IMF’nin uyardığı 'Karanlık Üçlü' sarmalı ve Türkiye
IMF’nin “karanlık üçlü” uyarısı, küresel ekonomiyi aynı anda vuran üç riski tanımlıyor: enerji şoku, tarihi borç yükü ve yapay zekâ balonu. Bu üçlünün asıl tehlikesi, tek başına gelmemeleri. Petrol 102 doları aştığında, ABD tahvil faizi %5,30’un üzerine çıktığında ve dolar güçlendiğinde, dünya ekonomisi görünmez bir faiz artırımıyla karşı karşıya kalıyor.
Enerji Şoku Kapıda
Hürmüz Boğazı’nda tanker saldırıları sürüyor, gemi trafiği azalıyor. Brent petrol yeniden 102 doların üzerinde. IMF’nin senaryosuna göre çatışma uzarsa petrol 2027’de 125 dolara çıkabilir ve küresel büyüme %3,1’den %2’ye gerileyebilir.
Petrol sadece bir emtia değil; taşımacılığın, sanayinin, gıdanın maliyetini belirliyor. Dünya enflasyonla mücadelesini henüz bitirmemişken yeni bir enerji şokuyla sarsılıyor. IMF, bu baskının “yapışkan” hale gelme riskine dikkat çekiyor: enflasyonu yeniden kontrol altına almak beklenenden çok daha uzun sürebilir.
Tahvil Piyasası Belirliyor
Enerji şoku krizin görünen yüzüyse, tahvil piyasası görünmeyen motoru. ABD 10 yıllık Hazine tahvili faizi %5,36 ile 2002’den bu yana en yüksek seviyeyi gördü. 30 yıllık faiz %5,73’e çıktı. Yükseliş sadece ABD’yle sınırlı değil; Almanya ve Japonya’da da tahvil faizleri yılların zirvesine yaklaştı.
Bunun nedeni tek bir faktör değil. Fed’in yıl sonuna kadar bir faiz artırımı daha yapabileceği beklentisi güçlü; para piyasaları Aralık toplantısında ek artırım olasılığını %94’e kadar fiyatlıyor. Ancak asıl yapısal sorun, devasa kamu borç stoku. Küresel kamu borcu İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek seviyeye yaklaştı ve 2030’a kadar GSYH’nin %100’ünü aşması bekleniyor. Hükümetler bu borcu finanse etmek için tahvil ihraç ediyor; yatırımcılar daha yüksek faiz talep ediyor.
ABD tahvil faizi küresel finansın referans fiyatı. Yükseldiğinde şirket yatırımlarından konut kredilerine, gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetinden özel sermaye getirilerine kadar her şey etkileniyor. %5’in üzerindeki bir faiz, tüm dünyada riskli varlıkların cazibesini azaltıyor.
Yapay Zekâ: Umut mu?
IMF’nin karanlık üçlüsünün üçüncü ayağı yapay zekâ, diğer ikisinden farklı bir yerde duruyor. Bir yandan küresel büyümenin motoru; teknoloji devlerinin yatırımları ekonomik hareketliliğin kaynağı. IMF’ye göre Orta Doğu çatışması olmasaydı, büyüme tahmini yapay zekâ sayesinde yukarı revize edilecekti.
Ancak madalyonun diğer yüzü kırılgan. IMF, bu hareketliliğin tedarik zincirine entegre birkaç ülkeyle sınırlı kaldığını, dünyanın geri kalanını teğet geçtiğini vurguluyor. Daha önemlisi, “geleceğin vaadi” ile bugünün devasa maliyetleri arasındaki makas açılıyor. Yatırımcılar somut gelir ve nakit akışı görmek istiyor; sermaye harcamaları artarken serbest nakit akışı baskıya girerse beklentiyi karşılamak yetmeyecek.
IMF Başkanı’nın uyarısı net: riskler büyüyor. Kârlılık beklentileri karşılanmazsa piyasalar ciddi bir düzeltmeyle karşılaşabilir. Bu yalnızca teknoloji hisselerini değil, yapay zekâ tedarik zincirine bağlı tüm sektörleri ve küresel büyümeyi vurabilir.
