Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Post-Modern siyaset beka sorunu mu?

Modernite, aydınlanma felsefesinin ürünüdür.Rasyonalite (akılcılık) ve bilimsel düşünceyi esas alır. Evrensel ilke ve doğruların kabulü ile yol alan bir kültürel dönüşüm sürecinin sonucudur. 

Laiklik ve Ulus-devlet bu dönemin ürünü olmuştur.  Geleneksel toplumsal düzenin reddinden yola çıkmış, felsefi ve sosyal yapılanmayı akıl ve bilimin öncülüğünde gerçekleştirmeyi amaçlayan bir düşünce çağına kapıları açmıştır.

Modernizm aynı zamanda ideolojiler çağıdır. 

20. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan Post- modernizm; Modernizmin reddiyesidir.

Modernizmin kesinlik içeren bilimsel doğrularına, akılcılığa tepki olarak doğdu. Aydınlanma felsefesine ve ilerleme kavramlarına şüphecilikle yaklaştı. Kabul görmüş yerleşik normlara olan itirazlarını sürdürdü.

Post modernizm ile teknolojik sistemin ürünü olan sosyal medya, yapay zeka gibi dijital platformlar ve bireysel inanç ve duygular, nesnel gerçekliğin yerini aldı. Böylece ortak ve kabul görmüş nesnel gerçeklik ortadan kalktı. 

Toplumda sıkça tanık olunan “benim doğrum” – “senin doğrun” söylemleri ile somut ve nesnel doğrular yitirildi. Bilim ve akıl dışı düşünceler saygıya değer kabul edilir olmakla kalmadı “düşünce özgürlüğü ve demokrasinin” gereği olarak adlandırıldı.

Post- modern etik yaklaşımı ile sabit ve değişmez ahlak ilkelerinin geçersizliğini savunuldu.

Bilimin yadsınamaz gerçekliği ve toplumsal yaşamdaki statüsü tartışmaya açıldı.

Post-modernizmin siyaset üzerindeki etkileri, nesnel doğru gibi kavramların reddedilmesi, aydınlanmacı ve ilerlemeci evrensel düşüncenin inkarı oldu.

Ulus kimliği yerine çoğulcu kimlik anlayışı savunuldu. Etnik, kültürel ve yerel kimlikler ön plana çıkarıldı.

Siyasetin “gerçeklikler” üzerinden ve gerçek sorunlara duyarlı yürütülmesi yerine, medya aracılığı ile sunulan simülasyonlar üzerinden yürütülmesini öncelendi.

Sabit ideolojik duruşlar reddedilerek, konjonktüre göre değişebilen, tutarlılık kaygısı taşımayan esnek siyasi mesajlar geçerlilik kazandı.

• Post-modernizm, kurumlara olan güveni sarsarken, rasyonel bilgiye ve büyük siyasi partilere olan güveni azalttı.

• Yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri öncelik kazandı.

• Halkın duygularına hitap eden, rasyonel olmayan popülist söylemler siyasette etkili olmaya başladı.

• Akılcılık ve bilimsellik ile ulaşılan gerçeklik reddedildiği için gerçek dışılık anlamına gelen “post truth” manipülasyonlarla meşrulaştırıldı. Toplum “doğru ve gerçek olanı” kaybetti. Yaratılan kafa karışıklığı ise gerçeklerden koparılan halkların afyonu oldu.

• Artık ortada toplumun “nesnel gerçeklik” olarak nitelendireceği ilke ve değerler kalmadığı için, sanal gerçekler ve simülasyonlarla yönlendirilen ve paranın başat aktör olduğu bir siyaset biçimi ortaya çıktı.

İDEOLOJİSİZ VE İLKESİZ SİYASET

İdeolojisiz, ilkesiz ve popülist siyaset, demokrasi olarak sunulmaya başladı. 

Siyasi partiler kimliksizleşti, simülasyonlara, popülist eylem ve söylemlere odaklandılar. Toplumsal sorunlar ve ulusal çıkarlara yönelik çözüm önerileri yerine, akla değil duygulara, özlemlere ve bilinç altına hitap eden propaganda yöntemleri yaygınlık kazandı.

Ulus devletin toplumu kurtuluşa ve refaha ulaştıramayacağı ve toplumsal bütünleşme ile sonuca ulaşılamayacağı mesajları sürekli tekrar edildi.

Toplumun bağlılık duyması ve ahlaken kendisini sorumlu hissetmesi gereken yapının Ulus değil, Cemaat (topluluk) olduğu vurgulandı. 

Ulusal kimliğinin yerini etnik, dinsel, mezhepsel ve cinsel kimliklere terk etmesinin demokrasi ve özgürlük olduğu telkinleri yapıldı.

