Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,3761
Dolar
Arrow
44,1370
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7233
Altın
Arrow
7254,7545
BIST
Arrow
10.729

İran’da dini liderlik mücadelesi ve Kürt stratejisi

İran’da dini liderlik seçim süreci ve olası bir kara harekatında Kürt grupların kullanılması, hem iç politikayı hem de bölgesel güç dengelerini etkileyecek yeni gelişmelerin habercisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yeni Lider ve İran’ın Geleceği

İran’ın siyasi sisteminin geleceği ve güç yapısının nasıl değiştirileceği hala belirsizliğini korumaktadır. Özellikle İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in ölümünün ardından yeni liderin kim olacağı yalnızca İran’da değil bölgesel ve etkileri bakımından tüm dünya tarafından yakından takip edilmektedir. İran’ın Batı ile özellikle ABD ve İsrail ile ilişkilerinde, nükleer faaliyetler konusunda belirleyici olması bakımından önem taşımaktadır. 

Dini liderlik tartışmalarında en fazla gündeme gelen isimlerden biri Mücteba Hamaney’dir. Uzun süredir kamuoyunda görünmemesi nedeniyle hayatta olup olmadığına dair çeşitli iddialar ortaya atılmaktadır. Bununla birlikte dini liderlik için başka isimlerde geçmektedir. Olası adaylar arasında Ayetullah Mohsen Araki, Ayetullah Haşim Hüseyin Buşehri, Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, Humeyni’nin torunu Hasan Humeyni, Sadık Laricani, Ali Rıza Arafi gibi isimler bulunmaktadır.

İran siyasi sisteminde dini liderin seçilmesi belirli anayasal kurallara bağlıdır. Mevcut kurallara göre dini liderin cenazesi defnedilmeden yeni lider seçimi yapılamaz. Bu süreçte dini liderin görevlerini geçici olarak üstlenen bir Liderlik Konseyi oluşturulur. Bu konsey Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Yargı erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ve Anayasayı Koruma Konseyi ve Uzmanlar Meclisi üyesiAli Rıza Arafi’den oluşmaktadır. 

Yeni dini lideri seçme yetkisi anayasa gereği Uzmanlar Meclisi’ne verilmiştir. Ancak İran’ın içinde bulunduğu savaş ortamı ve siyasi belirsizlik ne zaman ve hangi koşullar altında toplanabileceğine dair soru işaretlerine neden olmaktadır.

Buna rağmen İran yönetiminin kamuoyunda güven ortamı oluşturmak amacıyla dini liderlik seçiminin gerçekleştirileceği yönünde mesajlar verdiği görülmektedir. Bununla birlikte adaylar arasında adı geçen Mücteba Hamaney’in rejim içerisindeki güçlü kurumsal ilişkilerine ve askeri kurumlar üzerindeki etkisine rağmen babasının yerine geçmesinin önünde önemli engeller bulunmaktadır. 

Velayeti Fakih doktrinine göre dini liderin belirli dini ve siyasi niteliklere sahip olması gerekmektedir. Bu makamın babadan oğula geçmesi İran’daki Şii geleneğinde kabul gören bir uygulama değildir. Bu durum sadece 12 İmama özgüdür. Nitekim Ruhullah Humeyni döneminde liderliğin babadan oğula geçme anlayışı reddedilmiştir. 

Bu nedenle Mücteba Hamaney’in dini lider olabilmesi için yalnızca siyasi destek yeterli değildir. Velayeti Fakih olmak için eğitimi yeterli olmadığı gibi Ayetullah da değildir. Ayrıca diğer üst düzey din adamlarının onayı gibi şartların da karşılanması gerekmekte ve liderlik için birden fazla yüksek dereceli din âliminin onayı da önem taşımaktadır. 

Bu bağlamda Mücteba Hamaney’in dini lider olması durumunda İran toplumunun buna nasıl tepki vereceği de ayrı bir tartışma konusudur. Son yıllarda İran’da ortaya çıkan protestoların önemli nedenleri arasında ekonomik sorunlar, yolsuzluk iddiaları ve dini vakıflara ayrılan yüksek bütçe payları yer almaktadır. Uluslararası medya kuruluşlarında yer alan bazı raporlarda Mücteba Hamaney’in İngiltere’de mülkleri olması ve Avrupa’ya milyonlarca dolar çıkardığı yönünde iddialar var. Bu iddiaların kamuoyunda nasıl algılanacağı, olası bir liderlik değişiminde toplumsal tepkinin boyutunu etkileyebilecek faktörlerden biri olabilir.