Türkiye’nin Kırılgan Dengesi
Türkiye, karanlık üçlünün her ayağından farklı düzeylerde etkileniyor. Enerji ithalatçısı olarak petrol fiyatlarındaki her yükseliş cari açığı ve enflasyonu doğrudan vuruyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın ifadesiyle “jeopolitik gelişmeler yukarı yönlü riskleri canlı tutuyor”. Dezenflasyon sürüyor ama ivme kaybediyor.
Küresel tahvil faizlerindeki yükseliş dış finansman maliyetlerini artırıyor. ABD 10 yıllık faizinin %5’i aşması, gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetini yukarı çekiyor ve sermaye akımlarını olumsuz etkiliyor.
Türkiye’nin en güncel kırılganlığı ise Eylül’de patlak veren fon krizi. SPK tarafından tasfiye sürecine alınan 131 fon ve 7 şirket, 455.758 tekil yatırımcıyı doğrudan etkiliyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a göre tasfiye edilen fonların portföy değeri, hanehalkının finansal varlıklarının %2,4’üne ve toplam fon portföyünün %7,7’sine karşılık geliyor. Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek ise sorunlu fonların büyüklüğünün milli gelirin %0,7’si düzeyinde olduğunu ve bunun tamamının kayıp anlamına gelmediğini belirtiyor.
Fon krizinin kritik boyutu güven. TCMB Başkanı Karahan’a göre para piyasası fonlarından önemli çıkış yaşandı; ancak bu çıkışın büyük bölümü mevduata yöneldi ve dolarizasyon açısından olumsuz sinyal oluşmadı. Aynı dönemde ticari ve tasarruf mevduatı toplamında 800 milyar TL’nin üzerinde artış oldu. TL mevduatın payı %61’in üzerine çıktı. Karahan, “ilk verilerin yayılma riskinin zayıf olduğunu gösterdiğini” söylüyor.
Türkiye’nin en büyük avantajı mali alan. Bakan Şimşek’e göre borçluluk oranı %91 seviyesinde; benzer pazarlarda bu oran %220’lere kadar çıkıyor. Küresel kamu borcunun GSYH’nin %100’ünü aştığı bir ortamda Türkiye’nin görece düşük borçluluğu tampon işlevi görebilir. Ancak bu tamponun sınırı var: fon krizinde Hazine kaynağı kullanılmayacak. Ödemeler fonların kendi kaynaklarından, haksız gelir elde edenlerden geri alınacak tutarlardan ve sistem dışına çıkarılan malların satışından karşılanacak.
Dikkatli Politika Gerekiyor
Küresel ekonomi üç riskin kesiştiği noktada: enerji şoku enflasyonu besliyor, enflasyon tahvil faizlerini yüksek tutuyor, yüksek faiz hem kamu borçlanma maliyetini hem özel sektör finansmanını zorlaştırıyor. Yapay zekâ bu tabloda hem umut hem risk; yatırımlar getiriye dönüşürse büyümeyi destekler, beklentiler karşılanmazsa sert bir düzeltme tetikler.
Türkiye görece dirençli görünüyor: mali alan geniş, TL mevduat tercihi korunuyor, fon krizinin yayılma riski sınırlı tutuluyor. Ancak bu direnç kırılgan. Enerji fiyatlarındaki her yükseliş cari açığı ve enflasyonu vuruyor. Küresel tahvil faizlerindeki her artış dış finansman maliyetini yükseltiyor. Fon krizinin yarattığı güven sarsıntısının uzun vadeli etkileri henüz öngörülemiyor.
IMF’nin karanlık üçlü uyarısı tüm ülkeler için geçerli bir çerçeve sunuyor: Bu ortamda ayakta kalmak yalnızca güçlü makro temellere değil, şoklara karşı direnç kapasitesine ve doğru iletişim stratejisine bağlı. Türkiye bir yandan fon krizini yönetirken diğer yandan enerji ve faiz şoklarına karşı savunma hattını güçlendirmek zorunda. Bıçak sırtı denge, dikkatli ve koordineli bir politika karışımı gerektiriyor.