Vatan topraklarına, köylerine, meralarına-yaylalarına, yaşam alanlarına, ormanlarına sahip çıkan insanların sayısı artıkça ve sesleri daha gür çıkmaya başladıkça ihale tüccarlarının etekleri tutuştu...
Köyleri, bağları-bahçeleri, ormanları, ırmakları-dereleri şirketlere ihale eden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı MAPEG Genel Müdür Yardımcısı Fatih Pekdemir,
Ordu’ya gelmiş ve halkı bilgilendirme toplantısı yapmış...
Ordu Valiliği Konferans Salonunda gerçekleştirilen toplantıda konuşan MAPEG (Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü) Genel Müdür Yardımcısı Fatih Pekdemir, TEMA Vakfı’nın yayımladığı ve Ordu’nun yüzde 74’ünü maden sahası olarak gösteren haritayı eleştirmiş... Yalan-yanlış bilgileri yaymakla suçlamış...
Ardından da eklemiş, şu ana kadar Ordu yüz ölçümünün yüzde 16’sı kadar ruhsat ihalesi yapmışlar ve bunların da yüzde 2’sine işletme izni verilmiş... Yani Ordu’nun 6 bin kilometrekarelik yüz ölçümünün 960 kilometrekaresinde ihaleler bitmiş bile... Sayın Pekdemir peki ya yapacağınız ihaleler? Neden onları anlatmıyorsunuz...
Dikkat ediniz, “Yapmayacağız... İptal ettik” demiyor, diyemiyor ama TEMA’ya kızıyor...
Çünkü gelecekte yaşanacak felaketi gören TEMA şimdiden uyarıyor... Testi kırılmadan uyarısını yapıyor...
Sen üç ayda bir milli piyango çekilişi yapar gibi ihaleler yap, 10 - 20 - 30 bin dönümlük alanları 5-10 milyon liraya şirketlere “ruhsat ihalesi” diyerek devret ve sonra çık TEMA’ya saldır!
Perşembe Yaylası’nın “sondaj yapıyoruz” diyerek delik deşik edilmesi de mi yalan!
Daha dün yaptığınız 485 maden ihalesinde Ordu’nun 243 bin dönümünün,
içindeki 85 köyle birlikte şirketlere ihale edildiği de mi yalan!
Madensiz bir hayat mümkün değilmiş ve Karadeniz metalik madenler için çok önemliymiş...
Sayın Pekdemir, Karadeniz yaşam kaynağımız olan ormanlar, fındık ve çay bahçeleri için de çok önemli... Sayın Pekdemir, Karadeniz su kaynakları açısından da çok önemli... Karadeniz binlerce kuş türü, ayılar, kurtlar, keçiler, domuzlar, geyikler, kelebekler ve arılar için de çok önemli... Karadenizin ormanları, hamsileri için de çok önemli... O ormanlar yok edilirse hamsi kalmaz, mezgit-istavrit yaşayamaz... Karadeniz’in yaylaları ve meraları hayvancılık için de çok önemli... Sayın Pekdemir, Karadeniz’in dağlarını, ormanlarını, yaylalarını, meralarını yüz binlerce ton dinamitle param parça ettiğinizde yaşamı yok edersiniz. O toprağı o coğrafyada tutamazsınız.
Fiili üretim yapılan alanlar iddia edildiği kadar büyük değilmiş! Yüz binlerce ruhsat değil ama on binlerce ruhsat varmış! Allah sizden razı olsun Sayın Pekdemir... Nasıl da içimizi rahatlattınız!
