Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

12. Yargı Paketi ne vaat ediyor?

Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan 12. Yargı Paketi, yargı sisteminin daha etkin ve verimli işlemesini sağlama amacıyla kamuoyuna tanıtıldı. Teklif incelendiğinde ise paketin ağırlıklı olarak usul hukukuna ilişkin düzenlemeler içerdiği görülüyor. İdareye karşı icra takibinden önce başvuru zorunluluğu getirilmesi, noterlik işlemlerinin elektronik ortama taşınması, görüntülü duruşmaların kapsamının genişletilmesi, yazılı yargılama usulünde duruşmalar arasındaki sürenin sınırlandırılması ve bazı kararlar bakımından temyiz yolunun açılması gibi değişiklikler ilk bakışta yargının işleyişini hızlandırmaya yönelik adımlar olarak değerlendirilebilir.

Ancak bir yargı reformunu yalnızca dava sürelerini kısaltma veya dosya yükünü azaltma perspektifiyle değerlendirmek yeterli değildir. Hukuk devletinde temel mesele, yargının ne kadar hızlı çalıştığından önce ne kadar adil çalıştığıdır.

Paketin en dikkat çekici düzenlemelerinden biri belirsiz alacak davasının kaldırılmasıdır. Bilindiği üzere bu dava türü, alacak miktarının dava açıldığı tarihte tam olarak belirlenemediği durumlarda hak kayıplarını önlemek amacıyla hukuk sistemimize kazandırılmıştı. Özellikle işçilik alacakları ve tazminat davalarında önemli bir işleve sahip olan bu kurumun kaldırılması, hak arama özgürlüğü bakımından yeni tartışmaları beraberinde getirecektir. Birçok uyuşmazlıkta alacağın miktarına ilişkin bilgi ve belgeler davalı tarafın elinde bulunurken, davacı gerçek alacak miktarını ancak yargılama sürecinde öğrenebilmektedir. Bu nedenle söz konusu değişikliğin yargılamaları hızlandırıp hızlandırmayacağı kadar, mahkemeye erişim hakkını nasıl etkileyeceği de sorgulanmalıdır.

İdare mahkemelerinde tek hâkimle görülecek davaların kapsamının genişletilmesi de benzer şekilde değerlendirilmesi gereken düzenlemeler arasındadır. Şüphesiz bu değişikliğin amacı iş yükünü azaltmak ve karar süreçlerini hızlandırmaktır. Ancak özellikle birey ile idare arasındaki uyuşmazlıklarda kurul halinde yapılan değerlendirmelerin sağladığı güvenceler de göz ardı edilmemelidir. Yargısal denetimin niteliği yalnızca kararların süratine değil, kararların ne ölçüde çoğul bir değerlendirme sonucunda verildiğine de bağlıdır.

Paket kapsamında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun bazı suçlar bakımından uygulanamayacak olması da ceza adaleti açısından dikkat çekicidir. HAGB kurumu uzun yıllardır farklı yönleriyle tartışılmakla birlikte, ilk kez suç işleyen kişiler bakımından cezanın bireyselleştirilmesine hizmet eden önemli araçlardan biri olarak kabul edilmektedir. Kapsamının daraltılması, ceza adalet sisteminin önleyici ve rehabilite edici yönünün nasıl şekilleneceğine ilişkin yeni tartışmaları beraberinde getirecektir.

Dijital deliller ve DNA verilerine ilişkin yeni saklama ve imha sisteminin öngörülmesi ise teknolojinin yargı süreçleri üzerindeki etkisinin giderek arttığı günümüzde önemli bir ihtiyaç olarak görülebilir. Bununla birlikte burada asıl mesele daha fazla veri toplanması değil, elde edilen verilerin hangi güvenceler altında saklanacağı ve ne şekilde kullanılacağıdır. Kişisel verilerin korunması hakkı ile suçla mücadele arasındaki hassas denge, bu düzenlemelerin uygulanmasında belirleyici olacaktır.

Görüntülü duruşmaların kapsamının genişletilmesi de paketin öne çıkan başlıklarından biridir. Dijital teknolojilerin yargı hizmetlerine entegrasyonu, son yıllarda dünyanın birçok ülkesinde yaygınlaşan bir uygulama haline gelmiştir. Özellikle tarafların, avukatların ve mahkemelerin bulunduğu farklı şehirler nedeniyle ortaya çıkan zaman ve maliyet kayıplarının azaltılması bakımından görüntülü duruşmaların önemli katkılar sağlayabileceği açıktır. Bu yönüyle söz konusu düzenleme, yargı hizmetlerinin daha erişilebilir ve etkin hale getirilmesi açısından olumlu bir adım olarak değerlendirilebilir.

