Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Savaşa mola: Bazı iktisadi gerçekler

Adam Smith “ulusların zenginliğini ve refahını” satın almaktan çok satmaya bağlayarak kapitalist zihniyetin kurgusunu yapıyordu 250 yıl önce. Satınca, motor sürekli çalışacak, demek bu. Peki, ya “aşırı” çalışan motor yanarsa?

Motorun yandığını derin eşitsizliklerden, savaşlardan, krizler, deflasyon, işsizlik, sosyal sorunlar ve ekolojik yıkımdan anlamak mümkün. “Antroposenden” çok “kapitolasen” bir tarzın sonuçları bunlar.

Bu çerçevede ABD-İsrail koalisyonunun İran’a başlattığı saldırı ve İran’ın da karşılık olarak Hürmüz’ü kapatma girişiminde ateşkes, acaba dünya ekonomisinin motorunda soğuma getirir mi? Hararet yapan motor ve ekosistem bize artık fosil yakıt ticaretinin kendisini sorun olarak işaretliyor. “Kapitolasen” doymuyor tabii...

Tarihsel olarak üretim ilişkileri kapitalizmden önce de savaşa hep teşneydi. Kapitalist üretim ilişkilerinde değişen şu: Temel ihtiyaçlar tehlikeye girdiği gibi, insanlığın sonuyla ilgili gelecek korkusu da başlıyor.

90 dolar civarında seyreden petrol, mazotta, eşel mobile rağmen yüksek artışa neden oldu. Örneğin Anadolu’dan İstanbul’a mazot maliyeti nedeniyle getirilemeyen kıvırcık marul, tarlanın birinde toplanma ve taşıma maliyeti daha pahalıya geldiğinden, ineklere yedirildi. Biz de İstanbul’da bir önceki hafta 40 lira olan kıvırcığı 150 lirada gördük, bugün 60 liraya düşmüş. Savaş öncesine göre yüzde 50 artış gerçekleşmiş. Tüketim tarafında kıvırcığın alternatifini bulabileceğiniz gıdalar olsa, bunları aşardınız ama bu da mümkün değilse, eşitsizlik gıda kriziyle sofrayı vurur.

Öyle de oluyor. Bir kesim arabasını ithal yeni modellerle borçlanarak değiştirme telaşına girmişken olacak şey miydi bu gıda meselesi? Hayatın diyalektiği... Kapitolasen ne yapsın!

Petrol şirketleri kârlarına kâr katarken, bütün dünyada tedarik zincirlerinin aksaması nedeniyle, açlık çeken insan sayısı sadece bu son savaş ve getirdiği kriz kaynaklı 45 milyon artarken, toplam akut açlık çekenler 360 milyonu geçecek (IMF Başkanı Georgieva, 9 Nisan). Burada Adam Smith’in “Satmak iyidir!” jargonu, diyalektiğin dar sokaklarında kaybolmuş oldu.

TELAŞ VE EKOLOJİK YIKIM

Bu “satış” ve “alış” telaşı yüzünden ekosistemi yorduk, ekolojik yıkıma gidiyoruz. Ekosistem bize çok belirgin sinyaller sunuyor, o da tekrar ekonomimizi vuruyor. Peki, “Felsefenin Başlangıç İlkelerini” yazdıktan sonra, Naziler tarafından öldürülen Fransız  Georges Politzer’in sorgulamasıyla, “barış içinde yaşamak varken ve gerekliyken, neden ötürü savaşlar çıkmaktadır durmadan?”

İktisadi belirsizlik ve nükleer savaş tehdidiyle cisimleşen gelecek korkusu  piyasa ekonomisinin sıcak patatesi. Elle tutulamayan ama herkesin bildiği sır bir konu. Tedarik zincirleri savaşla aksadığında tekrar yerine geldiğinde aynı ilişkiler kaldığı yerden devam edemiyor. Örneğin, dünya fosil yakıtlara bağımlılığı sorgulamaya devam ederken, Hürmüz Boğazı geçişinin de çözülmesi gerekecek.. Bu diyalektik, kapitalizme özgü iktisadi bir gerçek. Alternatif yaratırken, satış (ticaret kârı) temelli anlayış 500 yıldan uzun bir süredir bilimsel düşüncenin hayata yansımasını geciktiriyor. Yenilenebilir enerji kullanımı, satışındaki kârlarla ilişkilendirildiği için yeterince etkili olamıyor.

Öte yandan şehirlerde bisiklet kullanımının mümkün olacağı alanlar yaratmak ve karbon salınımını bir miktar düşürmek mümkün. Paris’in bir önceki belediye başkanı A. Hidalgo’nun yaptığı gibi (kadın dokunuşuyla)... Şehirlerde (orta büyüklükteki şehirlerde elbet) bisiklet ve elektrikli araç kullanımı aynı zamanda dünya petrol şirketlerine giden pay da azalacağından, dünya milli gelirinin düşmesine (degrowth) rağmen refah artıracak bir gelişme. İnsanlar arabalarına harcayacağı parayı daha fazla sosyalleşmeye ve kendi temel ihtiyaçlarına ayırarak refahlarını artırabilirler aslında. Bu, toplumsal ve bireysel refaha nasıl baktığımıza bağlı. Sosyalist olmanız şart değil üstelik. “Kapitolasen” olmayın, yeterli...

