Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Çevreye uyum siyaseti mi, zorunluluk mu?

İnsanlar doğdukları coğrafi koşullara göre şekillenir, deri yapıları, renkleri, hatta gözde iris tabakasının rengi dahi coğrafi koşullara göre yapılan(dırıl)ır. Günümüzün genetik bilimi henüz bu aşamalarda iken, coğrafi koşullara uyan biyolojik görüntülerin zorunluluk olarak kabul edilmesi kaçınılmazdır.

“Mahalle kültürü” kavramı da sosyolojik olguların sosyal çevreye uyma durumu, belki de koşulu olarak algılanır, bilinir. Ünlü bir sosyolog tarafından ortaya atılmış olan mahalle kültürü kavramı coğrafi koşullara uyan biyolojik zorunluluk kadar katı koşullarla bağlı olmamakla beraber, çevreye uymaya zorlanan kişilik sorunu, ya da sosyal zorunluluk olarak görülebilir. AKP dönemi siyasetinde erkeklerde sakal-bıyık, kadınlarda ise parti rozeti misali türban (Anadolu geleneğindeki olağan başörtüsüne karşı!) olgusu ise, siyasette birçok kapıyı açabildiği gibi, siyasi alanın kapsadığı, hatta uzanabildiği özel sektör alanlarda da iş bulma olanağı yaratması nedeniyle ekonomik-sosyal zorunluluk olarak sosyoloji alanına girmiştir. Kippa misali, partizanları diğer gruplardan ayırıcı özellik olarak devrede tutulan simgesel işaretler, aynı zamanda doğrudan olmasa da tarikat gibi kıyafete öncelik veren kurumlarla da göz teması sağlama etkisiyle halkın Ortadoğulaştırılması yoluna girilmiştir. 

Marx’ın gerek Grundrisse’de gerek Kapital’de bazen doğrudan bazen dolaylı olarak anlattığı olgu, kapitalizmin, bir yandan sermayenin devamlı büyüme dürtüsü, diğer yandan da mülksüzleşerek yoksullaşan emeğin ücretli köle olarak emeğinin bir bölümünün başkalarının mülkiyetinde sermayeleştirilmesine izin vermeye razı olması sistemin tüm kesimleri üzerindeki örtülü dayatması olarak anlatılır. Toplum bu süreci bilinçsizce yaşarken ne bir rahatsızlık, ne de bir huzursuzluk hissine kapılır; tüm toplumun farklı kesimlerinde sömürür-sömürülürilişkisi kendi konfor alanında işler ve toplumsal yürüyüş sükunetle devam eder. 

Şimdi gelelim, bir yanda futbolcu “bizim çocuklara”, diğer yanda da “baldırı çıplaktop oynayan ‘Filelerin Sultanları’ na”. Sanki birbirini dengelercesine biri tepelerde, diğeri ise diplerde! Tepelerdekini kutlayalım, topluma, hatta erkek kardeşlerine de davranışsal örnek oluşturmalarını dileyelim. Öbür tarafa ise kızalım, ama saldırmayalım. Saldırmama davranışımızı bir şefkat ya da  koruma kalkanı olarak değil, fakat önce sadece bu hezimete değil, toplumun tümden çöküşüne neden olan çok derin bir sebebe bağlayarak, salt futbol hezimetini değil, ülkedeki hukuk hezimetini, eğitim hezimetini, ahlak hezimetini, siyasetçi hezimetini, kentleşirken kasabalaşma hezimetini  ve daha sayıp sayamayacağım, geri çevrilmesi çok zor, belki de olanaksız toplumsal hezimetinigörmeli, üzerinde derin derin düşünmeliyiz. Filelerin Sultanları’nın nasıl bu çamurdan çıktığı da bir efsane olarak gelecek yazılara bırakarak, futbolcu “bizim çocuklar” olayı üzerine burada birkaç söz etmek istiyorum. 

En son söyleyeceğimi en başta söylemem gerekirse, sadece tek gurur elçimiz Prof. Dr. Aziz Sancar ile ödül sonrası yapılan mülakatlardan bir kesit bize her şeyi anlatır.

Bu kesitteki en önemli cümle, günde belki 15 ya da 18 saate varan çalışma ve azim tablosudur. Evet, çalışma, çalışma, çalışma ve azim! Peki, neden erkek takımlar kadın takımlar kadar azimli ve disiplinli olamıyorlar? İşte bu noktada devreye toplum psikolojisi ve davranışı giriyor. Bir erkek çocuk ile bir kız çocuğunu doğumdan ileri yaşlarına kadar nasıl muamelelerle baş başa kaldığını gözümüzün önünde getirelim ve bu muameleler karşısında geliştirdikleri farklı davranışsal refleksleri anlamaya çalışalım. Aile albümünde doğumdan sonraki ilk aylardaki fotoğraflar, sonra erkeklere yönelik geleneksel uygulama ve onların anıları, aile içinde ve çocukluk döneminde parklardaki muameleler ve genel uygulama, aile içinde baba ve erkek kardeşlerin, ağabeylerin kız çocuğuna karşı tavrı falan, hatırlayabildiğim, hatırlayamadığım tüm oluşumların ortaya koyduğu tablo şudur ki, erkeğin rahatlığı onu rehavete, kızın üzerindeki yoğun ve anlamsız denetim ise onu farklı davranışa, çalışkanlığa, korunmaya, hatta cince fikirler geliştirerek, başarı hırsıyla yükselmeye itmektedir. Psikolog dostlarınızdan özür dileyerek, şunu ifade etmek istiyorum ki, kız ve erkek çocukların gelişme aşamalarında karşı karşıya kaldıkları muamele onları farklı alanlara sürüklemektedir. Bu sürüklenişte kızlar daha şanslı olarak geliştirdikleri reflekslerle başarıya, erkekler ise görüntüde şanslı fakat özde silik olarak kaba güce ve şiddete yönelmekteler.  

Bu alt yapı üzerinde inşa edilen ve bireysel ya da ekipsel davranışlarınıza başat olan faktör de çocukluk döneminin simetrik yansımasıdır. Siyasetçilere bir bakalım, kendisini dünya liderleri olarak görenlere bir bakalım. İtalya başbakanı Bayan Meloni Trump’ın bir lafı üzerine dünyayı sallarken, Trump hazretleri kimi siyasileri seçim hileleri ile suçladığı halde dünya bir ses duyamadı.

Toplum erkek (güçlü sanılan!) siyasilerin habis kıskacında olduğu sürece, nepotizm, hemşerilik, partizanlık, tarikatçılık vs yaygınlaştırıldıkça, insanlar kendi huzurlu mağaralarında, hemen hiçbir sorumluluk duymadan konforlarını yaşar, sonuç da ona göre oluşur, şekillenir. Bir toplumda hukuk, eğitim, ahlak, siyaset, ekonomi vs çökerken, neden futbolda dünyaya ekip çıkarabileceğimizi düşünebiliriz ki!

Bizim çocuklara fazla yüklenmeyelim, fakat “Filelerin Sultanları” nı ise iftiharla ve gururla bağrımıza basalım!