Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
53,9482
Dolar
Arrow
44,7347
İngiliz Sterlini
Arrow
62,9956
Altın
Arrow
6187,5312
BIST
Arrow
10.729

Aynı nakarat

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Birkaç haftadır yine bir tarih tartışmasının içine çekildik. Çıkış noktasının pek de gerekli olmadığı kanaatindeyim. Fakat madem çıktı, geç de olsa birkaç söz söylemeye mecbur hissettim.  

MEB tarih eğitiminde Kurtuluş Savaşı yerine Millî Mücadele kavramını kullanmaya karar vermiş. Neden? Çünkü “kurtuluş” kulağa iyi gelmiyormuş: Neyden kurtuluyormuşuz? Koskoca imparatorluk varmış. Sanırım mücadele kulaklara daha hoş ve kimseyi incitmeyecek bir tınıda geliyor. Ya da bazen ülkenin 1918 sonrasında başkenti de dahil olmak üzere işgal altında kaldığını unutuyoruz?

Bu arada hemen söyleyeyim: Ben kendi yazınımda hem Kurtuluş Savaşı’nı, hem Millî Mücadele’yi hem de İstiklâl Harbi kavramını kullanıyorum. Bu kavramları da birbirlerine kırdırmaya pek niyetim yok. Zira bazı farklılıkları olsa da bunların hepsi bize özünde aynı şeyi anlatıyor. Başka bir deyişle, bunları çok da fark gözetmeksizin kullandığım bağlam, Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra, ülkenin işgale uğramasına karşı gösterilen milliyetçi direniştir. 

Gelgelelim, herhalde bazı rahatsızlıkları tetikleyen asıl konu kavramın kendisinden ziyade bu direnişin karşısında konumlananların sadece işgalci güçlerden oluşmaması. Ortaya sarih bir biçimde koyalım: Bu direnişin içinde, işgalcilere karşı yapılan savaşın yanında sürecin belirli dönemlerinde saraya karşı verilen mücadele de vardır. Yani Kurtuluş Savaşı da deseniz, Millî Mücadele de deseniz, Damat Ferit Paşa’nın bu mücadeleye karşı aldığı tavrı değiştirebilir misiniz? Ya da Mayıs 1920’de padişah Vahdettin’in de onayıyla Mustafa Kemal Paşa’nın idama mahkûm edilişini silebilir misiniz? Kuvâ-yı Milliye’yi konuşurken, Kuvâ-yi İnzibatiye’yi konuşmayalım mı dersiniz? Denebilir ama konuşacağız. Konuşacağız ki herkes, meselenin sadece “kaçtı” ya da “ülkeyi terk etti”den ibaret olmadığını, konunun içinde bir de “İngiliz zırhlısı” olduğunu bilecek. Neden Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a gidişi kimilerinin ortaya attığı gibi bir saray operasyonu değildi, olamazdı, onu da anlayacak. 

İmparatorluktan cumhuriyete geçiş bir günde gerçekleşmedi. Ama maalesef, bu yersiz tartışmalar sebebiyle, bu geçişin en önemli safhası olan Millî Mücadele’nin tarihini de kısır bir biçimde hep aynı sorularla tartışmak zorunda kalıyoruz... Aynı nakarat...

Bu aynı nakarat bize, bir de cumhuriyetin imparatorlukla ve eski Türk devletleri ile barışması gibi, bugün artık pek de temeli olmayan bir mantıkla anlatılıyor. Burada mesele bilimselse, zaten herhalde artık imparatorluğu yok sayarak cumhuriyet anlatısına giren bir tarih yazımı mevcut değil. Ezcümle, akademik bir küslük söz konusu değil.Konu politikse, takvimler 2026’yı gösteriyor. 20 yılı aşkın süredir hayatımız, çok farklı metotlarla tezahür eden ciddi bir imparatorluk nostaljisi ve indoktrinasyonu ile geçti. Yani hâkim denebilecek bir politik küslük de yok. Bugün ortadaki en büyük küslük sanıyorum ki yönetici elitin cumhuriyet tarihi ile yaşadığı versiyondur. 

Sormak istediğim son bir soru var. Biliyorsunuz Türkiye’de 1931’de kurulmuş bir tarih kurumu var. Millî eğitimdeki tarih öğrenimini ilgilendiren böylesi kavramsal tartışmalar yapılırken, bir başka deyişle, Haçlı Seferleri Haçlı Saldırıları olsun, ya da Kurtuluş Savaşı’na Millî Mücadele diyelim gibi kararlar alınırken, acaba kurumdan görüş bildirmesi isteniyor mu? Ya da kurumun bu konularda söyleyecek bir sözü var mı? Görmedim ve merakımı celbetti… 

Bir gün umarım, çok yönlü ve gelişmiş tartışmalar da yaparız.