Ulusal kimliğin kollektif bir kimlik olmadığı ve bireyde bir aidiyet duygusu yaratamadığı söylemleri ile kafalar karıştırıldı.

Post- modern siyaset; Ulus Devlet sürecinin aşılacağı, “yerel devletleşme” olgusunun gündeme geleceği vekurulacak “kent devletlerinden” oluşan bir Dünya Konfederasyonu’nun ulaşılması gereken hedef olduğu iddialarını hala sürdürüyor.

Türkiye’de ayrılıkçı Kürt hareketinin ve onun siyasi uzantılarının çözüm olarak önerdikleri sistem tam da budur.

TÜRKİYE’DE POST-MODERN SİYASETİN İŞARETLERİ

Türkiye siyasetinde “ideolojik siyasetin amiral gemisi CHP” olmuştur.  Türkiye Devletinin kurucu ideolojisi, CHP’nin de ideolojisidir.

Ancak bu ağırlığı taşımak zor gelmiş olmalı ki Yeni CHP yönetimleri, Kılıçdaroğlu döneminden başlayarak, post-modern siyaset kalıplarını benimsemekte fazla sakınca görmemişlerdir.

İdeolojisiz siyaset söylemleri ile ilk kez Kılıçdaroğlu döneminde tanışan CHP’liler, zaman içinde partilerinin kuruluş ilkelerinden soyutlanarak, kimliksiz ve popülist bir yapıya evrildiğine tanıklık etmişlerdir.

Modernist siyasetin yapı taşı olan laiklik ve ulus devlet kavramları esnetilirken, cemaatlerin parlatılması da post modern siyasetin önemli göstergeleri arasında yer almaktadır.

Ulus Kimliğinin “neutral kimlikle,”yani ulus adı taşımayan bir kimlikle değiştirilmesi, hatta Türk Ulusu kavramındaki “Türk” kelimesinin etnik bir kökeni işaret ettiği yolundaki açıklamalar, kuşkusuz etnik kimlik üzerinden siyaset yapan ayrılıkçı hareketlere cansuyu olmuştur. 

Demokratikleşme adı altında sürdürülen post-modern siyasetin en önemli göstergeleri bunlarla sınırlı değildir. Çünkü post-modern siyaset, olgular ve gerçeklik üzerine değil,algılar üzerine inşa edilmiş bir siyaset yapma yöntemidir.

Algılar, “helalleşme” çağrılarıyla oluşturulmuş ve CHP’nin onurlu tarihi suçlanarak “yeni ve çağdaş olan Y-CHP değerlerine” vurgu yapılmıştır.

POST-MODERN SİYASET VE PAZARLAMA

Post-modern siyasetin yol haritasında kapitalist modelin pazarlama stratejileri çok önemli bir role sahiptir.

İdeolojilerinin tükendiğini ilan eden post-modern siyasetçiler için siyasi partilerin ayırt edici özelliği Liderlerdir. Bu nedenle seçim kampanyaları Siyasi Liderlere odaklanmıştır.

Siyaset piyasasında artık partinin kimliği yoktur, sadece Lideri vardır ve Liderin Pazar payının artırılması propagandanın tek amacıdır. Bunun en belirgin örneğine ABD Başkanlık Seçimlerinde yıllardır tanık olmaktayız.

Lider odaklı pazarlama stratejileri kuşkusuz büyük maddi imkanlara ve profesyonel reklam ajanslarına da gereksinim duyulmasına yol açmaktadır.

Bu kampanyalarda artık “gerçeklik” tümüyle devre dışı bırakılmıştır. Tüm görsel malzemeler, imgeler, simülasyonlar, söylemler hatta Liderin kıyafeti, vücut dili profesyonel uzmanlar aracılığıyla ve gerçek üstü bir anlatımla siyasi propagandanın malzemesi olarak yeniden dizayn edilmektedir.

TV reklamlarında bir tüketim malını pazarlamak için uygulanan tüm yöntemler, bilinç altına da işlenerek, Liderin Pazar payının artırılması için kullanılmaktadır.

Post-modern siyasette kampanyalarının başarılı olma şartı, siyasetin mali gücü ile doğrudan orantılı hale dönüşmüştür. Zaten uzun zamandan beri, siyaset yapmaya aday olanların yüklü bir portföyü de beraberinde getirmeleri adeta değişmez bir kural olmuştur. 

Seçimlerde lider odaklı pazarlama stratejileri, bill- boardlara asılan afişlerde de kendini göstermektedir. 

Sloganlar içinde hatırda kalanlar, reklam ajanslarının başarı grafiğinin de göstergesidir. Seçimlerinde ki sloganlardan aklımızda neler kaldı?

