Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,3739
Dolar
Arrow
44,1370
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7053
Altın
Arrow
7249,0151
BIST
Arrow
10.729

Avrupa çatırtıları: Amerikan ruleti öldürür

Kriz giderek yayılıyor ve derinleşiyor. Peki, sadece “maraba devletler” nezdinde mi? Sırça köşklerde durum nedir? Berlin’in, Londra’nın, Paris’in, Brüksel’in sırça köşklerinde?

ABD içindeki cepheleşmeleri pek göstermiyor medya. Avrupa içindekileri de. Ama çatırtıları duymamak da mümkün değil.

Üstelik bunlar şimdilik öncü çatırtılar. Derinlerden gelen haberciler. Henüz öncü deprem aşamasına geçemedik. Geliyoruz.

Sinyaller şu yönde: Sadece Trump ve Netanyahu’nun değil, Almanya’da Friedrich Merz, Fransa’da Emmanuel Macron, İngiltere’de Keir Starmer gibi vasalların da her an iktidardan alaşağı edilmeleri mümkün. Bunlar, 1999 yılında Britanya basınının Avrupa’nın en tehlikeli adamı olarak ilan ettiği, SPD başkanlığını ve federal maliye bakanlığını Gerhard Schröder ile Yeşiller’in korkunç yaratığı Joschka Fischer’in yüzüne fırlatıp kendi yoluna giden bir sol sosyal demokratın, Oskar Lafontaine’in son yazısında Trump  karşısında “köpekçe” (hündisch) bir bağlılıkgöstermekle suçladığı politikacılar. Lafontaine, Die Weltwoche dergisinde ve sosyal medyada yayımlanan yazısında, çok açık ve büyük bir aşağılamayla betimliyor Alman yöneticileri: “Dünyada hiçbir ülkede böylesine köpek gibi davranan politikacılar yoktur. Bu acınası davranışın tek açıklaması olabilir, o da, ABD istihbarat servislerinin bu kuklaları şantajla tehdit etmek için elinde malzeme olmasıdır.”

Avrupa’nın büyük ülkelerindeki iktidarlar bir anda tarih olabilir. Ayaklarının altındaki toprak kayıyor ve farkında değiller. İyi.

İyi de, ne oluyor?

FAY HATTI KIRILIRKEN

Biz, önceki gün bıraktığımız yerden devam edelim: Uluslararası yerleşik düzenin (“müesses nizam”) liderleri, sallansalar bile, sömürdükleri bağımlı ülkeler karşısında kendilerini tanrısal bir güçle donatılmış görürler.

Parasal güç, servet vs. tanrıysa eğer, ki öyle, pek haksız sayılmazlar. Ama bunun sınırları var.

İşte İran, galiba Yugoslavya’nın, Irak’ın, Libya’nın, Suriye’nin gösteremediği o sınırları göstermeye başladı. ABD-AB hattı böyle bir yanıt beklemiyordu.

Ezilenlerin, sömürülenlerin, çoğunluğun yani, bu azınlık vampirlere bir yere kadar tahammül göstereceklerini, böylesi akıl dışı delirmeleri (irrasyonalizmi) bir yere kadar taşıyabileceklerini, o dayanılmaz noktada, akılcılığın ve aydının yoksullar nezdinde devreye gireceğini düşünebiliriz. Dünya ve devrim tarihinden bunu öğreniyoruz.

Sıradan çatışmalar ortamında değiliz artık.

İran-Türkiye hattında kırılmaların her geçen gün biraz daha yayılacağını görmeye başladık. Dolayısıyla müesses nizamın bölgemizde küçümen mafya devletçikleri kurmaya çalıştığını, kimsenin “büyük falan ülke” şansının olmadığını söylemek zorundayız. Emperyalist merkezlerle “taktik ittifaklar” yapmayı millete solculuk diye yutturmaya çalışan düzeysiz memurların özellikle böyle bir şansı yok. Fay hattı kırıldığında, kendilerine birkaç ülkede küçümen hanedanlıklar bahşedilebilir. Fakat bunun için önce Türkiye ve İran’ın paramparça edilmesi gerekiyor.

İran’da işlerinin zor olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Türkiye’nin ondan geri kalacağını düşünmek için nedenimiz yok.

İktidarlar gider, bunlar gider ve yeni sürpriz ilerici iktidarlar yoksul halkların kaderini ele alır. Yani yoksullar kendi kaderlerini kendi ellerine alırlar.

