Euro
Arrow
55,4059
Dolar
Arrow
49,8098
İngiliz Sterlini
Arrow
66,2304
Altın
Arrow
6476,3117
BIST
Arrow
11.151
Anasayfa > Yazarlar > Av. Deniz Ali İlkem Demir > Korkut Kanadoğlu yalnız değildir

Korkut Kanadoğlu yalnız değildir

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 28.10.2026 06:00

İstanbul Barosu’nun 128. Olağan Genel Kurulu’nda Avukat Hakları Grubu başkan adayı olarak konuşan Av. Prof. Dr. Osman Korkut Kanadoğlu, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan yargıçları ve keyfî tutuklama kararları veren sulh ceza hâkimlerini eleştirdi. Kanadoğlu, bu kararların izleneceğini ve raporlanacağını belirterek, “Bu yargıçlar ve savcılar, ‘Ben yasaya uymayacağım, ben avukata ve yurttaşa eziyet çektireceğim ve bundan da hiçbir sorumluluk taşımayacağım’ diye düşünüyorlarsa, bilsinler ki iki elimiz yakalarında olacak” ifadelerini kullandı.

Konuşmanın ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen soruşturma başlatıldığı duyuruldu. Kamuoyuna yansıyan açıklamada soruşturmanın hangi suç kapsamında yürütüldüğü belirtilmedi. Başsavcılık suçlamanın hukuki niteliğini açıklamadığından, soruşturmanın hangi gerekçeye dayandığı henüz bilinmiyor.

Belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasını istemek, yargıya karşı çıkmak değildir. Anayasa’nın 153. maddesi, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarını ve diğer kişi ve kuruluşları bağladığını açıkça düzenler. Bu kararların uygulanıp uygulanmadığını takip etmek, hukuka aykırı olduğu düşünülen uygulamaları eleştirmek ve sorumluların hesap vermesini istemek, hukuk devletinin işleyişiyle doğrudan ilgilidir.

Kanadoğlu’nun konuşmasının bir baro genel kurulunda, avukatlık mesleğinin ve yargının işleyişinin tartışıldığı bir ortamda yapılmış olması da göz ardı edilmemelidir. Avukatların yargısal süreçlerde karşılaştıkları hukuki sorunları dile getirmesi, yalnızca mesleki bir hak değil, aynı zamanda savunmanın kamusal sorumluluğunun bir parçasıdır. Baroların hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını koruma görevi de bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Soruşturmanın usulü de en az konuşmanın içeriği kadar önemli.

Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesi, avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri ileri sürülen suçlar bakımından özel bir soruşturma usulü öngörüyor. Kanadoğlu’nun konuşmasının mesleki faaliyetle bağlantısı dikkate alındığında, bu hükmün somut olayda uygulanıp uygulanmayacağı ayrıca incelenmelidir. Şayet kanunen Adalet Bakanlığından izin alınması gereken bir durum söz konusuysa, bu usulün işletilmesi zorunludur.

Anayasa Mahkemesinin 18 Mayıs 2026 tarihli Eyyup Akıncı kararında (B. No: 2023/101443), avukatların savunma görevlerinin yalnızca mahkeme salonuyla sınırlı olmadığı ve yargısal süreçlerde gözlemledikleri usulsüzlükleri kamuoyunun dikkatine sunabilecekleri yönündeki değerlendirmeler önem taşıyor. Avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle yürütülen soruşturmalarda usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmaması, savunma hakkı ve ifade özgürlüğü bakımından sorun doğurabilir.

Burada savunulan, avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle hiçbir koşulda soruşturulamayacağı değil, kanunun öngördüğü güvencelere uyulması ve cezai sorumluluk iddiasının somut bir hukuki temele dayanmasıdır.Bir hukukçunun yargısal uygulamaları eleştirmesi, tek başına ceza soruşturmasını haklı kılan bir gerekçe olarak görülemez.

Kanadoğlu’nun konuşmasında kullandığı “iki elimiz yakalarında olacak” ifadesi de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bir sözün sert bulunması veya eleştirilen kişileri rahatsız etmesi, tek başına tehdit suçunun oluştuğunu göstermez. İfadenin bütünü, konuşmanın yapıldığı ortam ve açıklamanın amacı birlikte ele alınmalıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de yargı mensuplarının eleştiriye bütünüyle kapalı olmadığını kabul ediyor. Morice/Fransa kararında hâkimlerin belirli sınırlar içerisinde kişisel eleştirilere konu olabileceği belirtilirken, Baka/Macaristan kararında yargının işleyişine ve yargı bağımsızlığına ilişkin açıklamaların kamusal önemi vurgulanmıştır. Bu kararlar, yargı otoritesinin korunması ile ifade özgürlüğü arasında kurulması gereken dengeyi ortaya koyuyor.

Yargı bağımsızlığı, hâkimlerin kararlarının tartışma dışı bırakılması anlamına gelmez. Bağımsızlık, hâkimlerin hukuka ve vicdani kanaatlerine göre karar vermelerini güvence altına alır; hukuka uygunluk denetiminin ve eleştirinin ortadan kaldırılmasını değil. Özellikle Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması gibi anayasal düzeni doğrudan ilgilendiren bir konuda avukatların ve baroların söz söylemesi, hukuk devletinin olağan bir gereğidir.

Anayasa Mahkemesinin Barzan Demirhan kararında da savunma faaliyetiyle bağlantılı ifadeler değerlendirilirken bağlamın ve ifade özgürlüğünün önemine dikkat çekilmiştir. Kanadoğlu’nun sözleri bakımından da aynı yaklaşım benimsenmelidir. Konuşmanın bütününü değerlendirmek yerine birkaç ifadenin seçilmesi ve bunların en ağır biçimde yorumlanması, ifade özgürlüğüne müdahalenin gerekliliği ve orantılılığı bakımından sorun yaratabilir.

Üstelik bu sözlerin, İstanbul Barosu başkanlığına aday olan bir hukukçu tarafından dile getirilmesi ayrıca anlamlıdır. Baroların görevi, avukatların mesleki sorunlarıyla ilgilenmenin ötesinde, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmayı da kapsar. Yargının hukuka uygun işlemesini talep etmek, bu sorumluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.

Korkut Kanadoğlu yalnız değildir. Hukukun üstünlüğünü savunmak, gerektiğinde yargının işleyişini eleştirebilmeyi de gerektirir. Anayasa’ya uyulmasını istemek ve hukuka aykırı uygulamalardan sorumluların hesap vermesini talep etmek, hukukçuların vazgeçemeyeceği bir sorumluluktur.

Av. Deniz Ali İlkem Demir

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları