“Terörsüz Türkiye” projesinin “devlet politikası” olduğu vurgulanıyor ya; devletin başı Erdoğan taa Amerika’dan, “Örgütün bütün unsurlarıyla silah bırakması, illegal yapının tasfiye edilmesi gerekiyor.” derken, İran’daki PKK/PJAK’ın “ortaya çıkan şartlardan faydalanma girişimlerini yakından takip ettiklerini” söyledi. Yani PKK’nın da PJAK’ın da silah bırakmadığı mesajını verdi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da kısa bir süre önce, 1 yıldan fazla zaman geçtiği halde “silahların bırakılmasıyla ilgili somut adımların şu ana kadar gerçekleşmediğini” belirtmişti.
Buna karşılık, açılımın Meclis’teki koordinatörü TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş hem “Her şey tıkır tıkır yolunda işliyor. Allah’a çok şükür, Allah bozmasın” açıklamasını yaptı hem, “İnşallah örgüt bir an evvel silahları bıraktığını gösterir.” dileğinde bulundu. Bu arada “PJAK’ın da kendileri açısından bir risk olmaktan çıktığını” iddia etti.
Önce şu PJAK işine açıklık getirelim; defalarca teröristbaşı Öcalan’ın çağrısının kendilerini bağlamadığını, silah bırakmayacaklarını ve faaliyetlerine devam edeceklerini bildirdi, ama Ankara duymazdan geldi.
Belki DEM eş başkan yardımcısı Tayip Temel’in çok değil, sadece altı gün önce “başkan Öcalan’ın son mesajındaki uyarı” diye buyurduğu sözleri duyarlar.
Temel’in söylediğine göre Öcalan, “Eğer İran rejimi Kürdistan bölgesine yönelik saldırılarını durdurmaz ve idam politikasına son vermezse, Kürtlerin gerici Molla rejimine son derece sert bir şekilde karşılık verme hakkı vardır.” demiş.
“Havlu Atmış” PKK’nın “Kutlu Yolda” Yürüyüşü
Türkiye’nin son Başbakanı ve Türk Devletleri Teşkilâtı Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım bu ay başında memleketi Erzincan’da, “Artık terör örgütünün havlu attığını”, “bunun için silah bırakma kararı aldığını ve terörsüz Türkiye sürecinin başladığını” anlattı.
Açılımın öncüsü MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Genel Sekreteri İsmet Büyükataman ise süreci “kutlu yol” olarak nitelendirerek, “dönüş yok.” dedi.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un, “Her şey tıkır tıkır işliyor” dediğini yukarıda aktardık. Kurtulmuş’un, “yeni safhada Meclis’e düşen üç mesuliyeti” açıklarken söylediği bir şeyin daha altını çizelim.
“İhtiyaç duyulacak yeni yasal düzenlemeler olduğu takdirde” bu konuları da çalışacaklarmış!..
İhtiyaç duyulacak yeni “yasal düzenlemeler” acep ne ola ki?!
Ana Dilde Eğitim mi?
Açılımın Saray’daki sözcüsü, Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, “terörsüz Türkiye sürecinin menziline varmak üzere olduğu bu günlerde yeni anayasanın temellerinin muhakkak atılacağını” bildirirken, “Yeni anayasada Türk Milleti, Türk vatandaşlığı, resmi dil ve tek zorunlu eğitim dili olarak Türkçe, cumhuriyet, üniter yapı, laiklik, demokratik hukuk devleti kırmızı çizgilerdir... Bu hususlarda farklı bir düzenleme tartışması kabul edilemez.” vaadinde bulundu.
Ancak DEM’li Sırrı Sakık’ın, “ırkçılığı çağrıştırıyor” diyerek, dağlara yazılan “Türk öğün çalış güven”, “Ne mutlu Türk’üm diyene” ve “Her şey vatan için” ifadelerinin “bir an önce ortadan kaldırılmasını” istemesine ses çıkaran olmadı.
26 Eylül, Türk Dil Bayramı’ydı. Erdoğan dört satırlık kutlama mesajı yayımlarken, MHP Lideri Devlet Bahçeli şunları vurguladı:
“Türkçemiz, yalnızca bir iletişim ve anlaşma aracı değil; aynı zamanda bizi millet yapan, tarihimizden ve kültürel birikimimizden beslenen temel değerlerimizden biridir... Türkçemiz; bin yıllık kardeşliğin, ortak hafızanın ve müşterek ülkülerin güçlü bir bağlayıcısıdır. Bu nedenle Türkçenin korunması, yalnızca geçmişe sahip çıkmak değil, geleceğimizi de güvence altına almaktır.”
Peki açılımdaki “yol arkadaşları” DEM cephesinde hâl ve gidiş nedir?
Yeni eğitim-öğretim yılının başladığı gün Dil, Kültür ve Sanat Komisyonu, “Anadilde eğitim hakkının yasal ve anayasal güvenceye kavuşturulmasının, barışın ve demokratik dönüşümün çok önemli adımlarından birisi olduğunu” açıklayıp, “Başta TBMM olmak üzere idari ve sivil kurumları, tüm toplumu, anadilde eğitim hakkının tanınması için tarihsel bir sorumluluk almaya” davet etti.
