An itibarıyla modern toplumlar, yalnızca kurumsal yapılarda veya ekonomik sistemlerde değil, bizzat akıl yürütme yetisinde, eleştirel düşünce kapasitesinde ve aydın sorumluluğunda derin bir kriz yaşamaktadır. Tarihsel olarak aydınlanma geleneği, bireyin dogmalardan sıyrılarak kendi aklını kullanma cesaretini (sapere aude) savunmuştur. Ancak günümüzün aşırı politikleşmiş ve kutuplaşmış düşünsel ikliminde, bu idealin yerini kapalı bilgi havuzları ve körü körüne aidiyetler almıştır.
En eğitimli, en donanımlı ve aydın olarak nitelendirilen bireyler dahi, dahil oldukları grubun mutlak doğruluğuna, ahlaki üstünlüğüne ve başarısına inanma eğilimindedir. Buna paralel olarak, karşıt grubun zayıflığını, kötülüğünü veya gayri meşruluğunu kanıtlama arzusu, bilişsel süreçleri esir almaktadır. Bireyler, kendi lehlerine olan bilgi ve yorumları en küçük bir rasyonel süzgeçten geçirmeksizin kabul ederken; aksini iddia eden olguları kategorik olarak reddetmektedir. Bu durum, sadece kurumların değil, bizzat aklın ve sorgulama melekelerinin çöküşüne işaret etmektedir.
KENDİNİ DOĞRULAYAN KEHANETLER VE YANLIŞLANABİLİRLİK KRİZİ
Günümüz kamusal söyleminde bireyler, yanlışlanamayan iddialara inanmaya ve kendi inanç sistemlerini korumak adına kendini doğrulayan kehanetlere sarılmaktadır.
• Seçici Algı ve Doğrulama Yanlılığı: Birey, ön kabullerini destekleyen verileri büyük bir iştiha ile kabul ederken, tezini çürütecek ampirik kanıtları görmezden gelir, rasyonalize eder veya komplo teorileriyle açıklama yoluna gider.
• Dogmatik Kapalılık: Robert Merton’ın sosyolojik bağlamda tanımladığı kendini doğrulayan kehanet süreci, yanlış bir tanımın (veya inancın) davranışları etkileyerek sonunda o yanlış tanımı gerçek kılması döngüsüdür. Kutuplaşmış gruplar, karşı tarafın kötü olduğuna inandıkları için saldırgan politikalar izler; karşı taraf bu politikalara tepki verdiğinde ise "Haklıydık, bakın kötüler" diyerek kendi kehanetlerini doğrulatırlar.
Bu mekanizma, rasyonel akıl yürütmenin önündeki en büyük yapısal engeli oluşturur. Gerçeklik ile bağını koparan zihin, hakikati aramak yerine, kendi inanç konforunu korumayı tercih eder.
ÖZLEYİŞSEL DÜŞÜNCE (WİSHFUL THİNKİNG) VE GÜNAH KEÇİSİ İLAN ETME EĞİLİMLERİ
Akılcıl düşünme alışkanlığının yitirilmesinde psikolojik ve sosyolojik iki temel eğilim merkezi bir rol oynamaktadır: Wishful thinking ve scapegoating (günah keçisi çıkarma).
ÖZLEYİŞSEL DÜŞÜNCE NEDİR?
Özleyişsel düşünce, olguların, verilerin veya mantıksal argümanların gerçekliğine dayanarak değil; kişinin neye inanmak istediğine, arzularına, umutlarına veya korkularına dayanarak karar vermesi bilişsel sürecidir. Gerçeklik ne kadar sert olursa olsun, birey kendi fantezi dünyasına veya grup aidiyetinin sunduğu teselli edici anlatılara sığınır.
GÜNAH KEÇİSİ ÇIKARMA
Toplumsal krizlerin, başarısızlıkların ve korkuların rasyonel analizi yerine, tüm sorumluluğun belirli bir öteki gruba veya bireye yüklenmesidir. René Girard’ın kuramsal çerçevesinde günah keçisi mekanizması, toplumsal içi çatışmaları bastırmak ve kolektif huzursuzluğu dışsal bir hedef yönlendirerek grubu bir arada tutmak için işlev görür.
