Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
55,8696
Dolar
Arrow
48,2300
İngiliz Sterlini
Arrow
65,2922
Altın
Arrow
7024,2011
BIST
Arrow
14.642

Hürmüz Boğazı ekonomisinin alternatifi: Karasalcılık vs. küreselcilik

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Küresel ticaretin kalbi asırlardır deniz rotalarında, özellikle de daracık su yollarında atıyor. Ancak bu kırılgan düzenin en hassas ve kritik arterlerinden biri olan Hürmüz Boğazı’nda yaşananlar, okyanus aşırı tedarik zincirlerinin ne kadar büyük bir jeopolitik risk barındırdığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştirilen ticaretin en nihayetinde deniz taşımacılığına dayandığı gerçeği, tüm süreci belirli bir merkezî kontrol mekanizmasına bağımlı kılıyor.

Bu bağımlılığın en derin halkasını ise hiç kuşkusuz finansman ve sigortacılık faaliyetleri oluşturuyor. Deniz ticaretinin maliyet yükünü çeken en büyük kalemler yakıt ve navlun sözleşmeleri için gerekli sigorta giderleriyken, bu pazarın ana omurgası Londra merkezli sigorta devi Lloyd’s of London öncülüğündeki İngiltere merkezli yapıların elinde bulunuyor. Küresel deniz ticaretinin risk iştahı, poliçe iptalleri ya da fahiş fiyat artışları doğrudan bu merkezin kararlarıyla şekilleniyor. Küreselci sistemin bu denetim mekanizmasına karşılık, karasalcılık (territorialist) ekseninde hareket eden ülkelerin henüz tam anlamıyla küresel ölçekte kabul gören alternatif bir sigorta ve finans mimarisi bulunmuyor; güçlü adaylar da henüz bu tekeli kırabilmiş değil.

Oysa Hürmüz Boğazı’ndan yapılan ticaretin özünü ve en hayati kısmını enerji hammaddeleri oluşturuyor. Ve bu hammaddeleri okyanuslarda dev tankerlerle yüzdürmek yerine boru hatlarıyla ya da doğrudan karadan sevk etmek pekâlâ mümkün. Üstelik bu yöntemin maliyet etkinliği deniz taşımacılığına kıyasla çok daha avantajlı. Boru hatları kendi içinde kara ve deniz olmak üzere iki güzergâh alternatifi sunuyor. Ancak deniz altından geçirilen boru hatları, geçmişte açıkça görüldüğü üzere, su altı droneları ve sabotajlar karşısında son derece savunmasız ve riskli bir profil çiziyor.

Karadan yapılacak boru hatları da elbette sıfır risk barındırmıyor; bu hatlara yönelik de sabotaj ve saldırı tehditleri her zaman mevcuttur. Fakat karasalcılığın özündeki egemenlik anlayışı gereği, kara coğrafyasında bu tür saldırılara karşı önlem almak ve güvenliği tesis etmek deniz ortamına kıyasla çok daha kolaydır. Dahası, olası bir sabotaj veya saldırının kimler tarafından gerçekleştirildiğini ve lojistik arka planını saptamak, okyanus ortasında veya ıssız sulara kıyasla karada coğrafi kontrol sayesinde net bir şekilde mümkündür.

Enerji arzının kara yoluyla ve boru hatlarıyla gerçekleştirilmesi, jeopolitik denklemi kökten değiştirecek iki büyük ekonomik ve stratejik avantajı beraberinde getiriyor. Birincisi, boru hatlarının güzergâhı üzerindeki ülkelerin bu enerji hammaddelerine çok daha ucuz ve kesintisiz bir şekilde ulaşması güvence altına alınmış oluyor. İkincisi ve Türkiye açısından en kritik olanı ise coğrafi konumun sunduğu devasa jeopolitik kazanım. İran’dan çıkıp Avrupa Birliği ülkelerine ve MENA (Orta Doğu ve Kuzey Afrika) bölgesine uzanacak bir kara boru hattı sevkiyatı, Türkiye’yi vazgeçilmez bir merkez ve ana koridor haline getirerek büyük bir avantaj sağlayacaktır. Şayet bu enerji sevkiyatı alternatif bir senaryoyla denizden gidecek olursa da, rotanın Türkiye’nin Mavi Vatan sınırları içindeki deniz yetki alanlarından geçmesi zorunlu olduğundan, yine Türkiye’nin lehine stratejik bir zemin yaratacaktır.

Bu tablonun net bir kazananı ve kaybedeni var. Küresel deniz ticaretinin sigorta tekeli üzerinden coğrafyaları ve ekonomileri kontrol altında tutan Birleşik Krallık, bu sistemin zayıflamasıyla birlikte gücünü yitirecektir. Buna karşılık Türkiye, İran ve Rusya gibi karasalcı (territorialist) ülkeler; hem kendi güvenlik alanlarını koruma altına alarak hem de enerji koridorlarının kontrolünü elinde tutarak jeopolitik ve ekonomik anlamda büyük bir sıçrama yaşayacaktır. Denizlerin otoyollarındaki yapay kilitleri açmanın yolu, karanın egemenliğine ve güvenli hatlarına yatırım yapmaktan geçiyor.