Sayın Pekdemir bunları anlatıyor ama Ege’nin can damarı olan Madra Dağı’nın zirvesinde
90 bin dönümlük bir alanın Nurol Holding’e nasıl devredildiğini anlatmıyor... Çevresindeki İvrindili köylülerin bütün itirazlarına rağmen Türkmendağı’nı CVK Holdinge nasıl devrettiniz bunu bir anlatıverin Sayın Pekdemir... Kazdağları ekosistemini Cengiz, Nurol ve Koza holdinglere nasıl teslim ettiniz bunu bir hesabını verin... Bayramiç’te bugün Cengiz Holding’in yüz binlerce ağacı kesip o bölgenin en önemli su kaynağı Kocabaş’ın üzerine oturmasına nasıl göz yumuyorsunuz bunu anlatın Sayın Pekdemir...
Sizin ne yaptığınızı ve ne yapacağınızı biz Erzincan-İliç-Çöpler’den, Balıkesir-İvrindi-Madra’dan,
Uşak-Kışladağ’dan, Artvin-Cerattepe’den, Çanakkale-Lapseki’den biliyoruz... Sizler bu ülkenin her bir karış toprağını “maden kaynağı” olarak gören insanlıktan çıkmış zombiler gibisiniz...
Madem bu kadar açıklama meraklısı idiniz de İliç Çöpler Faciasından sonra TBMM’de oluşturulan Araştırma Komisyonu’na geldiğinizde neden sus pus oldunuz... Saatler süren komisyon toplantılarında milletvekillerinin ısrarlı soruları karşısında neden, “Bizim bir sorumluluğumuz yok... Orayı biz denetlemiyoruz... ” cümlelerinden başka bir şey söyleyemediniz!
EMPERYALİST YAĞMA DÜZENİ
Türkiye emperyalist yağma-talan düzeninin hedefinde bir ülke... Sömürülmek istenen ülkeler listesinin en başında geliyor... Uygun zamanı ve uygun dönemi bekliyorlar... Hani Kazdağları’nı katleden Kanadalı Alamos Gold’un bir dönem müdürlüğünü yapan Ahmet Şentürk, “30 yıldır bekliyoruz, 3-5 ay daha bekleriz” demişti ya... Aynı sinsilikle uygun zamanı ve dönemi bekliyorlar...
ABD Başkanı Trump, Grönland’ı satın alma isteğini ilk kez 2019'da dile getirmiş ve bunu yakın zamanda da tekrarlamıştı... Zengin nadir toprak elementleri, uranyum, altın ve hidrokarbon rezervlerine sahip olan Grönland, ABD'nin Çin ve Avrupa Birliği ile rekabetinde kritik bir bölge olarak değerlendiriliyor... Emperyalist ülkeler arasındaki rekabet ve doğal kaynak savaşları yeni değil... Yüz yıllardır sürüyor... Trump, Grönland’ın yanında Kanada’yı da istiyor.
Trump bilindiği gibi Ukrayna’nın madenlerine de göz dikmişti... Hatta bu isteğini 28 Şubat 2025 tarihinde Beyaz Saray’da ağırladığı Zelensky’yi alenen azarlayarak dile getirmişti.
Aynı Trump, Eskişehir-Beylikova’yı da istiyor... Nadir Toprak Elementleri varmış...
Bu elementlerin çıkarılması ve işlenmesi, ciddi çevresel problemlere neden olmakta ve yüksek maliyetler gerektirmekte... Yani kısaca NTE denilen Nadir Toprak Elementleri’ni üretmek için doğaya ve yaşanılan çevreye büyük zararlar verilmekte. Aynı altın-gümüş-bakır-nikel madenciliğinde olduğu gibi sular zehirlenmekte, milyonlarca ton zehirli atık oluşmakta, doğa bir daha eski haline gelemeyecek şekilde yok edilmektedir...
Ancak konu Nadir Toprak Elementlerinin ve Beylikova’nın çok daha ötesinde... Konu Türkiye’nin su ve gıda güvenliğini ilgilendiren sömürge madenciliğinin tam da merkezinde... Çünkü sadece Eskişehir-Beylikova değil, istedikleri Türkiye’nin tamamı...