MANİPÜLASYON MEKANİZMASI
Bu iki eğilim birleştiğinde, bireyler dışarıdan kolayca güdülebilir hale gelir:
1. Korku ve Umut İstismarı: Manipülatörler, kitlenin derin korkularını (güvensizlik, kimlik kaybı) ve umutlarını (kurtuluş, üstünlük) tetikler.
2. Bilişsel Zaaf: Wishful thinking yüzünden kitleler, kendilerine sunulan hamasi ve gerçek dışı vaatleri sorgulamadan kabullenir.
3. Dışsal Düşman Yaratma: Günah keçisi yaratma mekanizması devreye sokularak tüm sorunların kaynağı olarak gösterilen günah keçileri üzerinden kitle kontrolü sağlanır.
SİYASETİN KUTUPLAŞTIRICI ROLÜ VE ELEŞTİREL DÜŞÜNCENİN KÖRELMESİ
Siyaset kurumu ve modern siyasal iletişim teknikleri, yukarıda anılan bilişsel zafiyetleri ortadan kaldırmak bir yana, bunların üzerine kurulu bir sistem inşa etmektedir. Aşırı politikleşmiş ve kutuplaşmış günümüz düşünsel ikliminde eleştirel düşünme tamamen körelmektedir.
• Taraf Tutma Becerisinin Rasyonelliği Aşması: Günümüz siyasal kültüründe başarılı bir birey olmak, analitik düşünmekten veya doğru politikalar üretmekten ziyade, "taraf tutabilme becerisinde" ustalaşmayı gerektirir. Sadakat, hakikatin katili haline gelir.
• Düşünceyi İfade Etme Kısıtları: Bireyler, kendi siyasal veya sosyal kamplarından dışlanma korkusuyla (spiral of silence / sarmal sessizlik) doğru bildiklerini dile getiremezler. Kamusal alan, rasyonel tartışmaların yapıldığı bir agora olmaktan çıkmış, tarafların birbirine slogan attığı bir dijital arenaya dönüşmüştür.
GÖRÜNENİN ARDINDAKİ HAKİKATİ YENİDEN KURMAK
Görünenin ardındaki gerçeklik; aklın, kurumların ve aydınların derin bir yapısal kriz içinde olduğunu açıkça göstermektedir. Kendini doğrulayan kehanetler, özleyişsel düşünce, günah keçisi yaratma mekanizmaları ve aşırı siyasal kutuplaşma, modern insanı eleştirel düşünceden uzaklaştırmış; onu kolayca manipüle edilebilir bir kitle unsuruna indirgemiştir.
Bu kısır döngüden çıkışin yegane yolu, aydın sorumluluğunun yeniden hatırlanması, yanlışlanabilirlik ilkesinin kamusal söyleme hakim kılınması ve her türlü dogmatik aidiyete karşı eleştirel mesafenin korunmasıdır. Akıl ancak ve ancak kendi sınırlarını ve zaaflarını sorgulayabildiği ölçüde yeniden işlevsel hale gelebilecektir.
Çok Okunanlar
Yapay zekâ çağında çocuğunuz hangi mesleği seçmeli?
Hipertansiyon
Cem Küçük’ün avukatından 'karar haksız ve hukuka aykırı' açıklaması
Üniversite tercihinde ikilem: Vakıf mı Kamu mu?
Tutuklanan Cem Küçük aylık gelirini açıkladı
Şahinler çatışırken: FED'in 'Aile Kavgası' ve küresel savaş faturası
Erdoğan’a suikast timindeki firari FETÖ'cü Afyonkarahisar’da yakalandı
CHP'li belediye başkanından İBB'yi hedef alan paylaşım
CHP’de belediye başkanlarına ‘gereğini yaparız’ mesajı
Tuzla'da 1 Milyar Dolarlık imar rantı iddiası