Son yıllarda nitelikli dolandırıcılık soruşturmalarında ortak bir tabloyla karşılaşıyoruz. Banka hesabına başkasına ait para gelen, hesabını belirli bir ücret karşılığında kullandıran veya bir başkasının talebi üzerine hesabını üçüncü kişilerin kullanımına açan birçok kişi, kendisini bir anda ağır ceza mahkemesinin sanık sandalyesinde buluyor. Üstelik bu kişilerin önemli bir kısmı, dahil oldukları para trafiğinin bir dolandırıcılık faaliyetinin parçası olduğunu bilmediklerini ileri sürüyor. Buna rağmen uygulamada, hesabına suçtan elde edilen para gelen kişinin çoğu zaman doğrudan nitelikli dolandırıcılık suçunun faili olarak değerlendirildiği görülüyor.
Özellikle internet üzerinden iş arayan gençler, öğrenciler veya ekonomik zorluk yaşayan kişiler, banka hesaplarını belirli bir süre üçüncü kişilerin kullanımına açmaları karşılığında komisyon vaadiyle karşılaşabilmektedir. Bu teklifler çoğu zaman “e-ticaret işlemi”, “kripto para transferi” ya da “şirket hesabı üzerinden ödeme trafiği” gibi masum görünen ifadelerle sunulmakta; ancak gerçekte dolandırıcılık, yasa dışı bahis veya suçtan elde edilen gelirlerin aklanması gibi faaliyetlerin finansal dolaşımına aracılık edebilmektedir.
Sonrasında ise aynı savunma tekrar edilmektedir: “Hesabıma para geldi, başka bir hesaba gönderdim. Ne yaptığımı tam olarak bilmiyordum.”İşte kamuoyunda “IBAN kullandırma” olarak anılan bu olgu, son yıllarda ceza yargılamalarının en tartışmalı başlıklarından birine dönüşmüş durumda.
Düzenlemenin Çerçevesi
12.Yargı Paketi’nde kamuoyunda “IBAN mağduru” olarak bilinen, banka hesabı, IBAN, kredi kartı ve ödeme sistemlerine ilişkin bilgilerini iş bulma, maddi çıkar veya sosyal ilişkiler gibi nedenlerle üçüncü kişilere kullandıran kişiler bakımından yeni bir değerlendirme öngörülmüştür. Buna göre, bu kişilerin nitelikli dolandırıcılık suçu kapsamında karşı karşıya kaldıkları ağır cezaların belirli oranlarda indirilmesi ve daha ölçülü bir yaptırım sisteminin uygulanması hedeflenmektedir.
TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edilen teklif ile birlikte, Türk Ceza Kanunu’nun nitelikli dolandırıcılığı düzenleyen 158. maddesine yeni bir fıkra eklenmesi öngörülmüştür. Bu düzenleme ile, hesap veya ödeme araçlarını belirli bir menfaat karşılığında başkalarına kullandıran kişilerin cezai sorumluluğunun, salt para transfer zincirinde yer almakla eşdeğer tutulmaması gerektiği yönünde bir yaklaşım benimsenmektedir. Düzenlemenin yasalaşması hâlinde, etkisi yalnızca bundan sonra açılacak soruşturma ve davalarla sınırlı kalmayacak; istinaf ve temyiz aşamasında bulunan dosyalar bakımından da önemli hukuki sonuçlar doğurabilecektir.
Sorunun Kaynağı: İştirak ile Fail Arasındaki Sınır
Ceza hukukunun en temel ilkelerinden biri kusur sorumluluğudur. Hiç kimse, başkasının işlediği bir suçtan dolayı doğrudan sorumlu tutulamaz. Bu nedenle bir kişinin cezalandırılabilmesi için yalnızca maddi bir hareketin parçası olması değil, aynı zamanda bu hareketin suç teşkil ettiğini bilmesi ve istemesi gerekir.Ancak uygulamada, özellikle nitelikli dolandırıcılık soruşturmalarında, suçtan elde edilen paranın ulaştığı ilk hesap sahibinin çoğu zaman doğrudan fail olarak değerlendirildiği görülmektedir. Oysa her dosyada cevaplanması gereken temel soru şudur: Kişi bu para akışının suçtan kaynaklandığını biliyor muydu?
Hesap hareketlerinin tek başına fail sıfatı için yeterli kabul edilmesi, iştirak hükümlerinin sınırlarını zorlayan bir sonuç doğurmakta; fail ile yardım eden arasındaki ayrımı bulanıklaştırmaktadır.
“Sadece Hesabımı Verdim” Savunması Ne Kadar Yeterli?
Elbette her durumda bu savunmanın kabul edilmesi mümkün değildir. Belirli bir menfaat karşılığında, olağan dışı para akışlarına bilerek aracılık eden kişilerin en azından olası kast veya yardım etme kapsamında sorumluluğu gündeme gelebilir. Dolayısıyla mesele mutlak bir masumiyet veya mutlak bir suçluluk tartışması değildir. Esas mesele, her somut olayda manevi unsurun ortaya konulup konulamadığıdır.
