zorunda kalır. 1911 – 1918 arasında, yedi yıllık sürede, dergi İstanbul’da 14 cilt, 161 sayı olarak çıkar. (9)

1911’den 1929’un Şubat ayına dek 205 sayı, 22 cilt olarak eski yazıyla çıkan Türk Yurdu’nun eski yazılı sayıları, 8 bin sayfayı bulmaktadır. Birinci Dünya Savaşı nedeniyle 4 ay çıkamayan dergi, savaşın başladığı 1914’te, 18 sayı çıkmıştır. 24 Temmuz- 6 Ağustos arasını kapsayan 71. sayısı çıktıktan sonra, 72. sayısı ancak 10 Aralık 1914 tarihinde piyasada olmuştur. 1924’te başlayan ikinci dönem yayın 1931’e dek sürmüştür. 1928 yılı Ağustos ayından itibaren, yeni ve eski yazılar karışık olarak çıkmıştır. Bu durum Şubat 1929’a dek sürmüştür. Türk Yurdu, 1942’deyeniden yayına başlamıştır. 

TÜRK YURDU DERGİSİ VE DIŞ TÜRKLER 

Türk Yurdu; yayına başlarken, temel ilkelerinde de belirtildiği gibi, ideolojik düzlemde Türkçü bir yayın çizgisi izlenmiştir. Dış Türklerle, özellikle de Orta Asya ve Kafkasya’daki Türklerle yakından ilgilenilmiştir. Bu kapsamda Rusya’daki Türklerin mümkün olan en geniş özerkliğe kavuşmasını isteyenler, onların tamamen bağımsız olmasını arzulayanlar, dünyadaki bütün Türklerin bir araya gelerek büyük bir Türk devleti kurmasını savunanlar, Türk Yurdu’nu okumuşlar, izlemişler, desteklemişlerdir. 

Paul Dumont, “Türk Yurdu Dergisi ve Rusya Müslümanları (1911- 1914)” adlı makalesinde şunları yazmıştır:“Osmanlı basınında istisnai olarak Türk Yurdu, Türkiye içinde olduğu kadar dışarıda da hemen geniş bir dağıtıma ulaştı... Türk Yurdu, açıkça Pan-Turanizme yönelmişti. Bu bakımdan, bu derginin dağıtımına imkân veren mali desteğin Rusya’dan gelmiş olması önemlidir... Bu Pan- Türkçü yönelim, yalnızca Rusya’dan gelen göçmenlerin (Yusuf Akçura ve Ahmed Agayef) makalelerinde değil, Ziya Gökalp, Halide Edip, Mehmet Emin gibi Osmanlı Türklerinde de kendini gösteriyordu. ‘Türk Dünyasından Haberler’ (yayın esaslarının 4. maddesi) şüphesiz dergiye aynı zamanda Pan- Türkçü bir izlenim vermekte yardım ediyordu. Türk Yurdu koleksiyonunu karıştırdığımızda en çok göze çarpan şey İsmail Gaspıralı’nın fikirlerine verilen önemli yerdir. Birçok makale onun imzasını taşımaktadır”. (10) 

Türk Yurdu Dergisi’nin, İsmail Gaspıralı’nın kurup yönettiği Tercüman gazetesindeki yazıları başta olmak üzere makalelerine yer vermesi, Gaspıralı’ya duyduğu saygı kadar, derginin tavrını, siyasetini, Türk dünyasına bakışını da yansıtmıştır. Bir diğer Türkçü düşünür olan Yusuf Akçura'nın Türk Yurdu’ndaki yönetici konumu yanında fikri ağırlığı ise şöyle açıklanabilir: Akçura’nın Pan- Türkçü fikirleri, şüphesiz Orta Asya gündemiyle ilgili makalelerini de belirliyor, geniş bir bakış açısıyla, Çin’den Tuna’ya bütün Turan dünyasını içeriyordu. Mesela, Çin’deki veya İran’daki hadiseleri, Turan’da esen aynı ihtilalci ruhun belirtileri olarak yorumluyordu. Yazıların önemli bölümü, Osmanlı İmparatorluğu’nu ve Rusya’daki Türk bölgelerini içeriyordu. (11)

Türk Yurdu’nda yayımlanan makalelerin sınıflandırılması dikkate alındığında, en çok edebiyatla ilgili makalelerin yazıldığı (6 cilt, 180 makale), ikinci sırada Türk halkları üzerine yazılan makalelerin (149 makale) geldiği görülür. Tarih (62 makale), 3. sıradadır. Kırım’dan Tercüman, Orenburg’dan Vakit, Bakü’den İkbal, derginin matbuat sütunlarında yazıları yayımlanan, en çok alıntı yapılan gazeteler arasındadır. (12) 