Paketin olumlu karşılanabilecek yönlerinden bir diğeri ise gereksiz bilirkişi görevlendirmelerinin önüne geçilmesine yönelik düzenlemedir. Uygulamada mahkemelerin hukuki değerlendirme yapması gereken konularda dahi dosyaları bilirkişilere gönderdiği sıklıkla görülmektedir. Hatta kimi zaman takdiri doğrudan hâkime ait olması gereken manevi tazminat taleplerinde dahi bilirkişi incelemesine başvurulabilmektedir. Oysa bilirkişilik kurumu, hâkimin sahip olmadığı teknik veya özel bilgiyi gerektiren hâllerde başvurulması gereken istisnai bir delil değerlendirme aracıdır. Bu nedenle gereksiz bilirkişi görevlendirmelerinin disiplin hukuku bakımından sonuç doğurabilecek olması, hem yargılamaların gereksiz yere uzamasının önüne geçilmesi hem de hâkimin karar verme sorumluluğunun güçlendirilmesi bakımından olumlu bir adım olarak değerlendirilebilir.

Bununla birlikte, 12. Yargı Paketi'ne ilişkin en dikkat çekici hususlardan biri de içerdiği düzenlemeler kadar içermediği düzenlemelerdir. Son yıllarda ceza infaz sistemi, tutuklama tedbirinin uygulanma biçimi ve cezaevlerindeki yoğunluk kamuoyunda en fazla tartışılan konular arasında yer almaktadır. Resmî veriler uzun süredir ceza infaz kurumlarının kapasitelerinin üzerinde bir dolulukla faaliyet gösterdiğini ortaya koyarken, toplumun önemli bir kesimi yeni bir infaz düzenlemesine ilişkin beklenti içerisindeydi.

Benzer şekilde, tutuklama tedbirinin istisnai niteliğinin güçlendirilmesi, uzun tutukluluk sürelerinin önlenmesi, soruşturma aşamasının makul sürede tamamlanması ve iddianamelerin gecikmeksizin düzenlenmesine yönelik güvencelerin artırılması da hukuk çevrelerinde sıklıkla dile getirilen reform başlıkları arasında bulunuyordu. Özellikle ceza muhakemesinde özgürlüğü kısıtlayan tedbirlerin ölçülülüğü ve yargılamaların tutuksuz yürütülmesinin esas olması gerektiğine ilişkin tartışmalar uzun süredir gündemdeki yerini korumaktadır.

Ancak teklifin mevcut hâline bakıldığında, kamuoyunda yoğun şekilde tartışılan bu başlıklara ilişkin kapsamlı düzenlemelere yer verilmediği görülmektedir. Bu nedenle 12. Yargı Paketi'nin, yargı sisteminin işleyişine ilişkin bazı teknik sorunlara çözüm üretmeye çalışırken, ceza adalet sistemine ilişkin temel beklentileri büyük ölçüde bir sonraki reform paketlerine bıraktığı söylenebilir.

Teklif içerisinde yer alan ve yetkisiz veya görevsiz bir mahkeme tarafından verilen kararların sırf bu nedenle bozulamayacağını öngören düzenleme, paketin en tartışmalı hükümlerinden biri olmaya aday görünmektedir. Hukuk devletinin temel güvencelerinden biri, kişilerin kanunla önceden belirlenmiş görevli ve yetkili mahkemeler önünde yargılanmasıdır. Anayasa’nın 37. maddesinde güvence altına alınan kanuni hâkim ilkesi yalnızca mahkemelerin önceden kurulmuş olmasını değil, uyuşmazlığın görevli ve yetkili mahkeme tarafından görülmesini de kapsar.

Bu çerçevede görev veya yetki kurallarına aykırı şekilde verilen kararların sırf bu nedenle bozulamayacağının kabul edilmesi, yargılama hukukunun temel güvenceleri bakımından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Görev ve yetki kuralları şekli ayrıntılar değil, adil yargılanma hakkının ve hukuki güvenlik ilkesinin önemli unsurlarıdır. Aksi yöndeki bir yaklaşım, bu kuralların uygulamadaki etkisini önemli ölçüde azaltabileceği gibi yargısal süreçlerde öngörülebilirlik ilkesini de zedeleyebilir.

Nitekim hukuk devletlerinde amaç yalnızca daha hızlı karar veren mahkemeler oluşturmak değildir. Asıl amaç, bireylerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alan, öngörülebilir, tarafsız ve adil bir yargı sisteminin tesis edilmesidir. Yargılamaların hızlandırılması kuşkusuz önemlidir; ancak bu hedef uğruna temel güvencelerin geri plana itilmesi, uzun vadede yargıya duyulan güveni artırmak yerine azaltabilir.

Bu nedenle 12. Yargı Paketi değerlendirilirken yalnızca kaç davanın daha hızlı sonuçlanacağı sorusuna değil, bireylerin hak arama özgürlüğünü ve adil yargılanma hakkını nasıl etkileyeceğine de bakmak gerekir. Çünkü hukuk devletlerinde asıl mesele, davaların ne kadar hızlı sonuçlandığı değil, vatandaşın adalete ne ölçüde güven duyduğudur.

Av. Deniz Ali İlkem Demir