Aynı komisyonun eş sözcüsü Heval Dilbahar, “Cumhuriyetin tek devlet, tek bayrak, tek dil, tek marş anlayışı üzerine inşa edildiğini”, ancak “Kürt halkının özgürlük mücadelesi sonucunda yoksayma, asimilasyon, yasaklama, ortadan kaldırma politikalarının kırıldığını” savunarak, anaokulundan üniversiteye kadar Kürtçe eğitimin mümkün olduğunu ve devletin iyi niyet ortaya koyması halinde 2-3 yılda Kürtçe eğitime geçilebileceğini iddia etti.
DEM eş başkanı Tuncer Bakırhan, “Kürt meselesinin, ana dil hakkının masada görüşüldüğünü, görüşüleceğini” öne sürüp, “Bu birinci aşamayı başarıyla sonuçlandırabilirsek, ikinci aşamada bedel verdiğimiz talepleri konuşacağız.” dedi.
25-27 Eylül’de “Mezopotamya Psikologlar Derneğince” (DER-MEZ) Diyarbakır’da düzenlenen “Mezopotamya Psikoloji Kongresi”, “bildirilerinin neredeyse tamamı Kürtçe’ydi” ve “İlk kez kendi dilimizle bir kongre yapıyoruz.” diye sunuldu.
Teröristbaşına Statü mü?
Bahçeli’nin yanı sıra PKK-DEM’in değişmez gündem maddelerinden birisi de İmralı’daki teröristbaşının statüsü.
Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanı Mehmet Uçum, teröristbaşının “silahsızlanma ve stratejik koordinasyon alt komisyonunda” görev alacağını açıkladı, ama bu görev PKK-DEM’i kesmedi.
Evvela DEM sözcüsü Ayşegül Doğan, söz konusu kurulu “silahsızlanma ve demokratik siyaset kurulu” olarak nitelendirip, teröristbaşının bu kurulda “koordinatör olarak yer alması ve silah bırakma sürecinden siyasete geçişi bizzat koordine etmesi gerektiğini” söyledi.
Ardından DEM kaynakları, teröristbaşının alt kurulda üye değil, koordinatör olmasının ve kendisine bağlı bir alt kurul oluşturmasının, bu kurulda da bazı siyasetçiler, siyasi aktörler ve Kürt kanaat önderlerinin yer almasının beklendiğini duyurdu.
Dört alt komisyonun bağlı olduğu “Milli Dayanışma ve Bütünleşme Koordinasyon Kurulu" önceki gün Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında ikinci toplantısını yaptı. Kurul’un gündem maddelerinden birisi “alt komisyonların teşkili, görevleri ve yetki alanları”ydı; bunun karara bağlandığı bildirildi.
Ancak kimlerin, hangi konumda görev yapacağı açıklanmadı. Anlaşılan, teröristbaşının “görevi ve statüsüyle” ilgili pazarlıklar sürüyor.
Malûm; Kurul’da Adalet, Dışişleri, İçişleri, Milli Savunma Bakanları ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreteri var.
40 bin insanımızın ölümünden sorumlu teröristbaşının, o kurulda mesela Milli Savunma veya İçişleri Bakanıyla birlikte görev almasını düşünebiliyor musunuz?
Neyse ki, PKK’nın 30 keleş kebap şovunda başrolde olan, sözde KCK Yürütme Konseyi eş başkanı Bese Hozat, teröristbaşının alt komisyonda görev almadığını ama böyle bir algı yaratıldığını belirterek, teröristbaşı için ayrı bir statü istediklerini, bunun da “hukuki güvenceye” kavuşturulması gereken “barış ve demokratik toplum süreci koordinatörlüğü” olduğunu söyledi.
Bahçeli’nin aylar önce yaptığı, “barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü statüsü verilsin” önerisine ne kadar da benziyor, değil mi?
Teröristbaşının koca bakanlarla aynı masada oturması mı, böyle bir statü mü?.. Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek mi istiyorlar, nedir?
Bakalım kimin dediği olacak; Saray’ın sözcüsü Mehmet Uçum’un mu MHP-DEM-PKK’nın mı?!
Müyesser YILDIZ
30 Eylül 2026
Çok Okunanlar
Fon soruşturmasında yeni gelişme: 5 lüks villaya el koyuldu
Nihat Zeybekci de fona yatırım yapmış
AYM’den YENİ Parti’ye 30 gün süre
Salih Tanrıkulu Borsa İstanbul’daki görevlerinden ayrıldı
Antalya’daki fuhuş ve uyuşturucu soruşturmasında 18 gözaltı
Fatma Betül Sayan Kaya sessizliğini bozdu
Onur Emrah Yıldız’ın AKP paylaşımı yoruma kapatıldı
Başsavcılık, VAR merkezinin kamera kayıtlarını talep etti
Almanya Başbakanı Merz: Rusya müzakerelerle ilgilenmiyor
Fon soruşturması için ekonomi yönetimiyle kritik toplantı