Bir vatandaşın adı, soyadı, telefon numarası, adresi, aile bilgileri, mal varlığı ya da başka kişisel bilgileri birkaç saniye içinde ekrana düşebiliyorsa, bu verilerin kaynağının ve kimler tarafından hangi amaçla kullanıldığının sorgulanması gerekir. Kişisel veriler, kişinin özel hayatının bir parçasıdır. Bu verilerin kişinin bilgisi ve rızası dışında elde edilmesi, paylaşılması veya kullanılması, doğrudan doğruya hukuki bir mesele ortaya çıkarır.
Kişisel verilerin güvenliği Türkiye’de yeni bir tartışma değil. Birkaç yıl önce 85 milyon vatandaşın verilerinin çalındığına ilişkin iddialar gündeme gelmiş, e-Devlet Kapısı üzerinden böyle bir veri hırsızlığının gerçekleşmesinin teknik olarak mümkün olmadığı açıklanmıştı. Kişisel Verileri Koruma Kurulu da kamu kurumlarından vatandaşların kişisel verilerinin sızdırıldığına ilişkin kendisine ulaşmış bir veri ihlali bildirimi bulunmadığını açıklamıştı.
Bugün ise tartışmanın başka bir boyutuyla karşı karşıyayız. İstanbul’da yürütülen bir soruşturma kapsamında, yasa dışı paneller üzerinden vatandaşlara ait kişisel verilere erişildiği ve bu verilerin bazı hukuk bürolarında kullanıldığı iddiasıyla 31 avukat hakkında gözaltı kararı verildi. 39 hukuk bürosunda arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirildi. Soruşturmaya ilişkin açıklamalarda, bazı kişilerin kendileriyle hukuki ilişkisi bulunmayan vatandaşlara ulaşarak icra, haciz veya uzlaşma süreçleri üzerinden gerçeğe aykırı ifadeler kullandığı da belirtildi.
Hakkında soruşturma yürütülen herkesin suçlu olmadığını öncelikle ifade etmek gerekir. Gözaltı, arama ve soruşturma işlemleri mahkûmiyet anlamına gelmez. Herkes bakımından masumiyet karinesine uyulması ve soruşturmanın sonucunun beklenmesi gerekir.
Bununla birlikte ortaya atılan iddialar, avukatlık mesleği bakımından önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Hukuk yoluyla hak arayan bir kişi, bu hakkı kullanırken hukuka aykırı yöntemlere başvurabilir mi? Hukuk, sonuca ulaşmak için her yolu meşru kabul etmez.
Bir avukatın karşı tarafın adresini öğrenmesi, borçlunun mal varlığını araştırması veya bir davada karşı tarafa ilişkin bazı bilgilere ulaşması gerekebilir. Bunun için hukukun öngördüğü yollar bulunmaktadır. Mahkemeler, icra daireleri, UYAP ve diğer resmi kanallar bu ihtiyacın karşılanması amacıyla oluşturulmuştur.
Bu yolların yavaş veya zahmetli olması, hukuka aykırı yöntemleri meşru hale getirmez.
Yasa dışı paneller bakımından sorun da burada ortaya çıkıyor. Bir kişinin adresi, telefon numarası, aile ilişkileri, mal varlığı veya diğer kişisel bilgilerinin hukuki bir yetki olmaksızın elde edilmesi ve kullanılması, yalnızca bir veri güvenliği meselesi değildir. Kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliği bakımından da ciddi sonuçlar doğurabilir.
Anayasa’nın 20. maddesi, herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğunu düzenlemektedir. Anayasa’nın 38. maddesinde ise kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça belirtilmiştir.
Dolayısıyla bir bilginin doğru olması, onun hangi yöntemle elde edildiği sorununu ortadan kaldırmaz. Bir kişinin gerçekten belirli bir adreste yaşadığını yasa dışı bir sistemden öğrenmiş olabilirsiniz. Bu durum, bilgiyi elde etme yöntemini hukuka uygun hale getirmez.
Aksi kabul edilirse “bilgi doğruysa nasıl elde edildiğinin önemi yoktur” sonucuna ulaşılır. Böyle bir yaklaşımın hukuk devleti ilkesiyle bağdaşması mümkün değildir.
Üstelik mesele yalnızca delilin yargılamada kullanılıp kullanılamayacağıyla sınırlı değildir. Kişisel verilerin yasa dışı yollarla elde edilmesi ve bu veriler kullanılarak vatandaşlara ulaşılması, kişilerin özel hayatına ve güvenlik duygusuna da doğrudan etki eder.
Telefonunuza hiç tanımadığınız bir numaradan mesaj geldiğini düşünün. Karşınızdaki kişi adınızı, adresinizi ve hakkınızdaki bazı bilgileri biliyor. Hakkınızda bir icra dosyası bulunduğunu söylüyor. Söylenenler doğru da olabilir, yanlış da. Fakat kişinin sizin hakkınızda bu kadar bilgiye sahip olması dahi başlı başına bir baskı yaratabilir.
Bu nedenle mesele yalnızca “yasa dışı panel kullanıldı mı?” sorusundan ibaret değil. Hukuk adına hareket edenlerin, hukukun sınırlarına ne ölçüde uyduğu da tartışılmalı.
Avukatlık mesleği, hak arama özgürlüğünün kullanılmasında özel bir konuma sahip. Bu nedenle bir avukatın hukuka aykırı yöntemlere başvurduğu iddiası, yalnızca kişisel verilerin ihlali bakımından değil, mesleğin güvenilirliği açısından da önem taşıyor.Soruşturmanın sonucunu beklemek ve kimseyi peşinen suçlu ilan etmemek zorundayız. Ancak bu, ortaya çıkan hukuki soruları tartışmamıza engel değil. Hak arama özgürlüğü, hukuka aykırı yolların kullanılmasını haklı çıkarmaz.
Bir avukat için bu sınır daha da belirgin olmalıdır. Hukukun uygulanmasını isteyen kişinin, kendi işini görürken hukukun dışına çıkması kabul edilemez. Bunun yanında kişisel verilerin bu şekilde ele geçirilmesini ve kullanılmasını önleyecek daha etkin denetim ve güvenlik mekanizmalarının da hayata geçirilmesi gerekir. Kişisel verilerin korunması konusunda hem kamu kurumları hem de özel kuruluşlar bakımından gerekli önlemler alınmalı, kişilerin verilerine hukuka aykırı şekilde erişilmesinin önüne geçilmelidir.
Av. Deniz Ali İlkem Demir
Çok Okunanlar
İsmail Kartal’ın istifası dünya basınında gündem oldu
Şampiyonlar Ligi'nde günün sonuçları: Bol gollü karşılaşmalar
Seferihisar Belediyesi soruşturmasında 43 gözaltı
Fenerbahçe'den açıklama: İsmail Kartal'a şişe atan kişi tespit edildi
Archie Brown, İsmail Kartal'ın istifasını öğrenince şaşkınlık yaşadı
Mehmet Akif Ersoy davasında tahliye
Beşiktaş’tan Tahir Kum için hukuki adım
Baskı ortamında hukukla demokratik mücadele
Aziz Yıldırım: İsmail Kartal görevinin başındadır
CENTCOM: 96 ticari geminin rotası değiştirildi