Euro
Arrow
56,2783
Dolar
Arrow
49,9470
İngiliz Sterlini
Arrow
67,4433
Altın
Arrow
6488,3696
BIST
Arrow
11.341
Anasayfa > Yazarlar > Prof. Dr. Duran Bülbül > Vefa ve sadakat

Vefa ve sadakat

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 04.11.2026 10:29

İnsan, hayatın türlü imtihanlarından geçerken kendisine yol gösteren iki temel değeri vardır: Vefa ve sadakat. Biri geçmişin hatırını yaşatır, diğeri geleceğe verilen sözün arkasında durur. Vefa, unutulmayan bir iyiliğin sessiz hatırası; sadakat ise bütün fırtınalara rağmen terk edilmeyen bir duruşun adıdır. Ne var ki bugün, bu iki kadim değerin giderek değersizleştirildiği, hatta kimi zaman bir kusurmuş gibi cezalandırıldığı bir siyaset ikliminin içinden geçiyoruz.

Siyaset, insanın insana verdiği sözün, milletin iradesine duyulan saygının ve ortak bir ülküye bağlılığın alanı olmalıdır. Oysa bazı mahfillerde sadakat, yalnızca güç sahibine gösterildiğinde makbul; vefa, menfaatin sınırlarını aşmadığında kıymetlidir. Dün omuz omuza yürüyenler, bugün bir makamın gölgesinde birbirine yabancılaşabiliyor. Yıllarını bir davaya adamış olanlar, bir gün kapının dışında bırakılırken; dünün yükünü taşımayanlar, bugünün nimetlerine ortak olabiliyor.

İşte asıl rahatsızlık burada başlıyor.

Vefanın cezalandırıldığı, sadakatin sorgulandığı, ihanetin ise maharet gibi sunulduğu bir siyaset düzeninde yalnızca insanlar incinmez; ahlaki ölçüler de aşınır. Çünkü bir toplumda ihanetten kazanç, sadakatten kayıp doğuyorsa, orada yalnızca bir tercih yanlışlığı değil, geleceği tehdit eden bir değerler krizi vardır.

Unutulmamalıdır ki makamlar geçicidir, unvanlar ödünçtür, güç ise sahibine sonsuza kadar ait değildir. Bugün birilerinin önünde açılan kapılar, yarın aynı sessizlikle kapanabilir. İnsanların gerçek kıymeti, hangi masada oturduklarıyla değil; o masaya hangi ahlakla geldikleriyle ölçülür.

Vefa, karşılık beklemek değildir. Sadakat, aklı ve vicdanı bir başkasına teslim etmek hiç değildir. Vefa, dünün hatırını bugünün hesabına kurban etmemektir. Sadakat ise hakikatin yanında durabilme cesaretidir. Bu nedenle her sadakat erdem değildir; her bağlılık da vefa sayılmaz. Asıl sadakat, yanlışın karşısında susmamak; asıl vefa, doğru bildiğinden vazgeçmemektir.

Siyasetin karanlık koridorlarında bazı isimler unutulabilir, bazı emekler görmezden gelinebilir. Fakat zamanın hafızası, insanın hafızasından daha derindir. Bugün alkışlananların yarın hangi sessizliğe mahkûm olacağını, bugün susturulanların hangi hakikate dönüşeceğini kim bilebilir?

Bazen bir kapının kapanması, başka bir yolun açılmasıdır. Bazen bir insanın yalnız bırakılması, onun yanlış yerde durmadığının en açık işaretidir. Ve bazen en büyük cevap, hiçbir şey söylemeden dimdik ayakta kalabilmektir.

Çünkü tarih, her zaman kazananları değil; haklı kalmayı başarabilenleri de yazar.

Vefayı bir yük, sadakati bir zayıflık sananlar şunu iyi bilmelidir: İnsan, kendisini yükselten merdivenleri bir gün unutabilir; fakat o merdivenlerin basamaklarında bıraktığı izler silinmez. Herkes kendi hesabını yapar, zaman ise kendi hükmünü verir.

Ve vakti geldiğinde, hiçbir makamın susturamadığı o eski soru yeniden sorulur:

Kim, kimin yanında durdu; kim, hangi rüzgârda yönünü değiştirdi?

Cevabı bugün vermek zorunda değiliz. Zira bazı hakikatler, söylenmek için değil; zamanı geldiğinde anlaşılmak için bekler.

Vefa ve sadakat, insanın kendisine bıraktığı en büyük mirastır. Bu mirası koruyabilenler, kaybettiklerini sandıkları yerde aslında en büyük kazancı elde etmişlerdir.

Çünkü bazı insanlar makamlarını kaybeder, fakat itibarlarını korur. Bazıları ise makamlarını korurken, kendilerinden geriye ne kaldığını fark edemez.

Ve insanın en büyük yenilgisi, başkalarına kazandırırken kendi vicdanını kaybetmesidir.

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları