Adam Smith, “Milletlerin Zenginliği” kitabının 468’inci sayfasında (İş Bankası Yayınları) orduların altın ve gümüşle değil tüketim mallarıyla beslenerek savaşlara hazırlandığını vurgular. Tabii 18’inci yüzyılın ikinci yarısındaki merkantilizmin çökmekte olduğu döneme atıftır bu aynı zamanda.
Bilindiği üzere daha çok mal ihraç ederek altın ve gümüş biriktirmek, merkantilizmin temel düsturuydu. Oysa bahsedilen merkantilist yaklaşım yaklaşık 250 yıl sonra bugün tekrar ulusların zenginlik kaynağı açısından olmasa da rezervleri güçlendirip, hem savaşlara hem de iktisadi çöküş tehlikesine hazırlık açısından yeniden önem kazandı.
Hoş, neoliberal anlayış (tam iktisadi politika adı “Yeni Neoklasik Sentez”) 40 yıldır rezerv yönetim mekanizmasının merkez bankaları için kriz tehlikesini savuşturmada önemli bir tampon olduğunu teorileştirmişti. İran Savaşı bu teorinin uygulama alanlarından bir tanesidir. Eğer petrol fiyatları artıyorsa, enerji faturanız kabarır. “Buna dayanma gücünü rezervleri yöneterek sağlayabilirsiniz” deniyor özetle. Başta Çin Halk Cumhuriyeti olmak üzere birçok ülkenin merkez bankası altın alımında bulunuyor epey bir zamandır.
ABD, Almanya, İtalya ve Fransa gibi büyük miktar altın rezervleri olanlar da ellerindeki rezervi satmamaya, hatta artırmaya kararlı. Fransa bu konuda ABD’ye güvenmeyerek, New York’ta kalan altın rezervlerini de Paris’e getirtti. Çin, Japonya ve Hindistan gibi döviz rezervleri güçlü ülkeler de altın rezervini artırmaya başladılar.
Özellikle Çin’deki yaklaşık 3,3 trilyonluk döviz ve tahvil (700 milyar dolar civarı ABD Hazine tahvili) rezervine ek olarak 2307 ton altın birikmiş. Bu altın toplam rezervlerin yüzde 10’u bile değil Çin için (Nisan 2026). Buna dünya ekonomisindeki belirsizlik etkisiyle diğer ülkeler de ayak uydurunca, altın fiyatları coştu da coştu.
ENERJİ GİDERİ BÜTÇE YAKAR
ABD, Almanya, İtalya ve Fransa gibi rezervlerdeki altın ağırlığı en büyük ülkelerden bir tanesi de Türkiye (yüzde 30). Yalnız Türkiye dışındaki ülkeler mal ithalatında kendi paraları dolar ve euroyu kullandıklarından avantajları yüksek. Türkiye ise 600 ton civarındaki altın rezervinden 56 tonunu geçen mart ayında Londra’da elden çıkararak sattı. 19 milyar dolar civarında dövize çevirerek, dış ticaret açığı ve cari açığa karşı taze para sağladı. Bir yabancı gazeteci, bu durumu “ısınmak için evdeki mobilyaları yakmaya” benzetti. Zira doğalgaz ve petrol faturasını ödemek için ek bir gider olduğu ortada.
Aslında aynı dönemde kısa vadeli sermaye çıkışı olmasaydı, akışkanlık sürseydi, bu satışa gerek kalmayabilirdi. Yabancı portföy yatırımcısı dolar cinsinden kendi evinde elde edemeyeceği getirinin üstünde bir getiri elde etmesine rağmen, İran komşuluğu nedeniyle riskin arttığını düşünerek ayrılmaya başladı.
Fakültemize gelen Polonyalı iktisatçı Jasek bile İsrail’in Türkiye’ye saldırmasının mümkün olup olamayacağını sorgularsa, uzaktaki portföycü ne düşünsün, diyebiliriz.
Neoliberal finansal düzen, paniklemek yerine güvenli liman arayışına girmeyi önerir. Para kaybeden ülkenin de rezervi kullanması gerekir teoriye göre. Döviz fiyatlarındaki artışın enflasyon olarak döneceği, yüzde 30’lardaki enflasyon nedeniyle zaten kırılgan olan ortamın daha da gerileyeceği, satınalma gücü iyice azalan kitlenin daha da artabileceği hesap edilir.
Peki Türkiye’nin rezervleri herhangi bir kriz anı için yeterli mi?
