Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,3761
Dolar
Arrow
44,1370
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7233
Altın
Arrow
7254,7545
BIST
Arrow
10.729

ABD – İsrail saldırganlığı ve İran’ın stratejisi

ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizminin İran’a saldırıları sürüyor. Bu savaşla ABD; dünyaya ve Çin’e de mesaj veriyor. Çünkü İran; ABD karşıtlığıyla biliniyor. Çin’in önemli petrol tedarikçilerinden ve Çin’in önemsediği dış ticaret ortaklarından biri olarak öne çıkıyor. Fakat ABD; ne yaparsa yapsın, dünya genelindeki nüfuzu eskisi gibi değil, zayıflıyor. Venezüella’daki haydutluğu ve korsanlığı olsun, İran’daki saldırganlığı ve barbarlığı olsun, hiçbiri, ABD’nin hegemonya kabiliyetindeki gerilemeyi örtemiyor. 

Devam eden savaşın öne çıkan ilk sonuçları şöyle sıralanabilir: 

Birincisi, İsrail’in, 2. Dünya Savaşı’nda Nazi Almanya’sının yaptığı Yahudi soykırımı nedeniyle sürekli olarak gündeme getirdiği mağduriyet, edindiği dokunulmazlık zırhı, eleştiriden muaf tutulması artık geçerli değil. Filistin’deki İsrail soykırımı, Lübnan’daki İsrail saldırganlığı, İran’daki İsrail barbarlığı, İsrail’e, ABD dahil olmak üzere batıda cephe alınmasına, dünyanın her yerinde İsrail’in sertçe eleştirilmesine sebep oldu. İspanya’nın ABD – İsrail ikilisinin İran’a saldırılarına karşı aldığı tutum, ABD’de eski askerlerden üniversite rektörlerine dek geniş bir yelpazede İsrail’e gösterilen tepki, ABD’nin İsrail’le birlikte İran’a saldırılmasına yönelik ABD Kongresi’nden gelen itirazlar, dikkatle incelenmeyi gerektiriyor. Avrupa’da da siyasal seçkinlerde değil, fakat halkta İsrail’e yönelik eski sempati kalmadı.

İkincisi, İran’da rejim karşıtlarının özgürlük, insan hakları, demokratik katılım, kadın hakları, halkın üzerindeki baskılar, yolsuzluklar, işsizlik, kötü yönetim, hayat pahalılığı gibi önemli konu başlıklarında, rejime yönelik tepkilerinin haklı ve meşru olması başkadır, İran’a yönelik ABD emperyalizminin ve İsrail siyonizminin saldırılarından medet ummak başkadır. İran halkı, ülkesine demokrasiyi, yalnız ve ancak kendi mücadelesiyle getirir, ABD emperyalizminin saldırısıyla ve müdahalesiyle değil. 

Üçüncüsü, ABD Başkanı Trump’ın, ülkesiyle aynı hizada durmayan, dahası ABD saldırganlığına itiraz eden İspanya’yı sert sözlerle eleştirip, bu ülkeyle ticareti keseceğini açıklaması; ABD’nin iki stratejik ortağından biri olan İngiltere’yi (diğeri de İsrail’dir), ABD’nin istediği siyaseti izlemediği gerekçesiyle kınaması dikkat çekicidir. Avrupa Birliği’nin lideri konumundaki Almanya, bir kez daha ABD’nin peşine takılarak, küresel çapta bir iddiasının, bir cesaretinin, bir iradesinin olmadığını yine göstermiştir. Avrupa Birliği’nin hiçbir küresel sorunun çözümünde etkisinin olmadığı bir kez daha görülmüştür. Avrupa Birliği’nin ne bir ciddiyeti vardır ne bir caydırıcılığı, ne bir etkinliği vardır ne bir saygınlığı. 

Dördüncüsü, İran’da mevcut rejime karşı olan batılıların, liberallerin, mevcut rejimin yerine önerdikleri İran’ın eski şahının oğlu Pehlevi’dir. İran’a demokrasi gelmesi için monarşiye, hanedanlığa umut bağlamak, batılıların, liberallerin ikiyüzlülüğünü ve ilkesizliğini göstermiş, çaresizliğin kanıtlamıştır. 

Beşincisi, İran’ın, teknolojisi, üretim kapasitesi, hedefi vurma oranı bir yana, İsrail’i vuracak cesareti, iradesi, kararlılığı, kabiliyeti olduğu görülmüştür, bir kez daha. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması da (dünyanın enerji ticaretinin kabaca beşte biri bu boğazdan geçmektedir) önemli bir adımdır. Bu adım, hemen petrol ve doğalgaz fiyatlarını artırmış, batı ekonomilerinde, enerji tedarikinde dışa bağımlı olan ülkelerde paniğe yol açmıştır. 

Altıncısı, İran; Suudi Arabistan liderliğindeki Körfez ülkelerinde ABD üslerine, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde İngiliz üssüne saldırarak, hem Arap ülkelerine hem İngilizlere hem Rumlara önemli bir mesaj vermiştir. İran’a saldırmaları veya İran’a yönelik saldırılarda topraklarını saldırganlara açmaları halinde, hedef olacaklarını göstermiştir. 

