Türk Ceza Kanunu’na 13 Ekim 2022 tarihinde eklenen 217/A maddesi, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” başlığı altında yeni bir suç tipi öngörmektedir. Düzenlemenin gerekçesinde özellikle dijital iletişim araçları üzerinden yayılan yanlış bilgilerin kamu düzeni ve kamu barışı üzerindeki olumsuz etkilerinin önlenmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir. Bu yönüyle madde, klasik anlamda bir zarar suçundan ziyade kamu barışını korumaya yönelik bir tehlike suçu niteliği taşımaktadır.
Kanun koyucu, yalnızca gerçeğe aykırı bir bilginin paylaşılmasını suç olarak düzenlememiş; bunun yanında söz konusu bilginin kamu barışını bozmaya elverişli olmasını, alenen yayılmasını ve failin bu yönde kastının bulunmasını da aramıştır. İlk bakışta bu unsurlar belirli güvenceler içeriyor gibi görünse de, uygulamadaki tartışmalar tam da bu noktada başlamaktadır.
Zira düzenlemenin merkezinde yer alan “gerçeğe aykırı bilgi”, “kamu barışı” ve “elverişlilik” kavramları oldukça geniş yorumlara açıktır. Hangi bilginin gerçeğe aykırı kabul edileceği, bu değerlendirmenin hangi ölçütlere göre yapılacağı ve kamu barışının ne şekilde tehlikeye düştüğünün nasıl tespit edileceği hususları uygulamada farklı yorumlara yol açabilmektedir. Ceza hukukunda bireylerin hangi fiiller nedeniyle cezai sorumlulukla karşılaşabileceklerini önceden öngörebilmeleri gerekir. Bu nedenle söz konusu kavramların sınırlarının belirsiz olması, kanunilik ilkesinin bir uzantısı olan belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımından çeşitli eleştirileri beraberinde getirmektedir.
Nitekim düzenleme yürürlüğe girdikten sonra Anayasa Mahkemesi önüne de taşınmış, ancak Mahkeme iptal talebini reddetmiştir. Bununla birlikte kararın gerekçesinde, maddenin ifade özgürlüğünü gereksiz biçimde sınırlandırmayacak şekilde dar yorumlanması gerektiğine ilişkin önemli değerlendirmelere yer verilmiştir. Dolayısıyla tartışma yalnızca normun metniyle sınırlı değildir; asıl mesele, bu normun uygulamada nasıl yorumlanacağı ve hangi sınırlar içerisinde kullanılacağıdır.
217/A maddesine yöneltilen en önemli eleştirilerden biri, gazeteciler ve kamuoyunu ilgilendiren konularda görüş açıklayan kişiler üzerinde bir “otosansür” etkisi yaratma ihtimalidir. İnsan hakları hukukunda ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında bu durum çoğu zaman “soğutucu etki” olarak ifade edilmektedir. Kişilerin cezalandırılmalarından bağımsız olarak, soruşturma tehdidinin varlığı dahi ifade özgürlüğünün kullanımını sınırlandırabilmektedir. Özellikle gazeteciler bakımından hangi haberin veya açıklamanın ileride “yanıltıcı bilgi” olarak değerlendirileceğinin tam anlamıyla öngörülememesi, bazı konuların haberleştirilmesinden kaçınılmasına neden olabilmektedir.
Oysa demokratik toplumlarda basının görevi yalnızca resmi makamlar tarafından doğruluğu teyit edilmiş bilgileri aktarmaktan ibaret değildir. Gazetecilik faaliyeti çoğu zaman kamu yararını ilgilendiren iddiaların araştırılmasını, kamu gücünün denetlenmesini ve tartışmalı konuların gündeme taşınmasını da içerir. Bu nedenle ifade ve basın özgürlüğü, yalnızca genel kabul gören veya rahatsızlık yaratmayan düşünceler için değil; eleştirel, sarsıcı ve tartışmalı açıklamalar için de güvence altına alınmıştır.
217/A maddesinin uygulamadaki etkileri son yıllarda gazeteciler hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda daha görünür hale gelmiştir. BirGün muhabiri İsmail Arı hakkında yürütülen süreç, bu tartışmaların en güncel örneklerinden biri olarak öne çıkmıştır. Benzer şekilde çeşitli gazeteciler hakkında haberleri veya sosyal medya paylaşımları nedeniyle soruşturmalar açılmış, bazı dosyalarda uzun yargılama süreçleri yaşanmıştır. DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ hakkında yürütülen süreç de bu tartışmaların bir başka örneği olarak kamuoyunun gündemine gelmiştir.
Elbette yanlış bilgiyle mücadele edilmesi gerektiği konusunda ciddi bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Ancak tartışma, bu mücadelenin hangi araçlarla yürütülmesi gerektiği noktasında yoğunlaşmaktadır. Birçok hukukçuya göre ceza hukuku, demokratik toplumlarda son çare olarak başvurulması gereken bir araçtır. Yanlış bilgiyle mücadelede kamu kurumlarının hızlı ve şeffaf bilgilendirme yapması, medya okuryazarlığının geliştirilmesi ve kamusal denetimin güçlendirilmesi gibi yöntemlerin daha etkili sonuçlar doğurabileceği de ileri sürülmektedir.
Bugün 217/A maddesi etrafında yürütülen tartışma, yalnızca yeni bir suç tipinin sınırlarına ilişkin değildir. Asıl mesele, yanlış bilgiyle mücadele edilmesi gerekliliği ile demokratik toplumun vazgeçilmez unsurlarından biri olan ifade ve basın özgürlüğü arasındaki hassas dengenin nasıl kurulacağıdır. Bu denge korunamadığı takdirde, kamu düzenini koruma amacıyla getirilen bir ceza normunun, zamanla kamusal tartışma alanını daraltan bir araca dönüşmesi riski her zaman varlığını sürdürecektir. Bir haberin doğru olup olmadığına mahkemeler karar verebilir. Ancak hangi konuların konuşulabileceğine ceza tehdidinin karar vermeye başlaması, hukuk devleti açısından çok daha büyük bir sorundur.
Av. Deniz Ali İlkem Demir
Çok Okunanlar
'Genel Başkanımız Özgür Özel, adayımız İmamoğlu'
Kılıçdaroğlu'nun genel merkez buluşmasında dikkat çeken tablo
Türkiye ile Suudi Arabistan arasında yeni dönem
İran’ın füzeli saldırısıyla Ramat David Hava Üssü’nde hasar oluştu
Muharrem İnce, CHP'de yaşanan gelişmelere ilişkin 'tarafını' belli etti
Krizden maraz…
Kılıçdaroğlu'ndan CHP'de deprem etkisi yaratacak mesaj
Kılıçdaroğlu düğmeye bastı: İşte CHP'den ihraç edeceği 10 isim
Platonik aşık dehşeti
İBB davasında duruşma salonunda tansiyon yükseldi