Günümüzde giderek yükselen dozda taraflılık dayatması siyaseti kirletmekte ve kitlemektedir. Bu ortamda demokrasi olgusunu tartışmayı bir tarafa bırakalım, lafını bile etmeye mahal yoktur. İlk bakışta öyle gözüküyor ki, böylesi hukuksuzluk hali dengeli burjuvazinin oluşmadığı, ya da oluşmasına olanak sağlanmadığı, buna bağlı olarak da güçlü emek kesiminin ve birbirini dengeleyecek güçlü kurumların henüz yerleşemediği toplumda dış müdahaleye açık siyasetin en kaba biçimde yansımasıdır. Ancak, anlamamız gereken şudur ki, devlet hukuk üzerinde yükselir; hukuk çiğnenirse devlet yok demektir. Devlet yoksa, hiç kimsenin can ve mal emniyeti güvende değil demektir. Hukuk üzerinde yükselen devlet yoksa, kaba güç devrededir ve Hitler’in gaz odaları misali, kaba güçlüler en son olmak üzere sonuçta bu sistemde herkes mahvolur. Geçmişte devletler kurmuş ve imparatorluklarda hüküm sürmüş bir neslin çocuklarının, dedelerini böylesine utandırır duruma düşmesi hayli düşündürücüdür. Zira en kaba haliyle yansıyan devlet işleri hukuka uygun olarak daha nazik ve suhuletle işletilebileceği halde, sanki devlet sisteminin de henüz oturmamış olmasından kaynaklanırcasına siyaset sahnesinde adeta insan özünün yansıması haliyle kaba çatışmalar ve yansımalar yaşanmaktadır.
Cumhurbaşkanı ve parti başkanı şapkaları taşıyan bir siyasinin vatandaşlara karşı sosyal ve ekonomik alanda tarafsızlık ilkesini koruyabilmesi için ya mutlak piyasa kurallarına sadık kalması ya da piyasa kurallarından saptığı durumda herkese ve her kesime eşit davranış sergilemesi asgari kural olmalıdır. Şöyle ki, burjuva piyasa kurallarına göre emek ve sermaye farklı varlıklara ve emellere sahip olmakla beraber, kanun ve devlet karşısında eşit olarak görülür ve kabule edilir durumdadırlar. Ama öylesi işler cereyan ediyor ki, devlet burjuva demokrasilerinin ileri sürdüğü tarafsızlıkla dahi davranmayıp, Marksistlerin savunduğu şekilde açıkça sermayenin tarafında, hatta uluslararası sermayenin tarafında saf tutmaktadır. Günümüz koşullarında ulusal devletler ulusal amaçları bir tarafa bırakıp, uluslararası sermayenin hedefi doğrultusunda davranış sergilemekteler.
Bu savı hatırımızda tutarak, devletin özel kesime sağladığı vergi avantajlarını, bedava veya ucuz girdi sağlama mekanizmasını, arsa ya da farklı olanaklarla ilk sermaye birikime destek vermesini bir tarafa koyalım. Bunun karşısına da devletin emekçilere nasıl yaklaşım yaptığına bir bakalım. Hemen karşımıza asgari ücret konusu çıkmaktadır. Asgari ücret vergiye tabi olduğuna göre, yüksek saptanması durumunda hem emek hem de vergi geliri olarak devlet kazanacaktı. Peki, devlet nasıl davrandı? Durum ortadadır. Devletin özel kesime, hele de yandaşlarına sağladığı gelirin hemen hepsini vergi istisnası olarak kazanana adeta iade ederken, emekçiye böyle davranması tarafsızlıkla bağdaşır mı? Evet, burjuva ahlakında bağdaşır!
Yine ilk savımızı aklımızda tutarak, sermayeye türlü avantajlar sağlayan devletin çeşitli dönemlerde kurumlar vergisinin matrahını devamlı olarak aşağı çekme eğilimi sergilerken, yapar ya da yapmaz, ama eğilimi bu yönde olurken, asgari ücret üzerindeki vergi konusunda hiçbir olumlu düşünce ve uygulama sergilememesi, en azından vergi dilimlerini geniş tutarak, yıl sonuna doğru net ücretin gerilemesinin önüne geçebilecek hiçbir önlem üzerinde kafa yormaması devlet başkanının tüm vatandaşlara tarafsızlıkla yaklaşımı iddiasıyla savunulabilir mi? Evet, savunulur, hem de bal gibi savunulur, zira bunu beğenmeyen siyasi tercihini ona göre kullanmalıdır!
İşin daha acı yanı olarak, yabancı sermayeyi ülkeye çekebilmek için süslü ifadelerle emeği ucuz meta olarak sergilemek de acaba devletin tarafsızlık ilkesi ile mi alakalı görülmektedir? Bugün bunu yapan devlet keşke ulusal varlıkları yok pahasına sermayeye aktararak emeği çaresizce sömürücü sermayenin önüne atmasaydı. Belki o durumda sistem mantığı çerçevesinde sömürüye rağmen bir nebze de olsa emek yandaşlığı yapılmış olabilirdi. Görülüyor ki, bu yırtık yama tutmamaktadır. Kapitalist sistemde tutmaz da! Bunun sebebi de, kapitalist sistemde devlet AKP politikacılarının söylediği gibi yansız falan değildir, nerede kaldı ki tarafsız olsun! İçinden geçtiğimiz durumda, özellikle de son dönem icraatlar dikkate alındığında siyasal erkin tarafsız olmadıkları gibi, tüm toplum da ya taraf kılmaya ya bertaraf etmeye çalışmaktadır.
Türkiye şakaya gelmeyecek kadar basiretten uzak şekilde güdülmektedir. Bu gidiş hiçbir basiretli siyasinin Türkiye üzerinde uygulayabileceği oyun olamaz. Fakat unutmayalım ki, Türkiye bir Ortadoğu ülkesi olarak perifer konumdadır. Ortadoğu ise, doğrudan İsrail’in, onun talebi ve aracılığı ile de ABD’nin işgali altındadır. Etrafı sarılmış haldeki Türkiye’nin iç dinamikleri muhkem tutmaya çalışması gerekirken, elinden geleni adeta arkasına bırakmayacak şekilde toplumu bölmektedir. Açılım programı da ne kadar yerli ne kadar dış emperyalist güdümlüdür, hem Türkiye hem de arkalarına aldıkları rüzgarla belirli hedefe ulaşmaya çalışanların nasıl bir köleleştirilme projesiyle karşı karşıya bırakıldıklarının henüz farkında olamadıkları gibi, zaten olduklarında da toz dumana karışmış olacaktır.
Devletler kanla kurulur, fakat akıl, basiret, bilgi ve vicdanla ayakta kalabilir. Vatan sathı ve ülke insanı, üzerinde politik zeka oyunu oynanacak bir alan değildir! Hukukun siyasallaştırılarak, ülkede tanık olduğumuz siyasi oyunlar da ülke yararına olmadığı koşulda, ne kadar parlak zeka ile kurgulanmış olursa olsun, toplum yararına faziletli bir siyasinin toplum yararına giriştiği eylemi olarak görülemez!
Çok Okunanlar
AKP'li isim geri adım attı
Devletimizin kurtuluş ve kuruluş ilkesi
Rasim Ozan Kütahyalı ifade veriyorum dedi, Başsavcılık yalanladı!
AKP'li Şamil Tayyar seçim için tarih verdi!
Romanya’da çiftçiler güvenlik güçleriyle çatıştı: 24 yaralı
AOÇ arazisine 98 bin metrekarelik bakanlık binası!
25 liralık su siparişi tartışması büyüdü
Trabzonspor'un fay hattı kırıldı
Tutuklanan Çağla Öz Tançalan'ın eşiyle geçmişi yeniden ortaya çıktı
İstanbul'da sıcaklık düşüyor, yağışlı ve serin hava geliyor