Türk dünyasına ilişkin yazılar dışında, milli iktisat, esnafın durumu, Türk- Rus ilişkileri, Türk dili, coğrafya, etnografya, İran Türkleri, eski Türk uygarlıkları, Türklük bilinci, Türk ırkının beşiği, Türklüğe ait eserler, talim ve terbiye en çok işlenen konulardır. Türkçülerin önde gelenlerinden Yusuf Akçura, Halim Sabit, Ahmet Ağaoğlu, Mehmet Emin Resulzade, İsmail Gaspıralı ve Zeki Velidi’nin yazdığı dergide, Ziya Gökalp gibi önemli bir isim de vardır. Ayrıca Ali Canip, Ömer Seyfettin, Aka Gündüz gibi Genç Kalemler çevresinden yazarlar da yazmaktadır. Abdülhak Hamid, Köprülüzade Mehmet Fuat, Celal Sahir, Hamdullah Suphi, Abdullah Cevdet, Akil Muhtar ve Celal Nuri de yazarlar arasındadır. François Georgeon’un Paul Dumont’tan yaptığı alıntıyla; “Türk Yurdu, Tük milliyetçiliğinin büyük dergisidir; Akçura ve Ağaoğlu’nun yönetimindeki bu dergi, onların etkisiyle çok açık Pan- Türkist bir çizgi izlemiştir”. (13)

Tarık Zafer Tunaya’nın, döneme ilişkin görüşü şöyledir: “Türkçülük cereyanı, zamanın ihtiyaçlarını ve heyecanlarını temsil etmiştir. Türk Yurdu, Yeni Mecmua gibi çeşitli neşir organlarına sahip olmuştur. Köklü bir kültür müessesesine (Türk Ocağı) dayanması da geniş tesir imkânlarını hazırlamıştır. Ayrıca İttihat ve Terakki’nin tek ve iktidar partisi olarak bu cereyanı İslamcılıkla birleştirmesi ve program edinmesi Türkçülük cereyanına ayrı bir özellik vermiştir”. (14) Türk Yurdu’nun, arkasına hem yayın organı olduğu Türk Ocağı’nı hem de İttihat ve Terakki’yi alması, derginin siyasi gücünü, itibarını artırdığı gibi, dağıtımını kolaylaştırmış, yaygınlaşmasını sağlamıştır. Kadın cemiyetlerinden, meslek, kültür ve spor kuramlarına dek yeni müesseseler kurulurken, Türk Ocağı; milliyetçilik doktrininin hazırlayıcısı ve yayıcısı olmuştur. (15)

TÜRK YURDU DERGİSİ’NİN SİYASAL ÖNEMİ 

Türk Yurdu; sadece bir dergi olarak değil, önemli bir siyasi kadronun buluştuğu çevre olarak da önemlidir. Dergi yalnızca siyasi duruşuyla, siyasette etkin olan yazarlarıyla değil, edebi yönüyle, kültürel boyutuyla da etkili olmuştur. Derginin Türkçü, milliyetçi yazarlarının dış Türklere yönelik yaklaşımları hem ideolojik olarak yankı yapmış hem de dönemin en etkili siyasal örgütü olan İttihat ve Terakki’yi etkilemiştir. Türkçülüğe halkçı, laik, toplumcu, antiemperyalist bir açıdan bakan, ekonomide kamucu – devletçi tercihleri olan, aydınlanma değerlerini savunan, bilimi rehber edinen bir dergi olan Türk Yurdu’nun çizgisi, Cumhuriyet’i kuran kadroyu da etkilemiştir. Derginin yazarlarının, Pan- Türkist düşüncelerle yola çıkıp, yurt milliyetçiliğinde karar kılması, ırkçı, yayılmacı değil, yurt, ulus, dil ve kültür esaslı bir milliyetçiliği benimsemesi önemlidir. Derginin yazarları, Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra, politikacı, düşünür, bilim insanı olarak da önemli görevler üstlenmişlerdir.

KAYNAKÇA

1) Jean Jaures, “Türk Reformları”, Radikal, 14. 07. 2008, s: 9.

2) Orhan Koloğlu, 1908 Basın Patlaması, İstanbul, Bas- Haş, 2005, s: 16.

3) Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi, İstanbul, Remzi Kitabevi, 2003, s: 82- 84.

4) Yusuf Akçura, “Çağdaş Türk Devleti ve Aydınlara Düşen Görev”, Teori Dergisi,  Sayı: 165, Ekim 2003, s: 6.

5) Sina Akşin, Kısa Türkiye Tarihi, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2007, s: 86.

6) Yusuf Akçura, Türkçülüğün Tarihi, İstanbul, Kaynak Yayınları, 2001, s: 167.

7) Türk Yurdu, Cilt 1, Ankara, Tutibay Yayınları, 1998, s: XIII- XIV.

8) Türk Yurdu, Cilt 1, Ankara, Tutibay Yayınları, 1998, s: XI.

9) Hüseyin Tuncer, Doksanıncı Yılında Türk Yurdu Bibliyografyası (1911- 2001),Ankara, TürkYurdu Yayınları, 2002.

10) Paul Dumont, “Türk Yurdu Dergisi ve Rusya Müslümanları (1911-1914)”, Türk Yurdu Cilt 1, Ankara, Tutibay Yayınları, 1998, s: XIX-XX.

11) Paul Dumont, age, s: XXIII-XXIV.

12) Türk Yurdu, Cilt 1, Ankara, Tutibay Yayınları, 1998, s: XL- XLI.

13) François Georgeon, Osmanlı- Türk Modernleşmesi, Çev: Ali Berktay, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 2006, s: 29.

14) Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’nin Siyasi Hayatında Batılılaşma Hareketleri, İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2004, s: 75.

15) Tarık Zafer Tunaya, Hürriyetin İlanı, İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2004, s: 37.