AKP/ Recep Tayyip Erdoğan;“Doğru Zaman, Doğru Adam”, “Yaparsa yine AK Parti Yapar”, “Durmak yok, Yola devam”

CHP/ Kemal Kılıçdaroğlu; “Ben Kemal, Geliyorum !”, “Yine Baharlar Gelecek”,“Anadolu’nun Kemal’i Tüm Renkleri İktidara Taşıyor”

CHP/MHP Ekmeleddin İhsanoğlu , “Ekmek için Ekmeleddin” 

Bu sloganlardan en popüler olanı kuşkusuz sonuncusu, bilmeyen yok !

Görüldüğü gibi seçim sloganlarının çoğu lider odaklı ve ideolojiden yoksun.

 Anımsadığımız son ideolojik içerikli slogan ise; 

“Toprak işleyenin, su kullananın”; Bülent Ecevit döneminin CHP’sine aittir.

SOSYAL MEDYANIN GÜCÜ

Post-modern siyasetin en belirgin baskı grubu sosyal medyadır.  Sosyal medya;  tirolleraracılığı ile üretilen görsel malzemeler, lehte ve aleyhteki gerçek dışı simülasyonlarla algı yaratabilme gücüne sahiptir. Seçmenin bilinç altına işleyen profesyonel metotların kullanımı, siyasetteki haksız rekabetin de aracıdır. Liderlere yönelik eleştirilerin kimi zaman tehdit ve hakaretlerle dolu linç kampanyaları ile susturulmaya çalışıldığının sayısız örneği bulunmaktadır.

Gerçekliğin önemsizleştirildiği post-modern düşünce akımında, propagandanın en etkili silahı, kitlelerin duygularını etkilemek ve sürekli tekrarlarla toplumun bilinç altın yönetmek oldu. Kimi zaman mağduriyetleri kimi zaman da yalan ve karalama yöntemlerini sosyal medya aracılığı ile devreye sokarak sonuca ulaşılabileceği de kanıtlandı. Yalan ve iftiralar giderek siyasetin meşru bir aracı olarak kabul edildi. Karalama kampanyalarının yarattığı etki ne yazık ki gerçeklerin gücüne galip geldi. Yalan, gerçeği yendi ve “Çamur at izi kalsın” anlayışı siyaseten etkili biçimde kullanılmaya devam ediyor.

Post-modern siyasette; Ekranın gücü, insan aklını teslim almıştır. Algı ise olguyu yenilgiye uğratmıştır.

İdeolojik ve ilkesiz siyasetin sürdürülmesi, liderlerin tutarsız ve çelişkili açıklamalarının kamuflajına da ortam hazırlamıştır. 

ÖCALAN GÜZELLEMELERİ VE POST-MODERN SİYASET

Terörsüz Türkiye Süreci ile başlatılan akla ziyan Öcalan güzellemeleri Post-modern siyaset anlayışının en somut örneğidir.

2023 ve 2024 Seçimlerinde CHP’yi terör suçlusu ilan eden Cumhur İttifakı ortaklarının, seçimden altı ay sonra Öcalan’a Kurucu Önderlik ve Baş Müzakerecilik statüsü bahşetmeleri Post-modern siyasetin eşsiz bir örneğidir.

Cumhuriyetin kurucu partisi olan CHP’nin liderinin “el yükselterek” Kürtlere Devlet vaad etmesi de, benzer bir diğer örnektir.

Tutarlılık kaygısı taşımayan ve siyasi partilerin ideoloji ve ilkeleri ile bağdaşmayan açıklamalarla yol yürüyen siyasi liderlik anlayışının, partilerdeki siyasetçiler tarafından kabul görmesi ise Türk Siyasetindeki post-modern kırılmanın somut göstergesidir.

Siyasi Partilerin salt oy devşirme kaygısına odaklı yol haritaları, sosyal ve ekonomik sorunlarına çözüm bekleyen seçmen kitlelerinin beklentilerine yanıt vermekte yetersiz kalmaktadır. Türkiye’de siyasete güvende yaşanan kırılma ve kararsız seçmen oylarındaki artış, siyasetin ideolojik refleksinin popülist siyasetle yer değiştirmesinin  sonucudur.

Seçmen kimi istediğine değil, kimi istemediğine karar vererek oy kullanmaktadır.

Siyasi Partilerin kemikleşmiş tabanları dışında aldıkları oy ise beğeninin değil, beğenilmeyene yönelik tepkinin ürünü olup, kayganlık göstermektedir.

İlkesiz ve ideolojisiz post-modern siyaset, Türkiye gibi toprak bütünlüğünün ve laikliğin tehdit altında olduğu ülkeler için bir BEKA SORUNU olmayı sürdürmektedir.