Yeni seçilecek dini liderin önceki liderler kadar güçlü bir siyasi ve dini otoriteye sahip olup olmayacağı da önemli bir tartışma konusudur. Mücteba Hamaney’in babası hayattayken ondan daha radikal tavırlar sergilediği yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu durum, olası bir liderlik döneminde İran’ın iç ve dış politikasının nasıl şekilleneceğine yönelik çeşitli senaryoların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. 

İran siyasetinde önemli bir güç odağı olan Devrim Muhafızları, arka planda dini lider halefini belirlemede etkili aktörlerden biridir. Ancak, son yıllarda ABD ve İsrail saldırılarında üst düzey komutanların öldürülmesi, Devrim Muhafızlarının güç kaybetmesine yol açmış ve dini lider seçiminde ne kadar etkili olabileceklerini tartışmalı hale getirmiştir.

Bu nedenle yeni dini liderin yalnızca ideolojik açıdan değil, aynı zamanda toplumsal gerilimi azaltabilecek, reformlara açık ve uzlaşmacı bir profile sahip olması beklentisi ön plana çıkmaktadır. Böyle bir tercih yalnızca İran’ın iç politik dengelerini değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini de etkileyebilecek bir gelişme olacaktır. 

Savaşın Gölgesinde Kürt Stratejisi

İran’daki gelişmelerin bir diğer boyutu ise ülkenin batısında, Kürt nüfusun bulunduğu bölgelerdeki askeri ve siyasi hareketliliktir. Coğrafi koşullar nedeniyle ABD ve İsrail, İran’a karşı olası bir kara operasyonunda doğrudan askeri müdahale yerine Kürtleri kullanmak istiyor. Bu bağlamda özellikle İran’ın batısındaki bazı askeri noktaların hedef alınması dikkat çekmektedir. Tebriz, Urmiye ve Kirmanşah gibi şehirlerdeki sınır karakollarının vurulması bu tartışmaları gündeme getirmiştir. Bu tür saldırıların İran’ın batı bölgelerinde en hassas yerlerde olduğu görülmektedir. Ancak, asıl planın, merkezi yönetimin bu bölgelerdeki kontrolünü zayıflatma olarak hedeflendiği de düşünülebilir. Savaş ile yıpranan İran’daki siyasi boşluk Kürtler aracılığıyla doldurulmak isteniyor olabilir. Ancak, savaşla yıpranan rejimin hemen yıkılacağı anlamına da gelmemektedir.

İran’daki Kürt nüfusun önemli bir bölümü ülkenin batısında yaşamaktadır ve bu bölgeler zaman zaman protesto hareketlerine sahne olmuştur. İran’a yönelik son saldırıdan hemen önce İran’daki beş Kürt partisi merkezi yönetime karşı siyasi ittifak kurduklarını açıkladılar. Savaş ortamı Kürtler için rejime karşı mücadele de uygun fırsat yaratmıştır.

Ancak İran’daki Kürt grupların askeri kapasitesi, ABD’den de destek alan ve ordusu olan Irak Kürtlerinin aksine, sınırlıdır ve rejime karşı direnebilecek güçleri yetersizdir. Bu nedenle İran’da olası bir siyasi boşluk ortaya çıkması durumunda Kürt grupların nasıl bir rol oynayabileceği belirsizliğini korumaktadır. 

Dolayısıyla ABD ile İran arasında olası bir uzlaşma durumunda bu grupların nasıl bir konumda kalacağı da ayrı bir soru işareti oluşturmaktadır. Geçmişte benzer durumlarda bölgedeki Kürt aktörlerin büyük güçlerin bölgesel stratejilerinde araç olarak kullanıldıkları ve çeşitli jeopolitik hesapların ardından yalnız bırakıldığına dair örnekler de unutulmamalıdır.

Sonuç

İran’da dini liderlik makamının geleceği yalnızca bir lider değişimi meselesi değildir; ülkenin siyasi sisteminin yönünü belirleyebilecek kritik bir sürece de işaret etmektedir. Liderlik sürecinde dini otorite ve toplumsal beklentiler arasındaki denge belirleyici olacaktır.

Bununla birlikte İran’daki etnik ve bölgesel dinamikler, özellikle de Kürt meselesi, dış aktörlerin stratejik hesaplarıyla birleştiğinde, ülkenin iç siyasetini daha da karmaşık hâle getirebilir. Bu nedenle İran’da yaşanabilecek olası bir güç değişimi yalnızca ülke içindeki siyasi denklemi değil, aynı zamanda Orta Doğu’daki güç dengelerini de doğrudan etkileyebilecek potansiyele sahiptir.