Emperyalist ülkeler, onların uluslararası kartelleri, şirketleri yüz yıllardır hep istediler:
El koyarak aldılar, işgal ederek, öldürerek aldılar ya da işbirlikçi iktidarları destekleyerek... Bugün de benzer süreç dünyanın dört bir yanında devam ediyor...
Bugün Türkiye’ye baktığımızda Kanadalı El Dorado Gold Uşak’ı, İzmir’i, Samsun’u, Giresun’u istiyor... Kayseri-Develi’de dağları parçalayan Centerra Gold gözlerini Batı Karadeniz’in eşsiz ormanlarına dikmiş durumda... Zaten bütün Karadeniz uluslararası ve yerli karteller için ihale sahası ilan edilmiş durunda... Vatandaşların tepkileri sonucunda Türkiye’den kaçmak zorunda kalan bir başka Kanadalı Alamos Gold, Kazdağları’ndaki Kirazlı, Çamyurt ve Ağı Dağı projelerini Nurol Holding’e sattı... Kimin malını kime devrediyorsun... Nurol Holding ve Cengiz Holding zaten uzun süredir Kazdağları’nı istiyor... Koç Holding, ortağı AKP’li Ferhat Nasıroğlu’yla birlikte Kırşehir’i istiyor...
13 Şubat 2024 faciasının yaşandığı İliç-Çöpler Altın Madeni’nin yüzde 80 hissesini 1,5 milyar dolara Kanadalı SSR Mining’den satın alan Cengiz Holding, hiç utanmadan tekrardan o zehir medenini açmaya çalışıyor... Onlar da Munzur Dağları’nı istiyor... Üstelik Türkiye’ye Çöpler Faciasını yaşatanlar ve ellerinde 9 işçimizin kanı olanlar, Artvin gibi Türkiye’nin en zorlu coğrafyasında dünyanın en tehlikeli ve zehirli madenciliğini yapmaya hazırlanıyor... Liste uzayıp gidiyor... Giresun’da çevre felaketine neden olan AKP’li Cantürk Alagöz’ün şirketine neredeyse Giresun’un tapusunu vermişler. 138 bin dönümden fazla ruhsat sahasını Alagöz’e teslim etmişler...
Türkiye zaten bir süredir sömürge madenciliğinin kıskacında. Ama yetmiyor. Hep daha fazlasını istiyorlar. Tüm Türkiye maden bölgesi ilan edilsin, tüm dağları, ormanları ihale edilsin istiyorlar. Bunda da hiçbir sakınca görmüyorlar.
SU KAYNAKLARINA GÖZ DİKTİLER
Bugün Türkiye’nin anlı şanlı holdingleri altın peşinde koşarken, Türkiye’nin can damarları olan su kaynaklarına göz diktiler. Koç Holding, ortağı AKP’li Ferhat Nasıroğlu’yla birlikte başkent Ankara’yla birlikte 18 ilin su kaynağı olan Kızılırmak’a göz dikerken, Cengiz Çanakkale’de Kocabaş çayına, Nurol Madra’nın, El Dorado Uşak’ın sularına göz dikti...
Kırşehirlilerin büyük tepki gösterdiği altın madenini açmak için her yolu deneyen Koç ve ortağı AKP’li Ferhat Nasıroğlu, Kızılırmak’ın suyunu babalarının malı gibi sahiplendi.
Kendileri ÇED raporlarında yazıyor... Çöpler Altın Madeni’nde saniyede 130 litre, Madra’nın zirvesine yerleştirilen İvrindi Altın Madeni’nde ise saniyede 57,7 litre kullanıldığı yazıyor...
ORMANLARLA KAPLI ANADOLU
Bu noktada bir parantez açıp şu bilgileri aktarmak istiyorum: Bilimsel ve tarihsel araştırmalar, 4 bin yıl önce Anadolu coğrafyasının yüzde 70'inin orman ve yüzde 10’unun bozkır olduğunu göstermektedir... Son iki bin yılda ve özellikle son beş yüz yılda insan etkisiyle orman alanları giderek azaldı. Anadolu tarih öncesi dönemlerde ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde Akdeniz’in kereste, odun ve orman ürünleri kaynağı olarak görüldü.