12.Yargı Paketi ile getirilen düzenleme, hesap kullandırma fiilini doğrudan nitelikli dolandırıcılık failliği ile özdeşleştiren yaklaşımı sınırlama eğilimindedir. Her para hareketinin aynı hukuki ve cezai ağırlıkla değerlendirilmemesi gerektiği yönünde yeni bir çerçeve çizilmektedir. Bu yönüyle düzenleme, bir yandan organize suç yapılarıyla mücadeleyi sürdürürken, diğer yandan bu yapılar içinde bilinçsiz veya sınırlı iradeyle yer alan kişilerin otomatik biçimde ağır suç faili olarak değerlendirilmesini engellemeyi amaçlamaktadır.
Düzenlemenin Uygulanma Şartları
Düzenlemenin uygulama alanı, banka hesabını kullandıran herkesi kapsayan genel bir af niteliğinde değildir. Bir kişinin bu düzenlemeden yararlanabilmesi için, hesabını suç işleme kastıyla kullandırmadığının ve nitelikli dolandırıcılık suçunun icrasındaki rolünün sınırlı olduğunun somut olayın özelliklerine göre ortaya konulması gerekecektir. Bu kapsamda mahkemeler tarafından; hesap hareketlerinin niteliği, hesap sahibinin para üzerindeki tasarruf yetkisi, elde edilen menfaatin kapsamı, para transferlerinin sıklığı ve miktarı, hesap sahibinin diğer faillerle arasındaki ilişki, iletişim kayıtları ve olayın hemen sonrasında sergilenen davranışlar birlikte değerlendirilecektir.Başka bir ifadeyle, “hesabım kullanıldı” şeklindeki soyut bir savunmanın tek başına ceza sorumluluğunu ortadan kaldırması mümkün olmadığı gibi, yalnızca hesaba para gelmiş olmasının da kişinin nitelikli dolandırıcılık suçunun faili olduğunu göstermesi mümkün değildir.
Esasen ceza muhakemesinin çözmesi gereken temel mesele, kişinin suç teşkil eden para hareketlerinden haberdar olup olmadığı ve bu suçun icrasına ne ölçüde iştirak ettiğinin belirlenmesidir.
Sonuç
IBAN'ını kullandıran herkes masum değildir. Ancak IBAN'ını kullandıran herkesin, örgütlü bir dolandırıcılık faaliyetinin faili olduğu da söylenemez.Bir kişi, hesabını dolandırıcılık, yasa dışı bahis veya suçtan elde edilen gelirlerin aktarılmasında kullanılacağını bilerek ve isteyerek üçüncü kişilerin kullanımına sunmuşsa, ceza sorumluluğunun doğacağı tartışmasızdır. Ancak aynı şekilde, hesabını hangi amaçla kullandırdığını bilmeyen, suçun işlenmesine ilişkin kastı bulunmayan ve suç teşkil eden faaliyetten haberdar olmayan kişilerin de sırf hesaplarına para geldiği veya para transferine aracılık ettikleri gerekçesiyle ağır cezalara mahkûm edilmeleri, ceza hukukunun kusur ve şahsilik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Sorun tam da bu iki uç yaklaşım arasındaki çizginin nasıl belirleneceğidir. Avrupa'da benzer olaylar yalnızca bir ceza hukuku problemi olarak görülmemekte; bankacılık sektörü, eğitim kurumları ve kamu otoriteleri tarafından yürütülen bilinçlendirme kampanyalarıyla kişilerin bu suç ağlarının bir parçası hâline gelmelerinin önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Çünkü bazı durumlarda mesele, suç ortaklığından önce bir farkındalık eksikliği meselesidir. 12. Yargı Paketi ile yapılan düzenleme de esasen aynı soruyu yeniden gündeme taşımaktadır: Bir kişinin banka hesabını kullandırması, onu doğrudan nitelikli dolandırıcılık suçunun faili hâline getirir mi?
Önümüzdeki dönemde verilecek yargı kararları yalnızca bu soruya cevap vermeyecek; aynı zamanda ceza hukukunun en temel ilkelerinden biri olan kusur sorumluluğunun, dijital çağın yeni suç tipleri karşısında ne ölçüde korunabildiğini de gösterecektir.
Av. Deniz Ali İlkem Demir
Çok Okunanlar
Pasaportuna el konulan başbakanın eşinden Ankara hamlesi
Bungalov tuzağı... Dolandırıcılık şikayetlerinde patlama
Valilik saat vererek yasak kararı aldı
NATO yasaklarına karşı 'Sivil itaatsizlik ve bütünleşik miting' çağrısı
'Kök'ünüz kurusun!..
Kazayı görüp yardıma koşan genç akıma kapılarak hayatını kaybetti
İş yerinin çaycısını dolandıran müdür yurt dışına kaçtı
Bülent Arınç’tan, 'Erdoğan' 'erken seçim' ve 'adaylık' üzerine açıklamalar
Hacıosmanoğlu 'tek kişi' dedi, Fatih Altaylı listeyi paylaştı!
Deniz Göktaş'tan soruşturma sonrası ilk açıklama