Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Macaristan seçimlerinin söyledikleri ve söylemedikleri

Macaristan’da geçtiğimiz pazar günü yapılan seçimler sonucunda Victor Orban 16 yıldır elinde tuttuğu iktidarı kaybetti. 16 yıl bir ülkeyi otoriter-popülist diyebileceğimiz şekilde yönetmiş birinin seçimle iktidarının sona ermesi, dünyanın bugününe baktığımızda ne olursa olsun önemli bir gelişme.

Doktorayı bitirdikten sonra kısa bir süre Macaristan’da ders verdim. Bu süre zarfında Macaristan vakasını kavramsallaştırmaya çalışan birçok siyaset bilimciyi dinleme fırsatı da buldum. Liberal olmayan demokrasi, otoriter-popülizm, rekabetçi otoriterlik, demokratik gerileme gibi bizim Türkiye’de de çok aşina olduğumuz bir literatür üzerinden tartışılıyordu Macaristan. Zaten, kimi zaman iki ülke beraber de analiz ediliyordu. Kimi zamansa Rusya ve Polonya da bu ikiliye eklenip öyle karşılaştırmalı çalışılıyordu. 

Macaristan’da muhalif partinin iktidardaki Fidesz’i hiç de eşit olmayan koşullarda yenmesi, Türkiye’de de muhalif kesimde haklı bir heyecan fırtınası yarattı. Bu bağlamda, Macaristan seçimleri bize gerçekten de yenilmez gibi görünenin yenilebildiğini söylüyor. Nitekim Orban hem ABD’den hem de Rusya’dan gelen desteğe, kontrol edilen medyaya, parti-sermaye arasındaki ayrılmaz ilişkiye, dönüştürülmüş bürokrasiye, güçlü olanı kayıran seçim sistemine ve daha birçok faktöre rağmen kaybetti. Kötü koşullar ve bıkkınlık bu sonucu getirmiş gibi görünüyor. 

Fakat bu seçimler bize etkisi farklı coğrafya ve ülkelere de yayılacak bir değişim rüzgârının olacağını söylemiyor. İlk olarak, sistemler arasında karşılaştırma yapmak zihin egzersizi açısından oldukça önemli. Ancak her ülkenin kendine özgü koşulları var. Örneğin Macaristan, her şeye rağmen AB’ye üye bir ülke. AB geçtiğimiz yıllarda hukukun üstünlüğü gibi sebepleri de gerekçe göstererek Macaristan’a giden fonların önemli bir bölümünü askıya aldı. Fakat genele baktığımızda, bu tarz normatif de denebilecek ilişki biçimleri dünyanın geri kalanının gündeminde kesinlikle değil. Umurunda da değil. İkincisi, ben bu gelişmelere biraz daha uzun dönemli bakılması gerektiğini düşünüyorum. Örneğin, ABD’de Trump seçildi, ardından kaybetti ve sonrasında daha da kötü bir versiyonuyla gerdi döndü. Herhalde çağın tam olarak neye tekabül ettiğini, yani geniş çaplı değişimlerin oluşup oluşmadığını biraz daha uzaktan analiz etmek gerekecektir. Bu gereksinimi karamsar kimliğimden çok, tarihçi kimliğime atfediyorum. 

Ve son olarak, Macaristan’da Orban’ı seçimle devirmek tarihi bir başarıydı evet. Ancak eğer bu bir değişim rüzgârını beraberinde getirecekse neyi önüne katacağını da iyi hesaplamak elzem.

Dünden beri, Magyar’ın da Fidesz’in içinden çıktığı ve Macar halkının aslında bir sağdan vazgeçip bir diğer sağı tercih ettiği yazılıp çiziliyor. Bunu bir taraftan haklı bir taraftan haksız buluyorum. Sonuçta seçim stratejisi denen şeyin insanı kime oy vermeye itebileceğini sanırım en iyi bizim toplum bilir.

Diğer yandan, Magyar’ın da popülist bir çizgide siyaset yaptığı ve toplumsal birçok meselede muhafazakâr bir tutumunun olduğu birçok kişinin malumu. Yani, nasıl bir değişim sorusu akıllara ister istemez geliyor.

Bir de tabi bu konularla bağlantılı ama çok daha geniş çaplı bir soruya da dikkat çekmek isterim: Bu tip değişikliklerde, iç ve dıştaki mevcut siyasal sistem ya da yapılar yeni seçilen kişi/grup/partiyi nasıl şekillendirir? Buna şimdiden bir cevap vermek mümkün değil ama önemsediğim bir soru doğrusu. Hem içte siyasal rejimin niteliğinde hem de Macar dış politikasında yapılacak (ya da yapılamayacak) değişiklikler bu soruyu ileride muhakkak ki yanıtlayacaktır. 

Ezcümle, Türkiye’deki seçim analizi tutkusunu yeniden alevlendiren Macaristan’a hayırlı olsun...