Tüm medeniyetlerde görülen bir paradoks Anadolu’da da yaşandı: Doğal kaynakları kullanırken, aslında hayatta kalabilmek için bağımlı oldukları yaşam sistemlerini yok etmek.
Şimdi birileri dünyanın biyolojik canlı varlığı açısından böylesine değerli ve stratejik bölgesinde dünyanın en tehlikeli ve zehirli madenlerini açmak için “seferberlik” ilan ediyor.
Ekosistemdeki besleyicilerin çoğu topraktan çok bitki örtüsünde yer alır ve bitki örtüsünün temizlenmesiyle birlikte yok olur. Ağaçlardan su transpirasyonu, atmosfere suyu geri döndüren bir mekanizma, dolayısıyla ormansızlaşma yağış miktarının azalmasına ve çölleşmenin artmasına neden oluyor. Ormansızlaşma geçmişteki birçok toplumun çöküşündeki başlıca faktördü.
Artan nüfus nedeniyle çok daha fazla tarım arazisine ihtiyaç duyulan bir dönemde tarım arazilerinin ve ormanların yok edilmesi akılla, mantıkla izah edilebilir bir şey değildir. Üçüncü Dünyadaki ormansızlaşma, su kıtlığı ve toprak bozulması problemleri orada savaşlara neden oluyor ve Üçüncü Dünyadan (Geri kalmış ve az gelişmiş fakir ülkelerden) Birinci Dünyaya (Gelişmiş, emperyalist ve zengin ülkeler) çaresizlikten iklim mültecileri (climate refugees) göçü yaşanıyor.
ÇEVRESEL ÇÖKÜŞ SİYASAL ÇÖKÜŞÜ TETİKLİYOR
Bugün aynen geçmişte olduğu gibi, çevresel açıdan baskı altında, aşırı nüfuslu ya da her ikisini de yaşayan ülkeler siyasal açıdan baskı altına girme ya da çökme riski taşıyor. İnsanlar çaresiz, aç ve umutsuz kaldıklarında, sorumlu gördükleri ya da problemlerini çözemeyen hükümetlerini suçluyor. Her ne pahasına olursa olsun göç etmeye çalışıyor. Birbirleriyle toprak kavgasına tutuşuyor. Sonu gelmez iç savaşlarda birbirlerini öldürüyor.
Türkiye’nin Kuzey hattı yani Karadeniz, Türkiye’nin bel kemiğini oluşturacak. Bu dağ silsilesi ve ormanlar, bu yeşil örtü küresel iklim felaketinde Türkiye’nin can damarı olacak. Bu ormanlar ve bitki örtüsü aynı zamanda Karadeniz’deki balıkların da besin kaynağı. Buralara atılan her türlü kazma, ormansızlaştırma, bırakın kirlenmeyi sadece bu bile, yani toprağın üzerindeki bitki örtüsünü derisini yüzer gibi sıyırıp almanın yaratacağı etki sadece Karadeniz’i değil Türkiye’yi yaşanmaz hale getirecektir.
