Geçenlerde bir yazı yazmıştım.
“Üniversitelerdeki evrim devam ediyor” başlıklı.
Çok soran oldu devamını yazmıyor musun diye.
Eeeee, madem merak eden okuyucularımız var, bize de yazmak düşer.
İlk üniversite Fas’ın Fes şehrinde, milattan sonra 857 yılında kurulan Karaviyyin Üniversitesi'dir.
Kurucusu da Tunus asıllı bir hayırsever olan Müslüman kadın âlim Fâtıma el-Fihrî olarak bilinir.
Avrupa’nın en eski üniversitesi ise 1088’de kurulan Bologna Üniversitesi’dir.
Anadolu’da Karatay Medresesi, II. İzzeddin Keykavus devrinde, 1250-1251 yıllarında kurulmuştur.
Ardından, 13.yüzyılda Avrupa’nın farklı şehirlerinde elit kesimin eğitimi için üniversiteler kurulmuştur.
18.yüzyıldan sonra ise Alman Humboldt eğitim modelinin devreye girmesiyle üniversite misyonu eğitime ek olarak araştırma ve geliştirmeyi de kapsar hale gelmiştir.
Bizde de İstanbul Teknik Üniversitesi, 1773 yılında Sultan III. Mustafa tarafından ‘Mühendishane-i Bahr-i Hümayun’ adıyla kurulmuş olup dünyanın en eski üçüncü, Türkiye’nin ise ilk teknik üniversitesidir.
Üniversitelerin kuruldukları günden bu yana evrimleşme süreci devam ediyor.
Tüm direnmelere rağmen ki direnmelerin sonunda Neandertal kalan üniversitelerin sayısı hiç de az olmasa bile, evrimine devam edenlerin yarattığı katma değer ortadadır.
Birinci nesil üniversiteler, kurulduğu dönem itibariyle, varolan bilginin aktarıldığı ve korunduğu klasik yapılardı.
İkinci nesil üniversiteler, eğitim ile birlikte be AR-GE faaliyetlerinin de merkeze alındığı kurumlardır.
Üçüncü nesil üniversiteler, bilginin sanayi ve özel sektör ile işbirliği içinde ürüne ve teknolojiye dönüştürüldüğü girişimci yapışardır.
Dördüncü nesil üniversiteler, kamu, sanayi, ve sivil toplum kuruluşlarını harmanlayan, yapay zeka, büyük veri, küresel inovasyon, ekosistemlerinin merkezinde yer alan kurumlardır.
Dördüncü nesil üniversite, bilgiyi yalnızca üreten (araştırma) ve piyasaya entegre eden (girişimci) geleneksel yapıların ötesine geçerek; bölgesel kalkınmayı ön planda tutan, yapay zeka ve dijitalleşme gibi yenilikçi teknolojilerle dünyada çığır açacak fikirleri hayata geçiren yükseköğretim kurumlarını ifade eder. Bilim, sanayi, devlet ve sivil toplum kuruluşlarını aktif bir ağ içinde buluşturarak toplumsal ve ekonomik katma değer yaratmayı hedefler.
Gördüğünüz gibi, bu evrime ayak uyduracak olan yeni nesil akademisyen, günde en az on beş bin adım atacak, haftada en az bir kez şehrin sanayi odaları ya da sivil toplum örgütleriyle toplantıya katılacak, ayda en az bir kez yurtdışına çıkacak, kıta Avrupası üniversiteler ile organik bağ kuracak, yürüttüğü ulusal ve de uluslararası fonlarca desteklenen araştırma bütçesi olacak, yaptığı araştırmadan katma değer üreterek nihayi üretime destek olacak, sektörünün en büyüklerinden en az biriyle sosyal medya ve dijital iletişim uygulaması üzerinden iletişim kuracak bir yapıda olacak.
Yoksa, kökleri ne kadar derinde de olsa dinazorların akıbetine uğrayacak.
Günümüzde yaşamına hala birinci nesil üniversite olarak devam eden bir çok ilkel üniversite olduğu gibi, ikinci nesilde kalmak isteyenler de yok değil.
Hatta dördüncü neslin, üniversite kavramı ile hiç bir alakası olmadığını, bu kurumlara ayrı bir isim verilmesi gerektiğini ısrarlar söyleyenler de var.
Sanayi devrimlerine olan konformist direncin, kilise ile değişimi anlayamayan kurumları ve ülkeleri nasıl ezdiğini inceleyince, benzer bir sonuca doğru gittiğimizi görüyorum ve bir an önce gözümüzü açmamız gerektiğini hissediyorum.
Çok Okunanlar
18 anket firmasının ortalaması açıklandı
Ece İrtem'in annesinin ifadesi ortaya çıktı
Antalya Büyükşehir Belediyesi'ne operasyon
Motorin fiyatları yeniden düştü
DİSK’in eski genel merkezi artık kiralık: 'İşçi sınıfına ihanet etmiş durumdadır
Kılıçdaroğlu'ndan CHP kulislerini hareketlendiren mesaj
Etimesgut açılışında Mansur Yavaş detayı gündem oldu
Kılıçdaroğlu destekçisi CHP eski Milletvekili Kemal Zeybek'i kürsüden indirdiler
İçişleri Bakanlığı: Silivri Belediye Başkanı Balcıoğlu görevden uzaklaştırıldı
Prens Selman Türkiye pazarına giriyor