Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
53,9778
Dolar
Arrow
47,3593
İngiliz Sterlini
Arrow
62,8577
Altın
Arrow
6159,0841
BIST
Arrow
10.729

Madımak hâlâ yanıyor

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

"Yok başka bir cehennem, yaşıyorsunuz işte." 

 Behçet Aysan 

Bazı yangınlar, söndürüldüğü gün sona ermez. Alevler duvarlardan çekilir, duman dağılır; geriye ise yıllar boyunca taşınan bir sessizlik kalır. Madımak'ta 2 Temmuz 1993'te yaşananlar da böyledir. O gün Madımak Oteli'nde bulunanlar bir çatışmanın tarafı değildi. Aralarında şairler, yazarlar, akademisyenler, sanatçılar ve öğrenciler vardı. Sivas'a kültürel bir etkinlik için gelmişlerdi. Günün sonunda ise Türkiye, düşünce ve ifade özgürlüğünün de hedef alındığı en ağır toplu saldırılardan biriyle karşı karşıya kaldı.

Aradan otuz üç yıl geçmiş olmasına rağmen olayın hukuki boyutu hâlâ tartışılmakta, yargısal süreç ise yeni kararlarla gündeme gelmeye devam etmektedir. Anayasa Mahkemesinin son ihlal kararı da bu uzun hukuk serüvenine yeni bir sayfa eklemiştir.

2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nin ateşe verilmesi sonucu otuz üç aydın ve sanatçı ile iki otel çalışanı yaşamını yitirdi. Olaylar sırasında iki gösterici de hayatını kaybetti. Cumhuriyet tarihinin en ağır toplu yaşam hakkı ihlallerinden biri olarak kabul edilen bu saldırı, geride derin bir toplumsal yara bıraktı.

Katliamın ardından açılan davalar yıllarca sürdü. Çok sayıda sanık hakkında mahkûmiyet kararları verildi. Buna karşılık bazı sanıklar uzun yıllar yakalanamadı, bazı dosyalar zamanaşımı tartışmalarına konu oldu. Geçen zaman, hukuki sürecin tamamlandığı yönündeki tartışmaları sona erdirmedi. Dosya, ceza hukukunun sınırlarını aşarak insan hakları hukukunun da temel başlıklarından biri hâline geldi.

Yakın zamanda Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararı da bu yönüyle dikkat çekiyor. Mahkeme, Madımak Katliamı'na ilişkin bireysel başvuruda yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine oy birliğiyle hükmetti. Gerekçeli karar henüz yayımlanmamış olsa da açıklanan kısa karar, yaşam hakkına ilişkin anayasal güvencelerin olayın yaşandığı günle sınırlı olmadığını bir kez daha ortaya koyuyor.

Yaşananlar, ceza hukuku bakımından bireysel sorumlulukları doğurduğu kadar, kamu makamlarının yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü de tartışmaya açtı. Bir toplumsal olayın böylesine ağır sonuçlar doğurması, olay anındaki güvenlik tedbirlerinden başlayan ve yıllar süren yargılamalara kadar uzanan geniş bir hukuki değerlendirmeyi zorunlu kıldı.

Anayasa'nın 17. maddesi yaşam hakkını güvence altına alır. Bu güvence, devletin bireyin yaşamına müdahale etmemesiyle sınırlı değildir. Ölümle sonuçlanan olayların etkili biçimde soruşturulması, sorumluların belirlenmesi, yargılama sürecinin makul bir sürede tamamlanması ve kamu vicdanını tatmin edecek şekilde sonuçlandırılması da devletin pozitif yükümlülükleri arasında yer alır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadı aynı noktada birleşmektedir. Yaşam hakkı, maddi ve usuli olmak üzere iki yönlü bir koruma sağlar. Maddi boyut, bireyin yaşamının korunmasını ifade eder. Usul boyutu ise ölüm olayının ardından yürütülen adli sürecin etkinliğini konu alır. Etkili bir soruşturma yürütülmemesi veya yargılamanın makul ölçünün ötesinde uzaması, tek başına yaşam hakkının usul boyutunun ihlali sonucunu doğurabilir.

Madımak kararının önemi de burada ortaya çıkmaktadır. Aradan otuz üç yıl geçmiş olmasına rağmen Anayasa Mahkemesi, dosyayı geçmişte yaşanmış bir olay olarak görmemiş; devletin anayasal yükümlülüklerinin devam ettiğini hatırlatmıştır. Bu yaklaşım, yaşam hakkının zamana bağlı bir güvence olmadığını, adalet arayışının da anayasal koruma altında bulunduğunu göstermektedir.

Elbette gerekçeli karar yayımlandığında ihlalin hangi somut eksikliklere dayandırıldığı ayrıntılı biçimde görülecektir. Mahkemenin makul sürede yargılanma, etkili soruşturma, firari sanıklar hakkında yürütülen işlemler veya başka usuli eksiklikler üzerinde durup durmadığı gerekçeyle birlikte netleşecektir. Ancak kısa kararın dahi verdiği mesaj açıktır. Yaşam hakkı, ölüm olayının ardından yürütülen yargısal sürecin de hukuk devleti ilkelerine uygun şekilde işletilmesini zorunlu kılar.

Madımak katliamı dosyası artık yalnızca geçmişi ilgilendiren bir ceza davası değildir. Bu dosya, devletin ağır insan hakları ihlalleri karşısında ne kadar etkin hareket edebildiğini gösteren anayasal bir ölçüttür. Anayasa Mahkemesinin son kararı da aynı gerçeği hatırlatmaktadır: Yaşam hakkı, ölümün gerçekleştiği ana kadar uzanan bir güvence değildir. Adalet sağlanıncaya kadar devam eden bir devlet yükümlülüğüdür.

Madımak'ta çıkan yangın yıllar önce söndü. Ancak o gün yaşananların hukuki ve vicdani yükü hâlâ taşınıyor. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı da adalet arayışının zaman aşımına uğramadığını bir kez daha hatırlatıyor. Gerçek anlamda kapanan dosyalar, yalnızca karar verilen değil adaletin tecelli ettiğine toplumun da ikna olduğu dosyalardır.

Av. Deniz Ali İlkem Demir