Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
55,5685
Dolar
Arrow
48,9954
İngiliz Sterlini
Arrow
64,8026
Altın
Arrow
6576,7790
BIST
Arrow
12.474

Teşhir yürüyüşü: Perp Walk’ın Türkiye’deki görüntüsü

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

“Davacıya uygulanan teşhir yürüyüşü, davacının özel hayatına ve kişisel haklarına müdahale eden bir yakalama işlemi niteliğindeydi ve meşru hiçbir kolluk amacı veya gerekçesi bulunmaksızın davacıyı küçük düşürmeye yönelik bir biçimde gerçekleştirildi.”

Lauro v. Charles, 219 F.3d 202 (2d Cir. 2000)

Bir kişinin gözaltına alınırken bu anların kameralara yansıması ile bir kişinin gözaltına alınırken halka afişe edilmesi aynı şey değildir. İlkinde ceza soruşturmasının yürütülmesiyle ilgili bir işlem vardır. İkincisinde ise artık soruşturmanın nasıl yürütüldüğünden başka bir mesele ortaya çıkar: Hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmayan kişiyi topluma nasıl gösterilmektedir?

Son yıllarda Türkiye'de bu soruyla daha sık karşılaşıyoruz. Özellikle kamuoyunun yakından tanıdığı kişilerin gözaltına alınmaları sonrasında ortaya çıkan görüntüler, tartışmayı yalnızca soruşturmanın kendisiyle sınırlı bırakmıyor. Kelepçeli bir şekilde yürütülen, etrafı çok sayıda kolluk görevlisiyle çevrilen veya kameraların karşısında adliyeye götürülen kişilerin görüntüleri kısa sürede televizyonlara ve sosyal medyaya ulaşıyor.

Oğuzhan Uğur, Deniz Göktaş veya son dönemde uyuşturucu soruşturmaları kapsamında gündeme gelen tanınmış isimler bakımından da aynı durumla karşı karşıya kaldık. Burada bu kişilere yöneltilen suçlamaların doğru olup olmadığı üzerinde durmuyorum. Bunun cevabını soruşturma ve yargılama verecek. Asıl mesele, soruşturmanın sonucu beklenmeden ortaya çıkan görüntünün kendisi.

Çünkü bazı görüntüler yalnızca bir olayı göstermiyor. Aynı zamanda kişiler hakkında bir kanaat de oluşturuyor. Amerikan hukukunda bu meselenin yerleşmiş bir adı var: perp walk. “Perpetrator walk” ifadesinden türeyen kavram, kolluk tarafından yakalanan veya gözaltına alınan kişinin basının görüntü alabileceği şekilde yürütülmesini ifade ediyor. Uygulamanın hukuki tartışması da burada başlıyor. Belirtmek gerekir ki, basının bir sevk işlemini görüntülemesi ile kolluğun görüntülenmeyi sağlayacak biçimde hareket etmesi arasında fark bulunuyor.

Bu farkı en açık biçimde ortaya koyan kararlardan biri, Amerika Birleşik Devletleri’nde New York Güney Bölgesi Federal Bölge Mahkemesi’nde başlayan ve ardından İkinci Daire Temyiz Mahkemesi’nin önüne gelen Lauro v. Charles, 219 F.3d 202 (2d Cir. 2000) kararıdır.

Dava, New York'ta gözaltına alınan John Lauro'nun, herhangi bir adli veya kolluk işlemi gerektirmemesine rağmen basının görüntü alabilmesi amacıyla “perp walk” olarak bilinen uygulamaya maruz bırakılması üzerine açılmıştır.

Lauro, bir apartman dairesine girerek hırsızlık yaptığı şüphesi üzerine yürütülen soruşturma kapsamında New Jersey'deki evinden dedektifler tarafından New York'a gelmeye ikna edilmiş ve burada tutuklanmıştır. Lauro, tutuklandıktan sonra polis merkezine götürülmüş ve yaklaşık iki saat boyunca burada tutulmuştur. Bu aşamaya kadar gerçekleştirilen tutuklama ve polis merkezine sevk işlemi, davanın konusu olan anayasal ihlalden ayrı değerlendirilmiştir.

Ancak yaklaşık iki saat sonra dava ile ilgilenen bir memura, New York Polis Departmanı'nın Office of the Deputy Commissioner of Public Information (DCPI) biriminden bir telefon gelmiş ve medyanın Lauro'nun dosyasıyla ilgilendiği, bu nedenle Lauro'nun bir “perp walk”a çıkarılması gerektiği bildirilmiştir. Bunun üzerine Lauro kelepçelenmiş, polis merkezinin önüne çıkarılmış, bir polis aracına bindirilerek yalnızca bir blok boyunca götürülmüş, ardından araçtan indirilerek kameraların önünde yeniden polis merkezine yürütülmüştür. Bu görüntüler Fox 5 News tarafından kaydedilmiş ve daha sonra Lauro'nun tutuklanmasına ilişkin haberlerde kullanılmıştır.

Lauro bunun üzerine dava açarak, söz konusu uygulamanın başta Amerika Birleşik Devletleri Anayasası'nın Dördüncü Değişikliği olmak üzere çeşitli anayasal haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesi verdiği 1999 tarihli kararda, söz konusu “perp walk”ın Lauro'nun mahremiyetine ve kişisel haklarına müdahale eden bir “seizure” olduğunu ve herhangi bir meşru kolluk amacı taşımadığını belirterek Dördüncü Değişiklik bakımından Lauro lehine karar vermiştir. Bunun üzerine karar temyiz edilmiştir.

Mahkeme, yalnızca basının görüntü almasını sağlamak amacıyla gerçekleştirilen ve herhangi bir meşru kolluk amacı bulunmayan kurgulanmış bir “perp walk”ın, gözaltındaki kişinin maruz kaldığı müdahaleyi makul olmayan biçimde ağırlaştırdığı ve bu nedenle Anayasayı ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır. 

Gerçekten de bir kişinin adliyeye götürülürken çekilmiş fotoğrafıyla, kelepçeli halde onlarca polis görevlisinin arasında yürütüldüğü fotoğraf aynı bilgi değerine sahip değildir. İkinci görüntü, kişinin hukuki statüsüne ilişkin teknik bilgiden çok daha fazlasını izleyiciye aktarır. Henüz hüküm verilmemiş olmasına rağmen görüntü, kişiyi suçla özdeşleştirebilir.

Türkiye açısından dikkat çekici olan ise bu meselenin mevzuatta uzun zamandır açıkça düzenlenmiş olmasıdır. Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nin 27. maddesi, soruşturma evresindeki kişinin kamuoyuna sunulması bakımından oldukça açık bir çerçeve çiziyor. Düzenleme; gözaltındaki kişinin “suçlu” olarak kamuoyuna duyurulmasını, basın önüne çıkarılmasını, görüntülerinin alınmasını ve teşhir edilmesini yasaklıyor. Aynı hüküm soruşturma evrakının yayımlanmasına da sınır getiriyor. Bu düzenlemenin üzerinde ayrıca durmak gerekiyor. Çünkü burada yalnızca soyut anlamda masumiyet karinesinden söz edilmiyor. Mevzuat doğrudan kişinin görüntüsünün alınmasından ve teşhir edilmesinden bahsediyor.

Dolayısıyla “Kişi henüz mahkûm olmadı, o nedenle masumiyet karinesine saygı gösterilmeli” şeklindeki genel bir cümleden daha somut bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Hukuk düzeni, soruşturma aşamasında bulunan kişinin kamuoyuna hangi biçimde sunulabileceği konusunda zaten bir sınır koymuş durumda. Elbette bundan, soruşturma kapsamında yapılan her sevkin veya sevk sırasında çekilen her görüntünün hukuka aykırı olduğu sonucu çıkmaz. Kolluğun güvenlik amacıyla bir kişiyi kelepçelemesi gerekebilir. Bir kişinin hastaneye veya adliyeye götürülmesi sırasında basın görüntü alabilir. Bunların her biri somut olayın koşulları içerisinde değerlendirilmelidir.

Bir de meselenin tanınmış kişiler bakımından farklılaşan yönü var. Kamuoyunun yakından tanıdığı bir sanatçının, siyasetçinin, gazetecinin veya başka bir kamu figürünün gözaltı görüntüsü, tanınmayan bir şüphelinin görüntüsünden çok daha hızlı dolaşıma giriyor. Üstelik görüntü kişinin yıllardır sahip olduğu kamuoyu kimliğiyle birleşiyor. Bir sanatçı için sahne görüntülerinin, bir siyasetçi için miting görüntülerinin, bir gazeteci için ekran görüntülerinin yerini bir anda kelepçeli bir gözaltı görüntüsü alabiliyor.

Bu noktada görüntünün haber değeri ile görüntünün kişiye yüklediği anlam birbirinden ayrılmalı. Örneğin tanınmış bir kişinin uyuşturucu soruşturması kapsamında gözaltına alınması elbette haber olabilir. Kamuoyunun bu soruşturmadan haberdar edilmesinde tek başına hukuki bir sorun bulunmayabilir. Fakat aynı kişinin kelepçeli halde, etrafında çok sayıda kolluk görevlisiyle yürütüldüğü görüntünün tekrar tekrar yayımlanması başka bir etki yaratır.

Haber artık yalnızca “hakkında soruşturma başlatıldı” demiyor. Görüntü, izleyiciye kişinin suçla ilişkisi konusunda çok daha kuvvetli bir izlenim verebiliyor. Üstelik bu izlenimin daha sonra ortadan kaldırılması kolay değil.Soruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilebilir. Dava açılabilir ve kişi beraat edebilir. Başka bir suçtan değil, isnat edilen fiilden sorumlu olmadığı ortaya çıkabilir. Fakat sosyal medyada yayılan birkaç saniyelik görüntü, bütün bu hukuki süreçlerden çok daha uzun süre hafızada kalabilir.

Bu nedenle tanınmış kişiler bakımından teşhir meselesi yalnızca özel hayat veya kişilik hakkı sorunu olarak görülmemeli. Kişinin soruşturma aşamasındaki hukuki statüsü ile kamuoyundaki görünümü arasındaki fark da dikkate alınmalı.

Burada basın özgürlüğünü de göz ardı etmemek gerekiyor. Gazetecilerin soruşturmaları takip etmesi, adli işlemleri haberleştirmesi ve kamuoyunu bilgilendirmesi demokratik toplum bakımından vazgeçilmez. Sorun, haber yapılması değil. Sorun, soruşturmanın haberleştirilmesiyle birlikte şüphelinin suçlu olduğu izleniminin ayrıca bilinçli bir şekilde üretilmesi.

Lauro v. Charles kararının Türkiye bakımından asıl öğretici tarafı da burada. Mahkeme, “basın görüntü almasın” demiyor. Gerçek bir kolluk faaliyetinin görüntülenmesi ile sırf görüntü oluşturmak için yapılan kolluk faaliyetini birbirinden ayırıyor. Türk hukukundaki Yönetmelik m. 27 de bu tartışmaya önemli bir zemin sağlıyor. Dolayısıyla bugün karşılaştığımız görüntüler bakımından sorulması gereken soru, “Bu kişi neden gözaltına alındı?” sorusundan ibaret değil.

Av. Deniz Ali İlkem Demir