Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
53,9778
Dolar
Arrow
47,3593
İngiliz Sterlini
Arrow
62,8577
Altın
Arrow
6159,0841
BIST
Arrow
10.729

Ülkemden akıl manzaraları

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Geçtiğimiz hafta, ülkemizin ve bağımsızlığımızın senedi olan Lozan Antlaşması'nın 103. Yıldönümü idi. 24 Temmuz 1923 tarihi; sınırların tespiti, kapitülasyonların kaldırılması, azınlıkların Türk Vatandaşı sayılması gibi ve yeni oluşturulan ülke yararına daha birçok maddenin kabul edildiği, daha da önemlisi çöken bir imparatorluktan bağımsız bir ulusun yolunun açıldığı çok önemli bir tarihsel olaydır.

Ne yazık ki, hiç sıkılmadan Lozan’a dil uzatanlar, onca muharebe ve dişe diş yaşanan müzakereler sonucunda imzalanan Antlaşmayı değersizleştirmeye kalkmaktalar. Ancak bir düşman işgal ordusu komutanı edasıyla Antlaşmaya dil uzatabilenler, dillerine sakız ettikleri ‘önce Sevr’le ölümü gösterip, sonra da Lozan’a razı ettiler’ gibi ipe sapa gelmez hakaretamiz ifadelerde bulunmaktalar. Bu zevata, eğer ki anlayabilirlerse, şu kadarını söylemek yeter gibi, geliyor bana: “Madem öyle, o zaman niçin bilinçsizce taptığınız, yönetim yetersizliği ve ağır borçlar altında yıkılmaktaki Osmanlı yönetimi mücadele gücünü ortaya koyup da, Lozan’dan daha yetkili ve muhkem bir antlaşmaya imza koyma cesaretini göstermedi ki?

”Hiçbir basiretli devlet yetkilisi ve halkı, geçmişte kurulmuş, fakat bir şekilde yıkılarak tarihe mal olmuş eski devleti ya da hükümranlığı savunmaz, geçmişi ile böylesi mazoşistçe avunmaz. Bu aymazlık ne Bizans murislerinde, ne Mısır medeniyeti murislerinde, hatta ne de Pers medeniyeti murislerinde görülür. İleride tarih, muhtemelen bu aymazlığı yapan tek ulus olarak bizi örnek olarak gösterecektir. Geçmişe yönlendirilen enerji geleceğe yönlendirilmiş olsaydı, aldatıldık basitliğine sığınılmayıp, gerici bir kabile yönetimi değil, daha basiretli çağdaş bir yönetimle ülkeyi abat ederdik. Ne yaparsınız; ülke insanından akıl parıltıları!

Derler ki, ahirette Türkler Cehennemden bir türlü çıkamayacaklarmış. Sebep basit, kuyudan çıkmaya çalışan her insanı diğeri ayaklarından içeri çekecekmiş. Bir şehrin milletvekili işini gücünü bırakmış, komşu kentin valisini, tatil günlerinde eşofman ve kasklarını giyerek bisiklet sürüyor ve böylece devlet itibarını zedeliyor gerekçesiyle İçişleri Bakanlığına şikayet etmiş! Ne demeli ki; Allah, akıl fikir versin! Devlet de, işini gücünü bırakmış, muhterem şikayetçinin şikayetini işleme koymuş. Tüm taraflar için müthiş bir başarı olsa gerek! Sonraları işin aslının kentler arası kıskançlık olduğu medyaya yansıdı. Bu durumda, basiretli bir yönetim şikayeti yapan milletvekilini bir Avrupa bursu ile yurt dışına gönderir de, oralarda, tatil günü değil, çalışma günlerinde de milletvekillerinin, hatta vekillerin bürolarına bisikletle gidiyor olduğunu gösterirdi. Bunu gören uyanık şikayetçi herhalde onları da Birleşmiş Milletlere şikayet ederdi! Şikayetçi zata hatırlatmak gerekir ki, Hollanda Başbakanı da işine bisikletle giderdi. Hatta Türkiye’de de bazı kentlerde bazı kamu yöneticilerinin de işlerine bisikletle gittiği bilinmektedir. Bu zata hatırlatmak gerekir ki; rekabeti kıskanmak ahlak ve faziletle, iş ve çalışma ahlakı işle bağdaşır mı! Keşke şikayeti yapan şahsın talebinin karşılanması yerine, kendisine bir bisiklet armağan edilseydi Aziz Nesin’in de vaktiyle dediği gibi, canım ülkemde farklı akıl manzaraları görülmektedir! 

Bir başka milletvekilimiz de emeklilerin gelirlerinin düşüklüğüne emeklilerin sayılarının kalabalıklığını gerekçe olarak göstermiş. Ne demeli ki! Gelecek yıllarda emeklilerin sayıları daha da yükselecek. Bu zat-ı muhtereme emeklilerin maaşını kim ödüyor diye soramayız, çünkü yanıt alamayız, çünkü o zat bu durumu çözümleyemez. Ama bu zatın bilmesi gerekir ki, emekliler boş insanlar değil, çalışmış, bu memlekete elinden geldiğince hizmet etmiş, hatta milletvekili maaşlarının bu denli kabarık olmasına bizzat nasırlı elleriyle katkı yapmış insanlardır. İnsan, hiç değilse, bir nebze de olsa, bir söz ağzından çıkarken bu sözü nezaket testinden geçirir. Nafile bir beklenti! Memleketimden akıl manzaraları böylesi çok renklidir! 