Özetle: Bombalarla falan yürümüyor bu işler.

Atomizasyon her düzeyde yayılıyor. Emperyalist merkezlerde pişirilen “parçacıklar siyasetinin” olağan sonuçları bunlar.  Akıldışılık yayılıyor. Tabii tersini de besliyor.

İki mesele var.

SIRÇA KÖŞK BOMBACILARI

Bir: En zenginlere, merkezdeki emperyal birimlere bakalım. Washington, Berlin, Paris, Londra vs... Bu büyük ve dışarıdan bakıldığında homojen bir bünyeye sahipmiş izlenimi veren “zengin” ülkeler de iç bütünlüklerini koruyamaz hale gelecekler. Başta da ABD. Peki, ya Türkiye için en önemli dış bağlantı merkezi olduğunu belirttiğimiz Almanya? Bu ülke nüfusunun yüzde 30’unun  “göç arka planına sahip” olduğunu eklemiş olalım şimdilik. Bu rakamlardan “homojen” bir demografik yapı çıkmaz.

Demek ki, sırça köşkte oturan bombacıların, etrafı taşlamalarının, bombardımanlarının kendilerine yansıyan sonuçlarını yakında göreceğiz.  

Şaşırmamak gerek: Toplumsal bünyeleri her türlü etnik, dinsel, dilsel, cinsel, kültürel vs. kimlikçiliklerle bombardıman ederseniz, o bombalar sizin içinizde de patlamaya başlar. Toplumları bu şekilde ve her düzeyde (ideolojilerle, bombalarla vs.) atomize edenler, insanları bir arada tutamazlar. Atomizasyon derinleştikçe, toplumlar büyük birimler halinde değil, küçük birimler halinde yaşamayı, devletmiş gibi devletçikler olmayı tercih edeceklerdir.

Ama Trump ve vasalları, bu yola girmeden önce faturayı sömürdükleri yoksul ülkelere devretmeye çalışacaktır.

Avrupa’dayız madem, oraya tutalım ışığı: Yoksullaşan yığınlar kadar sermayenin dezavantajlı kesimlerinin de yönetici konumundaki ABD vasallarının kanlı oyunlarına sürekli kafa sallayacağını düşünemeyiz. Bu uşaklık bir yerde kopacaktır.

SOSYALİST TEHDİT YOKSA...

İki: Bağımlı çoğunluğun bir kaderi var. Bu ülkelerdeki yönetici elitler, mesela Saddam Hüseyin ve birçok benzeri, Suriye de dahil, içerideki komünist tehdidi tasfiye edince iktidarlarının önünde bir engel kalmayacağı zehabına kapıldılar. Böylece kendi sonlarını hazırladılar. Sosyalizm ısrarı ve programının kitleselleşmediği her bağımlı ülkeyi, emperyalist merkezler artık kolayca çökertebiliyor. Yugoslavya’dan başlayarak asıl öğrenmemiz gereken şey buydu: Ülkelerinin bağımsızlığını önemseyen, cumhuriyetlerini bir “anomali” olarak görmeyen, laikliği ve antiemperyalist duruşu koruyan gerçek sosyalistlerden veya komünistlerden söz ediyoruz. Çakma “devrimcilerden” değil.

Herhangi bir bahaneyle ülkedeki komünistlerin kökünü sert faşizm veya yumuşak demokrat şiddetle kazıyanların sonu çabuk geliyor. İktidarlarının ne kadar sallantılı olduğunu 35 yılda iyi öğrendik.

Neden mi?

Çünkü emperyalist merkezlerin oyunlarına, (çıplak veya entel-demokrat) şiddetine direniş için yeterli enerji ve “efektif” aktör bulamıyorlar.

Türkiye bu açıdan çok farklı bir birikime sahip. Dünyanın istemediği şeyi, bir cumhuriyeti 103 yıl önce o dünyaya rağmen kurabilmiş bir birikimden söz ediyoruz.

Neyse işte... Amerikan ruleti oynuyorlar şu sıralarda hep birlikte.

Amerikan ruleti Rus ruletinden farklıdır. Rus ruleti, malum, toplu tabancada tek mermiyle oynanır, Amerikan ruletinde ise topluda tek bir boşluk vardır. Ölüm, garanti gibi bir şey.

Avrupa onu öğrenmeye başlıyor.