Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
55,2612
Dolar
Arrow
49,1070
İngiliz Sterlini
Arrow
65,0329
Altın
Arrow
6571,5504
BIST
Arrow
12.270

Israrlı takip ve koruma mekanizmaları: Standart uzaklaştırma kararlarının ötesine geçmek

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Türk Ceza Kanunu'na 2022 yılında bağımsız bir suç olarak giren ısrarlı takip, ceza hukuku pratiğimizin en kritik başlıklarından biri haline geldi. Aynı dönemde 6284 sayılı Kanun’un koruma mekanizmaları da bu alandaki temel hukuki araçlardan biri olmayı sürdürdü. Bu kapsamda mağdurlar koruyucu ve önleyici tedbirlerden yararlanabilmekte, yaklaşmama ve iletişim kurmama gibi kararlar hızla devreye sokulabilmektedir.

Bu iki düzenlemenin birlikte varlığı esasen stratejik bir önem taşıyor. Israrlı takip bakımından ceza hukuku gerçekleşmiş fiili ve bunun cezai sorumluluğunu konu edinirken, koruma tedbirleri devam eden veya gerçekleşmesi muhtemel bir tehlikeyi henüz zarar doğmadan önlemeyi amaçlıyor. Bir başka ifadeyle ceza normu gerçekleşen fiile yönelirken, koruma tedbiri ortaya çıkabilecek tehlikeyi bertaraf etmeye odaklanıyor. Ancak failin hakkında uzaklaştırma kararı verilmiş olması, tek başına mağdurun güvenliğinin sağlandığı anlamına gelmiyor. Kararın ihlal edilmesi hâlinde hızlı ve etkili bir müdahale mekanizmasının bulunması, korumanın kâğıt üzerinde kalmaması bakımından hayati bir önem taşıyor.

Tedbir kararının ihlal edildiği anda sistemin nasıl çalıştığı, özellikle ısrarlı takip dosyalarında belirleyici bir eşik oluşturuyor. 6284 sayılı Kanun, tedbir kararına aykırılık hâlinde zorlama hapsi öngörüyor. İlk ihlalde üç günden on güne, ihlalin tekrarı hâlinde ise beş günden otuz güne kadar zorlama hapsi uygulanabiliyor ve toplam süre altı ayı geçemiyor. Bunun yanı sıra Türkiye’de elektronik izleme sistemi de fiilen uygulanıyor. Hâkim kararıyla elektronik kelepçe uygulanması hâlinde fail ile mağdurun konumları eş zamanlı olarak takip edilebiliyor ve belirlenen mesafenin ihlali doğrudan kolluk müdahalesine konu olabiliyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın paylaşımlarında sistemin Ankara ve İzmir’deki başlangıcının ardından Antalya, Bursa, İstanbul ve Gaziantep’te de hayata geçirildiği görülüyor.

Türkiye’de mevcut hukuki araçların tamamen yetersiz olduğunu söylemek haksızlık olur. Asıl sorun, bu araçların ısrarlı takip gibi süreklilik gösteren ve sürekli biçim değiştiren davranışlar karşısında nasıl konumlandırılacağıyla ilgilidir. Bugün bir aile mahkemesine gidip ısrarlı takip nedeniyle koruma talep ettiğinizde, önünüze gelen tedbir metinlerinin genellikle birbirinin kopyası olduğunu görürsünüz. Failin mağdurun konutuna, iş yerine ve okuluna yaklaşmaması yönündeki standart yasak cümleleri yazılır ve dosya kapatılır. Oysa ısrarlı takip çoğu zaman tek bir eylemden ibaret kalmıyor. Telefon aramaları, anlık mesajlar, sosyal medya teması, iş yeri veya ev çevresinde bekleme, üçüncü kişiler aracılığıyla dolaylı iletişim kurma ya da dijital araçlardan yararlanma gibi davranışlar zaman içinde birbirine eklenerek zincirleme bir baskı ortamı yaratıyor. Bu nedenle koruma kararının da tek bir kalıp metne hapsolması çoğu zaman beklenen güvenliği sağlamıyor.

Karşılaştırmalı hukukta bu soruna karşı geliştirilen en dikkat çekici modellerden biri İngiltere ve Galler’deki StalkingProtectionOrders sistemidir. 2019 tarihli StalkingProtectionAct ile getirilen ve uygulamaya konulan bu mekanizma, doğrudan stalking riskine karşı tasarlanmış özel bir koruma aracıdır. Polis, kişinin stalking ile bağlantılı davranışlarda bulunduğunu ve belirli bir kişi bakımından risk oluşturduğunu değerlendirdiğinde, önceden kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararını beklemeden mahkemeden bu emri talep edebilmektedir.

Bu modelin Türkiye’deki 6284 sayılı Kanun veya Türk Ceza Kanunu'ndaki önleyici tedbirlerden ayrılan en temel yönü, pozitif yükümlülükler unsurudur. Mahkemelerce verilen bu tedbirler, failin mağdurla iletişim kurmasını veya belirli yerlere gitmesini yasaklamakla kalmıyor; aynı zamanda fail hakkında müdahale programlarına katılma, uygunluk değerlendirmesine girme, elektronik cihaz kullanımına ilişkin sınırlamalar getirme veya kollukla düzenli temas kurma gibi pozitif yükümlülükler de öngörebiliyor.