Tüm bu acayiplikler arasında bir mutlu olayımız var ki, “Filelerin Sultanları / Atatürk’ün sporcu kızları” göğsümüzü kabarttı. Hiç dolandırmadan söylemem gerekir ki, bu kadar derin sorunların içimizi kararttığı ortamda, Sultanlar bizi yükseklere taşıdı. Sağ olsunlar, var olsunlar. Neyse ki, biraz aklımız yerine gelmiş de, sanırım 2024 yılında Sultanlara yaşattığımız  dönüş sefaletini bu kez yaşatmamayı akıl etmişiz. Bu gençler büyük merasimle devletin en üst kademesi tarafından ağırlanıp, taltif edilmelidir. Bakalım, göreceğiz! Bu güzel iç açıcı konuyu şöyle kapatmak isterim: Hemen her alandaki çöküşe rağmen, nasıl oluyor da, bileşik kaplar teoremi Filenin Sultanlarında çalışmadı? Bu konuda bir diğer düşünülmesi gereken mesele de, Filenin Sultanlarını bu denli farklı kılan durum bizzat Sultanlar olduğu kadar, Sultanların böylesine parlamasına neden olan diğer tüm alanlardaki çöküşün irdelenmesinin gerekliliğidir! Evet, Sultanlara sevinelim; fakat hazin çöküşü de ele alalım, konuşalım, çözümleme yapalım ve sorunlara bir çare üretelim.

Bu listede sıraya koyulabilecek bir dizi mesele varken, son bir konuya da temasla yazıyı sonlandıralım. Yeni Parti meselesi! Konu, Yeni Parti’yi odağa koyarak, yüceltenlerden çok sempatik görüntülü kurnazca akıl hocalığı havasında özde yerenlerle ilgilidir. Ben ne Yeni Parti ile ne de artık özünü çoktan kaybetmiş ve hele de son numaraları ile sorunları ayyuka çıkmış CHP ile ilgiliyim. Lütfen ülke içi sorunlarla bu kadar odaklanmayıp, bu sorunları tetikleyen kuklacının kim olduğuna da bir baksak!  Trump’ın ikide bir Rahip Brunson’u hatırlatması yanında, Türkiye Başkanını çok takdir etmesi, NATO toplantısında iki samimi lise arkadaşı gibi kol kola muhabbeti zannedilir mi ki Trump’ın nefret ettiği laubaliliktir. Hayır, değil! Zira öyle olsaydı, Trump bunu engelleyemez mi idi! Tabii ki, engelleyebilirdi. Peki, niçin engellemedi? Mesele, İngiliz-İsrail aklı ve ABD askeri ve mali gücü ile Ortadoğu şekillenirken, yıllar önce Condoolezza Rice’ın sınırlar görüşü de gündemde olabilir mi? Nasıl oldu da, yıllar sonra tekrar bir açılım projesi ile üst düzeyde anlaşma yapılır sahnesi perdeleniyor. Bu sahnede, ne halk var, ne halk oylaması gündemde. Üst düzey sözleşmeler, örtülü pazarlıklar tüm taraflara yedirilmeye çalışılacak. Bu senaryoda acaba sadece Türkiye’ye mi rol biçilmiş, yoksa, anlık konfederasyon, ileri zamanda ‘İran-Türkiye-Suriye-Irak’ toprak alanlarında ABD hakimiyetinde, İsrail’e güven verecek bağımsız görüntülü bir bağımlı devlet oluşturulabilir mi, acaba! Hem de böylece, İç isyanlarla İran da ufalanmış olmaz mı! Bu deprem Ülkemize de sıçramaz mı? Türkiye’nin güneydoğu bölgesi, madenler ve su açılarından en zengin bölgedir.

Böylesi bir hain proje karşısında iç çatışmayı, kısa görüşlü kişisel beka ve iç çatışmayı bırakıp, Türkiye üzerinde oynanan oyunlarda yoğunlaşsak, Türkiye’nin kayyum yönetimine sürüklenmemesi için, milleti ve devleti ile bölünmeden bir bütün olmaya çalışsak! Bir şunu düşünebilsek: ülkeye kısa vadeli siyasi kurnazlıklarla değil, uzun vadeli basiretli düşüncelerle hizmet edilebilir ancak! Parti oyunlarını da, iktidarda kalma hırsını da kısa vadeli değil, ülke ve halklar yararı doğrultusunda uzun vadeli ele almalıyız. Ülkenin parti şekillenmesinden, kişisel beka sorunlarından çok, ekonomik, siyasi, yönetsel temel sorunlar ve bunların alt katmanında da çökmüş adalet, çökmüş eğitim, çökmüş etik, hızla ilerleyen gericilik ve sahte kalıba büründürülmüş dinsel görüntüler yansımaktadır.

Kısa vadeli sorunları çözmeye çalışırken, programda canım ülkemden sökülüp atılması gereken söz konusu yapılanmalara  yer versek; siyasetin yandaşlık üzerine değil, ehliyet ve basiret esasına dayandırılmasını sağlasak; ciddi bir ekonomik kalkınma planı yapsak; adalet ve eğitimim de köklü reform yapsak; ülke geleceğinin aydınlık kafalı ve yürekli iyi yetişmiş gençlerden oluşacağı düşüncesini yerleştirebilsek, ancak o zaman ülkemden akıl manzaraları ruhumuza inşirah salar!  

Umalım, ülkemden akıl manzaraları konusunu bundan böyle daha iç açıcı örneklerle, ileriye daha huzurlu bakışla ele alabiliriz.

Değerli okurlarım, izniniz olursa, 02 Eylül Çarşamba günü görüşmemiz üzere, sizler bu sevimsiz yazılardan uzak, ben de üzülerek yazma külfetinden azade olarak, kısa bir tatil yapalım. Sizlere güzel bir tatil dinlencesi dilek ve saygılarımla!