Bizim tüm Türkiye’de çok daha önemli problemlere yoğunlaşmamız gerekiyor. Hala çöp ve geri dönüşüm problemini çözememiş bir Türkiye var karşımızda. Hala sanayi atıklarını, kanalizasyonunu ve çöplerini denize, derelere akıtan köyler ve şehirler gerçeği var. Bunlar çözülemeyecek problemler değil ve acil olarak çözüm bekliyor. Belediyeler, valilikler, kaymakamlıklar ve bakanlıkların yereldeki birimleri bunları çözmek için organize bir çaba içine girmeli. Belediyecilik ya da ülke yönetimi rant peşinde koşmak, vur-kaç taktikleriyle kendi dar çevresine para kazandırma amaçlı yıkıcı projelerin önünü açmak olmamalı. Tükettiğimiz, yok ettiğimiz bizim ülkemiz. Çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği. Dünyada kaçıp gideceğimiz daha iyi bir yer yok. İçinde yaşadığımız cenneti el birliğiyle yok edemeyiz. Bunun partiyle, particilikle, siyasi görüşle bir alakası yok. Bunun insan olmayla alakası var.
Tablo bu... Acil önlem alınması gerekiyor... Önlem alması gerekenler başka işlerle meşgul... Yağma-talan madenciliğinin önünü açmak için yasa üzerine yasalar çıkarıyorlar... En son Temmuz 2025’te AKP ve MHP oylarıyla TBMM’de kabul edilen “süper yağma” yasası. Yasalar, kararnameler, kararlar, acele kamulaştırmalarla ormanlar, meralar, yaylalar ve su kaynakları yağmalanıyor... Enerji için yapıyorlarmış, madenler ihtiyacımızmış... Sarı metal olmadan yaşayamazmışız... Çok zengin olacakmışız...
Üstelik bu adımlar suyun en önemli kaynağı olan ormanlar cayır cayır yanarken atılıyor...
Siyaset birbirini yemekle meşgul... Hiçbir demokratik ülkede olmayacak bir yönetim anlayışıyla muhaliflere hayat zindan ediliyor... İnanılmaz suçlamalar, tutuklamalarla insanların hayatları ve toplumların geleceği karartılıyor... Muhalefet bu cadı kazanında kendini savunmaya zorlanıyor...
TÜRKİYE ZORLU BİR DÖNEMEÇTE
Türkiye çok zorlu bir tarihi dönemeçte, çok zorlu iklim dönemecinde devletin bütün kurumlarıyla ve siyasetin bütün unsurlarıyla dünyada, bölgemizde ve ülkemizde yaşanan küresel krizlere karşı stratejiler belirlemesi gerekirken kör dövüşüne saplanmış durumda.
İktidarda kalabilmeyi her şeyin hatta ülkenin bekasının bile önüne koyan bir yönetim anlayışıyla ve küçük ayak oyunlarıyla bu milletin zamanı, enerjisi ve kaynakları gereksiz yere tüketiliyor.
Hastanelerin onkoloji bölümleri dolup taşıyor... Ülkenin çok ciddi sorunları var... Kanser grip gibi yayılıyor... Çok küçük yaşlarda kansere yakalanan evlatlarımız her gün onlarla karşı karşıya gelen doktorların içini parçalıyor... Neden sorusuna yanıt aranması gerekirken, yeni yeni nedenler yaratılıyor...
Özetle Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu sömürge madenciliği ülkemiz için çok ciddi bir tehdittir. Hedefte Türkiye’nin tüm bölgeleri ve Türkiye’nin tamamı vardır. Bu projeleri hazırlayanların ve uygulamaya koyanların yüz yıllardır Afrika, Güney Amerika ve Uzak Doğu’da uyguladıkları etnik bölünme, iç çatışmalar ve anti demokratik yönetim uygulamaları bugün Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı bir tablodur.
Çok Okunanlar
Mango’nun kurucusu İsak Andiç’in ölümünde korkunç şüphe
Arsız hırsızın ev sahibini bastırmasında 19 Mayıs örneği
19 Mayıs
İmamoğlu'ndan iktidara 'baskın seçim' resti
Gençlerin bayramı, gençliğin bunalımı
Monarşi...
'Almanya Türkiyesi' mi, 'Türkiye Almanyası' mı?
Amele-i mükellefe geri mi geliyor?
Silivri'nin değişen tabelası, değişmeyen hafızası
MAPEG'i bilgilendirme yazısı