Yıllardır üniversitedeyim.
1990 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi İnşaat mühendisliği bölümünde öğrenci olarak başladığım eğitim hayatım Nişantaşı üniversitesinde akademisyen olarak devam ediyor.
Yıllarca devlet üniversitelerinde çalıştım.
Üç yıldır da özel üniversitedeyim.
Aralarında siyahla beyaz kadar fark var.
Özellerin ekonomik kaygıları yüksek.
Kendilerine hem ulusal hem de uluslararası alanda yer bulmaya ve pozisyon almaya çalışıyorlar.
Kamuda öyle bir kaygı olduğuna dair bir emare görmedim.
Özeller, Uluslararası öğrenci pazarında var olmak için elinden geleni yapıyor.
Eksikleri elbette var ama bir odaklanma olduğu da gerçek.
Dördüncü kuşak üniversite modeline uzak olsalar da üçüncüsüne entegre olmaya çalışıyor bir kısmı.
Aksi halde uluslararası öğrenci sistemine elveda derler.
Sayıları sekseni aşan özel üniversitelerin bazıları ise birbuçukuncu kuşak modelindeler.
Yani birinci nesli geçmişler ama ikincisini henüz idrak edememişler.
Daha çok detaya girip de başıma bela almayacağım.
Üzerinde durmak istediğim konu, sürekli iniş halinde olan akademik yaşam.
Kalite her geçen gün daha da bozuluyor.
Sistem küfleniyor.
Bu küflenmeden en çok etkilenen taşra üniversiteleri.
Bu serzenişi hislerimle yazmıyorum.
Elimdeki matematiksel verilerden yazıyorum.
Sahte yayınlar meselesi artık baş edilecek noktayı çoktan aştı.
Geçen aylarda doçentlik değerlendirme jüri üyesi olarak atandım.
6 adet adayın doçentlik başvuru dosyası geldi.
Kısa bir incelemenin ardından hepsini bıraktım.
İnceleme kısa sürdü çünkü yayınlar ve dergilerin sahte olduğu daha ilk bakışta belli oluyor.
Biz ülkemizde veri bulamazken bunlar Norveç’in bilmem ne verilerine ulaşmışmışlar da o veriler üzerinden analiz yaparak, Vikinglere akıl da veriyorlar.
Bazıları da kocası ya da kayınbiraderiyle alan dışı yayınlarla doçent olmaya çalışıyor.
Allahım aklıma mukayyet ol diyerek alayını bıraktım.
Diğer jüri üyeleri de sanırım aynı duygularla olumsuzlarmış ki adayların doçent olduğuna dair bir duyum henüz gelmedi.
Yakında gelir mi bilmem.
Genç akademisyenler kafa yormak istemiyor.
Özellikle özel üniversitede çalışanlar yayın baskısı ile gayrimeşru yıllara başvurabiliyorlar.
Kamudakilerde de bu gayrimeşru yollar aynı oranda yüksek.
Erkenden doçent olmak ya da doçentlik sözlü sınavı geri gelmeden bu işi halletmek isteyenler gayrimeşru konusunda daha atak.
Paralı dergilerde bir tek atıf almadan yapılan çürük yayınlarla ve hiç bir araştırma projesi yürütmeden doçent olmak istiyorlar.
Yayınları yaparken sadelik değil skor peşindeler.
İsimlerini sırayla her makaleye yazan turnikeciler de sistemin bir sorunu.
Bu akademisyenlere Aziz Nesin’in muhtarın evinde misafir kalan bir tarikat liderinin, kompostaya katılan votkayla kafayı bulup kasaba meyhanesindeki kabadayılara iyi bir sopa attıktan sonra “hem içki içersiniz hem namaza durmazsınız, hem de cennete girmek istersiniz, nah gidersiniz cennete” narasıyla yanıt vermek yerinde olur.
Çok Okunanlar
TGRT Haber'den ayrılan Cem Küçük'ten ilk açıklama
İfadeye çağrılan Gülben Ergen'den sosyal medya kararı
İsmail Kartal’dan Gornik Zabrze rövanşı öncesi takıma uyarı
Muhammed Salah için karar günü
Sosyal medyada bunu yapan yandı
GİB uyardı: 3 gün boyunca bu ekran açılmayacak
Adliyeye gelen Mahsun Kırmızıgül'den ilk açıklama!
CHP’de 278 eski vekilden ortak istifa
CHP'li belediye başkanı istifa etti!
Almanya'nın böyle bir operayı sahneye koyması iyi niyetli değildir