Su: Varlığımız, geleceğimiz, güvencemiz ve beka sorunumuz
Milli varlığımız, stratejik gücümüz ve geleceğimiz olan su; yaşam hakkımız, ekonomi, gıda güvenliği ve ülkemizin bağımsızlığı açısından hayati bir öneme sahiptir. Aynı zamanda bir beka sorunudur. Suya sahip çıkmak, geleceğe sahip çıkmaktır. Bugünün ve geleceğimizin dünyası, su politikalarıyla şekillenecek ve su, barışın en büyük güvencelerinden biri olacaktır. Su biterse gelecek biter, barış biter, yaşam biter.
Su krizini hem bugünün sorunu hem de gelecek nesillerin yaşamını belirleyecek uzun vadeli, stratejik ve öncelikli bir mesele olarak ele almalıyız. Su; milli güvenliğin, gıda ve beslenme güvenliğinin, ekonomik bağımsızlığın ve gelecek nesillerin refahının temel unsurudur. Su meselesi, ülkemizin milli bir beka sorunu olarak görülmeli ve buna uygun bir doktrin geliştirilmelidir.
Yeryüzünün önemli bir kısmı sularla kaplıdır. Bilimsel olarak farklı görüşler bulunmasına rağmen, yerkürenin yaklaşık %71’inin suyla kaplı olduğu genel kabul görmektedir. Toplam su kaynaklarının %97,5’ini tuzlu sular, geriye kalan %2,5’ini ise tatlı sular oluşturmaktadır.
Ülkemizde yıllık toplam yağış miktarı yaklaşık 450 milyar m³, yıllık ortalama yağış yüksekliği ise 574 mm’dir. Yıllık kullanılabilir yerüstü ve yeraltı suyumuzun toplamı yaklaşık 112 milyar m³’tür. Yeraltı suyunun emniyetli rezervi ise 18 milyar m³ olarak belirtilmektedir. Ülkemizde kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık 1.325 m³’tür. Ülkemizin önemli sorunlarından biri de su yoksulu olma riskidir.
Bunun en önemli nedenlerinden biri, gerek üretimde gerekse tüketimde suyun bilinçsiz kullanılmasıdır. Ülkemizde özellikle tatlı su kaynaklarının tarımda ve sanayide bilinçsizce tüketildiği görülmektedir. Önemli miktarda tatlı suyun yeraltından denizlere karıştığı da ifade edilmektedir. Bu suların teknik ve ekonomik açıdan değerlendirilebilir kısmını tarımda ve sanayide kullanabiliriz.
Bugün Ankara’nın, İstanbul’un ve diğer şehirlerimizin su sorununu çözmek mümkündür. Böylece Ankara’da Kızılırmak’ın insan sağlığı açısından tartışmalara konu olan suyunu başkentlilere içirmek zorunda da kalmayız. Yağmur sularının toplanması ve değerlendirilmesi için yasal düzenlemeleri bir an önce zorunlu hâle getirmeliyiz. Çok acil bir şekilde Su Bakanlığı kurmalıyız. Su, belediyelerin insafına bırakılacak kadar basit bir mesele değil, doğrudan doğruya bir milli güvenlik ve beka meselesidir.
Dünyadaki toplam tatlı su kullanımının yaklaşık %67’si tarımda, %23’ü endüstride ve %10’u konutlarda gerçekleşmektedir. Bir kilogram hamur yapmak için yaklaşık 200 litre suya ihtiyaç duyulduğu belirtilmektedir.
Ülkemizin tüketilebilir yüzey ve yeraltı suyu potansiyeli, yıllık ortalama 112 milyar m³ civarındadır. Oysa yıllık yeryüzüne çıkarılabilen su miktarının 14 milyar m³ civarında olduğu ifade edilmektedir. Yeraltında kalan ve kullanılmayan yıllık 98 milyar m³ suyun tamamını yeryüzüne çıkarmak mümkün olmasa da teknik ve ekonomik açıdan değerlendirilebilir kısmını kullanarak su sorununun önemli bir bölümünü çözebiliriz. Yeraltındaki su kaynaklarının araştırılması, çıkarılması ve kullanılması konusunda uluslararası ölçekte teknik donanıma sahibiz.
Örneğin, Konya Ovası bu şekilde yönetilmeye devam ederse çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya kalacak, obruk oluşumları da artabilecektir. Oysa su kaynaklarımızı bilimsel yöntemlerle yöneterek, yeraltı sularını koruyarak ve sürdürülebilir sulama sistemlerini yaygınlaştırarak Konya Ovası’nı yeniden verimli tarım alanları olarak koruyabiliriz. Böylece ülkemizin tahıl ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayabilir, üretim fazlasını da ihraç edebiliriz.
Mevcut su potansiyelimizin yalnızca bir bölümünden yararlanabiliyoruz. Suyun önemli bir kısmı akarsular, göller, kanallar ve diğer yollarla denizlere ulaşmaktadır. Bu kaynakların değerlendirilmesi, bilimsel planlama ve çevresel sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda gerçekleştirilmelidir.
İnsan sağlığına uygun su, bütün canlılar için yaşamsal bir öneme sahiptir. İnsanımızın bilinçlenmesi ve su kaynaklarımızın korunması, milli ve vatanseverlik görevimiz olmalıdır. Sağlıklı bir gelecek neslin temelleri bugün bizim ellerimizdedir. Yarın çok geç olabilir.
İçilebilir su ve yaşanabilir bir çevre, her insanın temel hakkıdır. Gelecek kuşaklara yaşanabilir bir Türkiye bırakmanın bireysel sorumluluklarımızın en önemlilerinden biri olduğunun bilincinde olmalıyız. Su kullanımı ve suyun önemi, daha ilkokul çağında ders olarak öğretilmelidir.
Suyu korumak ve savunmak, vatanı korumak ve savunmaktır. Su biterse yaşam biter. Bir damla su, bir nefes hayattır. Suyuna sahip çık, geleceğine ışık yak.
Su krizine milli bir beka sorunu olarak bakmalı ve gereğini vakit kaybetmeden yapmalıyız. Aksi hâlde bugün susuzluğa seyirci kalan herkes, yarının susuzluğundan sorumlu olacaktır.
Su varsa hayat vardır; suyu korumak, vatanı ve geleceğimizi korumaktır.