Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
56,0028
Dolar
Arrow
48,7600
İngiliz Sterlini
Arrow
65,3221
Altın
Arrow
6936,7848
BIST
Arrow
13.263

Süresiz nafaka tartışması üzerine bir değerlendirme

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Hukuk gündeminde “süresiz nafaka” tartışması uzun zamandır önemli bir yer tutuyor. Tartışmanın merkezinde ise boşanma sonrasında yoksulluğa düşen eşin geçimini sağlamak amacıyla öngörülen yoksulluk nafakası bulunuyor. Kamuoyunda çoğu zaman “ömür boyu nafaka” şeklinde ifade edilen bu kurum, aslında Türk Medeni Kanunu’nda belirli şartlara bağlanmış bir hukuki güvence niteliğinde.

Kanun Ne Diyor?

Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi uyarınca, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.” Buna göre mahkemenin yoksulluk nafakasına hükmedebilmesi için evliliğin boşanma ile sona ermiş olması, nafaka talebinde bulunulması, talep eden tarafın boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması, bu tarafın kusurunun diğer taraftan daha ağır olmaması ve nafaka talep edilen tarafın nafaka ödeyebilecek mali güce sahip olması gerekiyor.

“Süresiz” ifadesi ise nafakanın hiçbir koşulda sona ermeyeceği anlamına gelmiyor. Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesi bu konuda açık hükümler içeriyor. Mahkemeler, yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verebiliyor. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkıyor. Alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi halinde ise nafaka mahkeme kararıyla kaldırılabiliyor. Tarafların ekonomik durumlarında değişiklik olması halinde nafakanın artırılması veya azaltılması da mümkün.

Yargıtay uygulamasında ise TMK’nın 175. maddesinde yer alan “süresiz” ibaresi nedeniyle yoksulluk nafakasının belirli bir süreyle sınırlandırılması konusunda farklı değerlendirmeler bulunmaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin İptal Kararı

Yoksulluk nafakasının süresiz olarak öngörülmesine ilişkin düzenleme Anayasa Mahkemesi’nin de gündemine geldi. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 4 Haziran 2026 tarihli kararıyla Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresinin iptaline karar verdi. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı yoksulluk nafakasını ortadan kaldırmıyor. İptal edilen, nafakanın “süresiz olarak” istenebilmesine ilişkin ibare. Kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildi.

Kararın ayrıca dikkat çeken bir yönü daha var. Anayasa Mahkemesi 2012 yılında aynı ibare hakkında yaptığı incelemede iptal talebini reddetmişti. Aradan geçen yılların ardından aynı düzenlemenin bu kez iptal edilmesi, yoksulluk nafakasının süresine ilişkin tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Bundan sonraki aşamada kanun koyucunun Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararını dikkate alarak yoksulluk nafakasının süresine ilişkin yeni bir düzenleme yapması gerekiyor. Bugün itibarıyla yoksulluk nafakası kurumu ortadan kalkmış değil. Tartışmanın konusu, nafakanın bundan sonra hangi süre ve ölçütlere göre belirlenmesi gerektiği.

Kadınların Ekonomik Durumu Göz Ardı Edilmemeli

Yoksulluk nafakasının kamuoyunda yalnızca “süresiz nafaka” ifadesi üzerinden tartışılması, düzenlemenin hangi ihtiyaca cevap verdiğinin gözden kaçmasına yol açıyor. Boşanma sonrasında tarafların ekonomik durumları her zaman aynı noktada bulunmuyor. Özellikle evlilik süresince ev işleri, çocukların bakımı ve diğer karşılıksız bakım yüklerini üstlenen eşin eğitim ve çalışma hayatından uzak kalması, boşanmayla birlikte ortadan kalkmıyor. Bu nedenle yoksulluk nafakasını yalnızca boşanma sonrasında yapılan bir ödeme olarak görmek yerine, evlilik sürecinde ortaya çıkan ekonomik dengesizliğin sonuçlarını da dikkate alan bir hukuk kurumu olarak değerlendirmek gerekiyor.

Bir tarafa sürekli gelir sağlanması ile boşanma sonrasında ekonomik olarak yoksun kalacak kişinin korunması farklı hukuki sonuçlara işaret ediyor. Mevcut sistemde yoksulluk nafakasının bağlanması ve devamı bakımından somut olayın koşulları önem taşıyor. Nafaka her boşanmada kendiliğinden bağlanmadığı gibi, bağlanan nafakanın da her koşulda ve değişmeden devam etmesi söz konusu değil. Tarafların ekonomik durumları, evlilik süresi, gelir ve malvarlıkları, çalışma imkanları ve yoksulluk halinin devam edip etmediği gibi hususlar değerlendirmeye konu olabiliyor.

Uygulamadan Kaynaklanan Sorunlar

Bununla birlikte uygulamada süresiz nafakanın çeşitli sorunlara yol açtığı yönünde ciddi eleştiriler bulunuyor. Özellikle birkaç gün, hafta veya ay sürmüş yahut fiilen hiç gerçekleşmemiş evliliklerde boşanma sonrasında süresiz nafakaya hükmedilmesi, taraflar arasındaki menfaatler dengesi bakımından tartışma yaratıyor. Çocuksuz ve kısa süreli evliliklerde uzun yıllar devam eden nafaka yükümlülüğünün, nafaka yükümlüsünün ekonomik ve kişisel geleceği üzerinde etkili olduğu ileri sürülüyor.

Nafaka yükümlülüğünün uzun yıllar devam etmesi, yeniden evlenme, yeni bir aile kurma ve çocuk sahibi olma gibi kişisel tercihler bakımından da ekonomik sonuçlar doğurabiliyor. Nafakanın ödenmemesi halinde ise bir tarafta ekonomik mağduriyet ortaya çıkarken, diğer tarafta icra takipleri ve kanunda öngörülen yaptırımlar gündeme geliyor. İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesi uyarınca nafaka ödemeyen yükümlünün, alacaklının şikayeti üzerine hapis cezasıyla karşılaşabilmesi de tartışmanın bir başka boyutunu oluşturuyor.

Nafaka yükümlülüğünün sona erdirilmesi için nafaka alacaklısının fiilen evliymiş gibi yaşadığı, yoksulluğunun ortadan kalktığı veya haysiyetsiz hayat sürdüğü iddialarının ileri sürülmesi, tarafların özel hayatlarının yargılamanın konusu haline gelmesine neden olabiliyor. Nafakanın artırılması, azaltılması veya kaldırılması için yeni davaların açılması da boşanmayla sona eren ilişkinin hukuki uyuşmazlıklar bakımından devam etmesine yol açabiliyor.14 Mayıs 2016 tarihli “Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu”nda da özellikle çok kısa süren veya fiili birlikteliğin gerçekleşmediği evliliklerde süresiz yoksulluk nafakasının, nafaka yükümlüsü bakımından orantısız bir sonuç doğurabildiğine ilişkin değerlendirmelere yer verilmiştir.

Karşılaştırmalı Hukuk Sisteminde Durum

Yoksulluk nafakasının tayininde iki temel yaklaşım öne çıkıyor. Bunlardan ilki evlilik sonrası dayanışma, diğeri ise boşanma sonrasında kişinin kendi ekonomik sorumluluğunu üstlenmesi, diğer bir ifadeyle “clean break” ilkesidir. Türk hukukunda evlilik sonrası dayanışma ilkesi ağırlık taşırken, Türk Medeni Hukuku’nun kaynağı olan İsviçre hukukunda bu ilke kişisel sorumluluk ilkesiyle sınırlandırılmıştır. 2000 yılında yürürlüğe giren düzenlemeler çerçevesinde nafakanın miktarı ve süresinin belirlenmesinde evliliğin süresi, müşterek çocuğun bulunup bulunmaması ve bakım ihtiyacı, iş gücü ve iş bulma olanakları ile sağlık durumu gibi ölçütler dikkate alınmaktadır. İsviçre hukukunda kısa süreli, orta süreli ve uzun süreli evlilik ayrımı da nafakanın belirlenmesinde dikkate alınan unsurlar arasındadır. Alman hukukunda ise kişisel sorumluluk ilkesi esas alınmakta, kanunda düzenlenen istisnai hallerde yoksulluk nafakasına hükmedilebilmektedir. Farklı hukuk sistemlerinde hakime, nafakanın süresini ve miktarını somut olayın koşullarına göre belirleme konusunda çeşitli ölçülerde takdir yetkisi tanındığı görülmektedir.

Çözüm 

Süresiz nafaka sorununu çözmek üzere evliliğin süresi ile orantılı nafaka ödenmesi önerisi öne çıkıyor. İsviçre hukukundaki gibi evlilik süreleri ile orantılı kademeli nafaka sürelerinin belirlenmesi düşünülebilir. Ancak her olaya uygulanacak kesin süre sınırları koymak, mevcut bazı sorunları giderirken yeni mağduriyetlere de yol açabilir. Çünkü nafaka alacaklısının iş gücü ve çalışma imkanı, sağlık durumu, müşterek çocuğun yaşı ve bakım ihtiyacı gibi unsurlar, evliliğin süresinden bağımsız olarak kişinin yoksulluktan çıkmasını etkileyebilir. Bu nedenle hakime, somut olayın koşullarına göre nafakanın miktarını ve süresini belirleyebileceği gerçek bir takdir alanı tanınması daha dengeli bir çözüm olabilir. Tarafların yaşı ve sağlık durumları, evlilik süresi, müşterek çocukların bulunup bulunmadığı, eşlerin evliliğe katkısı, iş gücü ve iş bulma olanakları, malvarlıkları ve gelirleri birlikte değerlendirilmelidir. Kısa süreli evliliklerle uzun yıllar devam eden evliliklerin aynı ölçütlere tabi tutulmaması, buna karşılık hiçbir somut durum değerlendirilmeden otomatik süreler belirlenmemesi gerekir. Türkiye’de boşanma sonrasında geçimini sağlayamayan tarafın çoğunlukla kadın olması nedeniyle, süresiz nafaka tartışmaları kadın hakları ekseninde de yoğunlaşıyor. Bu nedenle hakime, somut olayın koşullarına göre nafakanın miktarını ve süresini belirleyebileceği gerçek bir takdir alanı tanınması daha dengeli bir çözüm olabilir. Tarafların yaşı ve sağlık durumu, evlilik süresi, müşterek çocukların bulunup bulunmadığı, eşlerin evliliğe katkısı, iş gücü ve iş bulma olanakları, malvarlıkları ve gelirleri birlikte değerlendirilmelidir. Kısa süreli evliliklerle uzun yıllar devam eden evliliklerin aynı ölçütlere tabi tutulmaması, otomatik süreler yerine somut olayın özelliklerinin dikkate alınması gerekir.

Boşanmanın ekonomik sonuçları değerlendirilirken hem yoksulluğa düşecek eşin korunması hem de nafaka yükümlüsünün ekonomik durumu dikkate alınmalıdır. Evliliğin süresi, tarafların yaşı, sağlık durumları, gelir ve malvarlıkları, çalışma imkanları ve müşterek çocukların durumu birlikte değerlendirilerek kurulacak bir sistem, farklı şartlardaki evlilikler bakımından daha adil sonuçlar doğurabilir.

Av. Deniz Ali İlkem Demir