Brüt rezervlerin milli gelir sıralamasının altında seyrettiği (ilk 20’de) söylenebilir. IMF’nin yaptığı hesaplamaya göre alt sınırda bir yeterlilik söz konusu. “ARA” denilen rezerv yeterlilik oranı hesabına göre, başta kısa vadeli borçlarınız (yüzde 30’u) olmak üzere ülkenize gelen portföy yatırımlarından kaynaklı yükümlülükler (yüzde 15), yerleşik yatırımcıların para arzına etkisi (yüzde 5) ve ihracat gelirleri (yüzde 5) ölçütüne göre yüzde 150 ideal bir rezerv oranı belirleniyor.
DEZENFLASYON POLİTİKASI SÜRÜNCE...
Dezenflasyon politikası sürdüren Türkiye yüksek faizine rağmen, ancak yüzde 80-100 arası bir rezerv yeterlilikle alt sınırda yer alıyor. Bu anlamda mevcut rezervlerine 64,7 milyar dolar civarında eklerse, ancak kısa vadeli borçları karşılayan orana ulaşacak durumda.
Yazının sonunda Türkiye’nin brüt ve net rezervlerindeki son durumu görebilirsiniz. Ayrıca ödünç alınan dövizlerin düşülmesiyle hesaplanan Swap hariç net rezervler artış eğiliminde olmakla birlikte yetersiz bir düzeyde. İran Savaşı’ndaki -ateşkese rağmen- devam eden belirsizliklerin jeopolitik riskleri artırması ve hızla yükselen kısa vadeli dış borçların (vadesine 1 yıl kalan) 239,2 milyar dolara ulaşması, rezerv yeterlilik oranı açısından önemli unsurlar.
Geçtiğimiz çarşamba günü TCMB’nin pas geçerek politika faizini yüzde 37’de bırakması, fiili borçlanmanın yüzde 40’lara ulaşmasına rağmen endişeleri artırmış gibi duruyor.
Bir iktisatçı olarak rezerv yönetiminin “neoliberal düzen”deki önemini teslim etmekle birlikte, esasen kısa vadeli borçlanmanın azaltılması için yapısal sorunlara ilgi gösterilmediğini düşünüyorum.
Zira ithalat payını hesaplayamadığımız, gerçekten katma değerini bilemediğimiz sektörler var ülkede (savunma sanayii gibi). Hızla ihracatı artırmaktan çok, "ithalatı nasıl düşürebiliriz?" kaygısı olmalı bence. Bu kaygıyı göremediğimiz gibi dış ticaret açığının arttığına tanık oluyoruz mevcut para politikasının bir sonucu olarak. Yüksek reel faiz yüzde 10’lara çıkmasına rağmen bazı iktisatçıları kesmiyorsa, durum vahimdir.
Enflasyonu önlemek için ortaya konan program benzeri finans girişiminin yapıyla değil, rezervleri dengelemekle ilgilenmesini bir yere kadar anlayabiliriz. IMF’nin Türkiye’deki katma değer, gelir dağılımının bozukluğu ve artı değerin yatırıma dönüşmesi konularıyla çok da ilgilenmediğini, sonuca baktığını ve rezerv yeterliliğiyle kısa vadeli borçları ödeme kapasitesine göre hesap yaptığını biliyoruz. Bu da bizi neoliberal iktisat politikasının çıkmazına sürüklüyor.
Ülkedeki emeklinin, çiftçinin, sabit gelirlinin boğazından artırdığını ya rezerve ya da katma değerini bile hesaplayamadığımız sektörlere yatırarak geleceğimizi, çocuklarımızı daha da riske atmıyor muyuz? Mesele rezervleri artırmaksa, hangi katma değerin yatırıma dönüşmeyeceğine kim ve nasıl karar verecek?
Bu konudaki yöntem bile tartışmalıysa vay halimize. Geçen hafta 14 milyar dolar döviz tevdiat artışı yapan tüzel kişi (şirket ve kurumlar) haksız mı?
Adam Smith bile “mezarında ters döndüğüne” göre, göreceğiz...

Çok Okunanlar
Fenerbahçe itiraz etmişti: Galatasaray’dan Osimhen savunması
Milli Eğitim Bakan yardımcısı Nazif Yılmaz görevden alındı
Mustafa Türkay Sonel’in kamuflajlı ve silahlı fotoğrafı ortaya çıktı
EuroLeague’de sezonun en iyi beşi açıklandı
'Ermeni toplumunun acılarını paylaşıyorum'
Erdoğan bir dönem daha seçilsin 'formülü!'
Sosyal medya fenomeni 'Cin Ali' 14 yaşındaki kızı tarafından öldürüldü
CHP'li Tanrıkulu’ndan faili meçhul cinayetler için kurulan daireye ilişkin soru
TÜBİTAK yağmur duası için 3 milyon lira harcadı
11 yıl saklandı, kimliği ve yüzüyle yeni yaşam kurdu