Yok ama mevcut dünya sistemi bir yandan ABD’nin düşen hegemonyasıyla, diğer yandan Çin’in yükselen iktisadi gücüyle petrol ve otomotiv şirketlerini gönendirecek iktisadi faaliyete ait motoru hep sıcak tutuyor ya da tutmaya çalışıyor...

Nükleer savaş tehdidi işin yok edici boyutu... “Medeniyetini yok ederim” tehdidi nükleerden geliyorsa ve ağızdan döküldüyse... Kan içici plütokratlar her yeri sardıysa, asıl tehlike insanın kendisi olmuyor mu? Nükleer silahların gölgesinde yaşamak “boynumuzun borcu” olmamalı tabii... Nükleer enerjiyi, yetersiz kalan yenilenebilir enerji yerine nasıl ehlileştirebiliriz kaygısı belki daha olumlu. Nükleer enerjiden elektrik enerjisi üretmenin olumlu ve olumsuz yönleri uzun boylu tartışılmalı, hem de behemehal! Fransa silah satışında ilk üçe girmeseydi, bu enerji için iyi bir örnek olabilirdi belki..

Dünyada yaklaşık 12.000 nükleer başlık var. Bu başlıkların çoğu ABD ve Rusya’da, fakat Çin de hızla artırıyor (600 başlık). Rusya, Pakistan ve Kuzey Kore “boğazlarından keserek” artırmaya devam. Nükleer cephanelik; İran-ABD ateşkesinden hemen önceki anlarda “fitilleri” ateşlenmek üzere bekletiliyordu. Einstein’ın “4. Dünya Savaşı’nı sapan ve taşlarla yaparsınız” deyimini anımsadım birden. Sizin anlayacağınız nükleer silah riski, iklim ve biyolojik tehditlerle birlikte ekosisteme en büyük tehdit olarak devam ediyor. İran’a saldırı bu tehdidi daha da büyüttü, bu açık. Nükleer silahlara daha fazla para harcanıyor. Böylece insanın temel ihtiyaçlarına giden para daha da azalmış oluyor aynı zamanda. Üstelik küredeki büyüme hızı düşüyor ve işsizlik artıyor. Enflasyon kaçınılmaz olarak artıyor, ezilen kitlelerin ödediği büyük bedele rağmen hem de. Kapitolasenler de keyif çatamayacaklar bir gün tabii.

“İRAN SAVAŞI” VE SONRASI

Bu son savaşın adı kondu mu, bilemiyorum, ama gayet rahat “İran Savaşı” denebilir. İran gibi sisteme ters gözüken ama sistemden yararlanan (petrol ve doğalgaz satışı) ülkelerin sayısı fazla değil tabii. Bu ülkelere -bölünen- Sudan ve Kuzey Kore gibi ülkeler eklenebilir. İran nüfusunun yarısına yakını Türkçe biliyor, umarım bu yazı onlara da ulaşır. Rejimleri yılda 2 bin 500 (çoğu çocuk yaşta ve genç güzel insanlar) insanı, itiraz ettikleri için asıyor ve bir gün bu da bitecek, ümmet anlayışından toplumsal birikimlerini daha iyi kullanabilecekleri laik ve demokratik rejime kavuşacaklar. Atatürk Cumhuriyeti’ni örnek aldıklarını düşünüyor ve kolay gelsin diyorum. Bu ABD-İsrail’in uluslararası hukuka aykırı saldırılarını meşrulaştırmaz tabii. Savaş suçlusu kapitolasenler de bir gün yargılanırlar, insanlık nezdinde.

Savaş tehdidi yeni bölgesel savaşlarla beslenerek hem silah sanayi, hem de fosil yakıt şirketlerine kâr ettirmek ve satış fiyatlarını bu tehditle yükseltmek ancak kapitalist piyasa ekonomisine yakışırdı. Yalnız bu ara piyasa ekonomisi devletin kollarında yeni arayışlarla kaybolan itibarını yeniden kazanma peşinde olduğundan, gözü dönmüş, kudurmuş köpek modunda.

İnsanlığın asıl hedefinin, “kapitalosen”i yaratan riskler anlamında, ekolojik yıkım ve insanlar arası eşitsizliğin kaynağını kurutmak olmasını gerektiğini bıkmadan tekrarlayacağız. İki büyük sorunu çözmek için ortaya konan “Nükleer Savaş” tehdidi insanlığın üzerinde kara bulut gibi çökmüş, kaynakları tırtıklayarak temel ihtiyaçların karşılanmasını biraz daha zorlaştırıyor. Ekososyalizmin ekosistemi, eşitliği ve adaleti öne aldığı bir “Dünya Sistemi” umudu hep yaşayacak.

Yalçın Küçük hocamızı saygıyla anıyorum. Yazdıkları, hareketli yaşamı ve tarzı hep ilgiyle karşılanacaktır, buna eminim.