Yedincisi, ABD’nin; İran’ı birkaç cephede birden sıkıştırmak, İran ordusunun gücünü bölmek amacıyla, Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgesindeki Kürtleri, İran’a saldırmaları için ikna etme çabaları, şimdiye dek umduğu sonucu vermemiştir. İran içinde, ABD destekli ayrılıkçı Kürt örgütü PJAK da, ABD’nin cepheye sürdüğü, emperyalist güdümlü bir terör örgütüdür, aynen PKK gibi. 

Sekizincisi, ABD; Türkiye ve Azerbaycan’ın, İran’a saldırmalarını istemektedir. İran’la kara sınırı olan Türkiye ve Azerbaycan, Türk devletleri olarak, özellikle önemlidir. İran içindeki yüksek Türk nüfus nedeniyle, Azerbaycan’ın Şii nüfusu nedeniyle, iki ülkenin de İran’la kara sınırına sahip olmaları nedeniyle, önemlidirler. Ayrıca Azerbaycan’ın, İsrail’e çok yakın ilişkileri vardır. Türkiye’nin 3 sınır kapısına sahip olduğu İran’la paylaştığı sınır, en eski sınırımızdır. 1639’daki Kasr-ı Şirin Antlaşması, büyük ölçüde bugünkü sınırları belirleyen antlaşmadır. 

Dokuzuncusu, İran’ın direniş ekseni, Şii hilali dediği aktörler içinde bulunan Lübnan’daki Hizbullah, İsrail’le çatışmaya girmiştir. İran’ın vekil güçleri arasında öne çıkan Yemen’deki Husiler de er geç savaşa katılacaklardır.

Onuncusu, ABD – İsrail ikilisinin öncelikli askeri hedefleri, İran’ın askeri kapasitesini yok etmek ve nükleer kabiliyetini ortadan kaldırmaktır. Siyasi hedefleri ise öncelikle rejimi değiştirmek, ardından İran’ı bölmektir. Türkler, Farslar, Kürtler ve Beluciler arasında bölünmüş bir İran isteyen ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmi, böylelikle İsrail’in bölgedeki etkinliğini en üst düzeye çıkarmayı, İsrail’e karşı olan devletleri parçalamayı, Ortadoğu’yu emperyalizmin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmeyi arzulamaktadır. 

Onbirincisi, ABD ve İsrail; Şii – Sünni çatışması, Türk – Fars çatışması, Arap – Fars çatışması, Kürt – Fars çatışması çıkarmak için, elinden geleni yapmaktadır. Buna karşı dikkatli olmak gerekir.

Onikincisi, Karl Marx’ın dediği gibi, “Her savaş, aynı zamanda bir iç savaştır”. İsrail’in İran içinde bu denli geniş bir muhbir, ajan ağına sahip olması, İran içinde dron üretecek kadar örgütlenmesi, İran’ı yöneten kadroların, sivil – asker güvenlik bürokrasisinin yaşadıkları, çalıştıkları, saklandıkları yerleri bilip, oralara saldırarak öldürmesi, İran içindeki güvenlik zaafını, istihbarat açığını bir kez daha göstermiştir. 

Onüçüncüsü, İran’a yönelik ABD – İsrail saldırganlığı, İran’daki rejim karşıtlarının önemli bölümünün, rejime yönelik itirazları saklı kalmak kaydıyla, vatanlarını emperyalist saldırılara karşı savunma kararlılıklarını artırmıştır. Elinde Şah dönemi İran bayrakları yanında, ABD ve İsrail bayraklarıyla gösteri yapan İranlı muhaliflerin, rejim karşıtlarının düştükleri durum ibretliktir. 

Ondördüncüsü, ABD’nin, İran’da rejime karşı cepheye sürdüğü ayrılıkçı Kürtlerin, Beluci milislerin ve Halkın Mücahitleri örgütünün, İran’da rejimi devirecek gücü yoktur. İran rejimi hırpalansa, yıpransa, yorulsa bile, çok önemli kadroları öldürülse bile, İran Irak’a, Suriye’ye, Venezüella’ya benzemez. İran’da rejim tek bir adama bağlı olmadığı gibi, eskisi kadar olmasa bile, halk arasındaki desteği halen yabana atılmayacak, dış müdahaleyle yıkılmayacak kadar yüksektir. 

Onbeşincisi, İran Şiiliği ile Irak Şiiliğini bir ve aynı değildir. İran Şiiliği Kum ve Meşhed ekolünden, Irak Şiiliği Kerbela ve Necef ekolünden beslenir. İran’ın Irak’taki nüfuzu sadece Şii mezhebiyle açıklanamaz, İran’ın başka araçları da vardır. 

Sonuç olarak, ABD’nin İran’a yönelik bir kara harekâtını göze alması da bu harekâtın başarılı olması da zordur. İran; 93 milyonu bulan nüfusuyla, kabaca 1.6 milyon kilometrekareyi geçen yüzölçümüyle, cephe derinliğiyle, dağlık coğrafyasıyla, savaş deneyimli silahlı kuvvetleriyle, Çin, Rusya ve Kuzey Kore’nin de katkılarıyla geliştirdiği savunma sanayisiyle, ABD için çok zorlu bir düşmandır. Savaşın uzaması, İran’ın İsrail’e yaptığı füze, roket saldırılarının etkisini artırması, İran’ın elini güçlendirecektir.