Böylece koruma emri yalnızca mağdurun çevresine soyut bir sınır çekmekle yetinmeyip risk yaratan kişinin davranış kalıplarını doğrudan değiştirmeyi hedefliyor. Israrlı takip bakımından bu yaklaşım esastır çünkü takip davranışının sona erdirilmesi yalnızca mağdurun bulunduğu yere fiziksel olarak yaklaşılmamasıyla sağlanamayabiliyor. Takibin yöntemi esneklik gösteriyor, fiziksel temas dijital kanallara evrilebiliyor veya fail üçüncü kişiler üzerinden aynı baskıyı sürdürebiliyor. 

İngiltere’de SPO ihlalinin ayrıca ağır bir suç teşkil etmesi ve 2026 yılında yürürlüğe giren CrimeandPolicingAct ile sistemin daha da genişletilerek ceza yargılaması sonunda mahkemelerin kendiliğinden bu emirleri verebilmesinin önünün açılması, bütüncül yaklaşımın somut göstergeleridir. Her ne kadar İngiliz hükümetinin yayımladığı değerlendirmelerde uygulamadaki gecikmeler ve pozitif yükümlülüklerin yeterince işletilememesi gibi sorunlara dikkat çekilse de sistemin mantığı stalking eylemini basit bir yaklaşmama ihlali olarak görmeyip riskin niteliğine göre kişiselleştirilen bir mekanizma kurması bakımından değerlidir.

Benzer bir yaklaşım Almanya’daki Gewaltschutzgesetz düzenlemesinde de karşımıza çıkıyor. Alman hukuku, mahkemeye failin mağdurun konutuna girmesini, çevresinde bulunmasını, düzenli olarak gittiği yerleri ziyaret etmesini, iletişim kurmaya çalışmasını ya da mağdurla karşılaşma girişimlerini yasaklama yetkisi veriyor. Üstelik Kanun, kişinin açık iradesine rağmen ısrarlı bir şekilde takip edilmesini veya dijital iletişim araçları vasıtasıyla izlenmesini de açıkça koruma tedbirlerinin kapsamına dahil ediyor.

Dijital takip yöntemlerinin bu denli yaygınlaştığı bir dönemde, failin yalnızca mağdura fiziksel olarak yaklaşmasının yasaklanması her olayda yetersiz kalabiliyor. Sahte hesaplar, farklı iletişim kanalları, üçüncü kişiler üzerinden kurulan temaslar veya akıllı cihazların takip amacıyla kötüye kullanılması gibi yöntemlerin de koruma kararlarının kapsamına dahil edilmesi gerekiyor. Tabii ki bu tür müdahalelerin sınırlarının ölçülülük ve temel haklar dengesi gözetilerek titizlikle çizilmesi şarttır.

Türkiye bakımından buradan çıkarılacak sonuç, tamamen yeni bir uzaklaştırma mekanizması icat etmekten ziyade mevcut yapıyı ısrarlı takibin doğasına uygun olarak geliştirmektedir. Her dosyada aynı kalıpta verilen uzaklaştırma kararlarının yerine, takip davranışının somut niteliğini dikkate alan kişiselleştirilmiş tedbirler kurgulanabilir. Fail mağduru fiziksel olarak takip ediyorsa özel mesafe kuralları getirilebilir, dijital takip söz konusuysa sosyal medya hesapları ve iletişim kanalları bakımından net yasaklar konulabilir veya üçüncü kişiler üzerinden kurulan temaslar tedbir kapsamına net bir şekilde dahil edilebilir.

Bununla birlikte, tekrarlanan ihlallerin her defasında yalnızca süreli bir zorlama hapsiyle geçiştirilmesi yeterli değildir. Bir tedbir kararının tekrar tekrar ihlal edilmesi, riskin tırmandığının en net verisidir. Bu durum, tedbir kapsamının genişletilmesi, elektronik izlemenin derhal devreye sokulması veya daha ağır koruma araçlarının uygulanması için bir uyarı olarak kabul edilmelidir. Elektronik izleme tam da bu kademeli sistemin en işlevsel araçlarından biridir ve Türkiye’de bunun için gereken hukuki ve teknik altyapı halihazırda mevcuttur. Daha önce tedbirleri ihlal etmiş veya takip ısrarı yoğunlaşmış kişiler bakımından elektronik kelepçe ve benzeri sistemlerin etkin kullanımı, koruma kararını yalnızca suç işlendikten sonra reaksiyon gösteren bir kâğıt parçası olmaktan çıkaracaktır.

Sonuç olarak 6284 sayılı Kanun’un sağladığı mekanizmaların en güçlü yönü, mağdurun korunmasını uzun süren ceza yargılamalarının sonuna mahkûm etmemesidir. Ancak ısrarlı takip suçunun kendine has yapısı karşısında ihtiyaç duyulan temel hamle, bu korumayı çok daha dinamik bir zemine taşımaktır. Etkili bir uzaklaştırma kararı, yalnızca mağdura yaklaşmayı yasaklayan standart bir metin olmaktan öte; takip davranışını tüm yönleriyle dikkate alan, failin hareket alanını daraltan ve ihlal durumunda koruma çıtasını yükseltebilen bütüncül bir mekanizma olmalıdır. Mevcut yasal yapımız bu vizyona tamamen yabancı değildir; yapılması gereken, uzaklaştırma kararlarını kalıpsal metinler olmaktan çıkarıp ısrarlı takibin değişen taktiklerine yanıt verebilen, risk arttıkça sertleşen ve ihlali yalnızca geçmişteki bir kural ihlali değil gelecekteki ağır bir tehlikenin habercisi olarak okuyan dinamik bir koruma rejimine dönüştürmektir.

Av. Deniz Ali İlkem Demir