Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,3972
Dolar
Arrow
44,7032
İngiliz Sterlini
Arrow
59,1979
Altın
Arrow
6417,1283
BIST
Arrow
10.729

Savaş çıkmazında bir karşılaştırma: İspanya ve Türkiye ekonomileri

İsrail ve ABD’nin İran’a uluslararası hukuka aykırı olarak saldırması karşısında, Dünyadaki yönetici “lider”lerin tepkileri cılız kaldı. Tek bir örnek çok güçlüydü: Pedro Sanchez (İspanya Başbakanı).

Neden İspanya?

16’ncı ve 17’nci yüzyılda kılıç gücüyle Latin Amerika’yı talan edip binlerce ton altın ve gümüşü İspanyol krallarının ayağına getiren bu ülke, o zamanlar ithalatla büyümenin idare edeceğini sanmıştı. Avrupa’da bahsettiğimiz o iki yüzyılda, önemli bir güç de oldular, tıpkı Balkanlar ve Akdeniz’deki kılıç gücüyle Osmanlı gibi. Oysa zaman içinde Ceneviz “Finansal Birikim Dairesinin” (Bugünkü İtalya’nın kuzeyi) korumalığını yapmak da işe yaramayınca, daha sonraki yüzyıllarda rekabette çok geride kaldı.

Bütün bunlar Adam Smith’in 250 yıl önce bu sıralarda yayınlanmış kitabına ters unsurlar. Zira Smith, para sahiplerinin daha çok hizmetçi sahibi olunca, işçi çalıştıranlara oranla giderek fakirleşeceğini öngörmüştü. Artı değer, işçinin emek gücünden gelmekteydi.

Geçtiğimiz yüzyıl bu gelişmelerden ders alan bir İspanya var. Üretimin önemini fark etmiş. Hem satın alım gücü paritesi, hem de nominal (sabit) fiyatlarla Türkiye GSYİH’nın  (az farkla) üstünde bir milli geliri var. Nüfusu Türkiye’nin yaklaşık yarısı olan İspanya’nın kişi başı milli geliri de yaklaşık olarak iki katı (35 bin dolar).

Günümüzde İspanya’nın 1986’dan bu yana AB üyesi olması ve kullandığı dilin etki alanı önemli. İspanya “Euro” para birimini kullandığı için kur riski yok. Bu nedenle de rezerv yönetimine çok fazla ihtiyacı yok. Zira 280 ton altın rezervi (Türkiye’nin yarısından az) ile ECB (Avrupa Merkez bankası)  rezervlerine erişim olanağı var.

İspanya’nın Latin Amerika’da kendi dilini ve insanını bırakmasıyla, günümüze anadil konuşmacı sayısında ikinci sırada olan İspanyolca geldi. İspanyolca toplam konuşulan dil açısından dünyada ölçeğinde dördüncü sırada yer alıyor ve 23 ülkede resmi dil konumunda.

İspanyol ekonomisi Avrupa ortalamasının üstünde büyüyen ve turizm sayesinde cari fazla veren bir ekonomi. Bütçe açığı normlara uygun (yüzde 3), borçları milli gelirine göre fazla ama cari açık vermediği için sorun teşkil etmiyor. Enflasyon oranı yüzde 3,3 tarihsel olarak yüksek seyreden işsizliğini nihayet yüzde 10’ların altına çekmeyi başardı. Yoksulluk riski olan gruplara dönük asgari ücret artışı yaparak (yüzde 50’ye yakın artış), bölgesel gelir dağılımı bozukluğunu da alt etmek istiyor. Bu konuda eğilimsel olarak görece başarı var.  Özetle tuzu kurulara eklenebilir, zira kişi başı gelir 35 bin doların üzerinde seyrediyor.

YA TÜRKİYE?

Oysa Türkiye enflasyonu İspanya’nın yaklaşık 10 katı. İspanya daha az çalışarak işçi verimliliğini artırma peşinde. Fakat Türkiye yüksek enflasyonla boğuşurken, çalışma saatlerini düşürmeye yeltenemiyor bile.

Öte yandan İspanya savunma sanayisi ve otomotivdeki yüksek ihracatçı konumuyla Türkiye’nin yıllık üç katı fazla doğrudan yabancı sermaye çekişiyle dikkat çekiyor. Gelir dağılımı İspanya’ya göre daha bozuk olan ve giderek daha da bozulan bir Türkiye’yle karşı karşıyayız. İspanya’da gelir dağılımını düzeltmeye çalışan sosyalistler bir miktar başarılı da olmuşlar.

İspanya’da yüksek teknoloji ihracatı (toplam ihracatın yüzde 10,8’i) Türkiye’nin iki katından fazla. İspanya Hürkuş eğitim uçağı anlaşmasıyla 2,9 milyar euroluk uçak alacak Türkiye’den. Savunma, Otomotiv, Eczacılık ve yenilenebilir enerjide yüksek teknoloji ihracatı giderek artan bu ülkeyle Türkiye’nin işbirliği yapması doğal.

Elektrikli araçlarda İspanya’nın Avrupa’da söz sahibi ve yüksek verimliliğe sahip bir ülke olduğunu söylemek mümkün. Zira iki ülke de enerjide fosil yakıt bağımlısı (yüzde 90’larda). Bununla birlikte İspanya yenilenebilir enerji üretimi ve araçlarının ihracatındaki sıçramayla dikkat çekiyor. Turizm gelirlerinde yüksek gelirli Avrupalı turiste hitap eden ve cari fazlaya yol açan geliriyle İspanya, savaşa uzak olduğundan rahat. Oysa Türkiye, şimdiden yüzde 30 civarı rezervasyon iptaliyle karşılaştı turizmde. Bu da oradan gelen döviz gelirinde düşüş anlamına geliyor, üstelik cari açık artarken oluyor bu.

Pedro sanırım bu avantajları kullanmak istedi. Önemli bir mesaj vererek ABD üslerini İran için kullandırmayacaklarını açıkladı ve geri adım atmadı.

Öte yandan İran meselesinde yüksek perdeden tarafsızlığını ilan eden Türkiye’nin neden komşusuna yapılana sessiz kaldığı, sorgulanmalı. Bunun nedeni yukarıda anlatmaya çalıştığımız iktisadi tabloda gizli. Yüksek enflasyon ve cari açık riskiyle baş başa olan Türkiye, sermaye birikiminde daha zayıf ve sermaye girişine bağımlı. İspanya ise cari fazlası ve düşük enflasyonuyla hem borç yükünü hem de sermaye birikimini kontrol edebiliyor.

2008 küresel krizi sonrası emlak balonu patlayan İspanya, günümüzde bu sorunu da çözmek için ciddi adımlar atıyor. Örneğin, boş evleri sosyal konutlara ayırmak, büyük şehirlerde kira kontratlarında üst limit belirlemek gibi.

DIŞ SERMAYE GİRİŞİNE BEL BAĞLAMAK

Türkiye 2008 küresel krizi öncesinde olduğu gibi, sonrasında da düşük faizler sayesinde dış sermaye girişine bel bağlayan ülkelerden oldu. Yüksek faiz, düşük kur ikilemiyle kısa vadeli sermaye çekerek uzun süreli yatırımlarını oldukça pahalı finanse etti. Covid sonrası tekleyen dünya ekonomisinin motoruna dayanamayan Türkiye’deki rezervler eriyince, yanlış makro iktisadi politikaları sonucu (özellikle para politikası), yüksek enflasyonla boğuşan bir yapıyla baş başa kaldık. O nedenle de Türkiye, komşusu İran’a yapılan hukuksuzluğa “bugün sana, yarın bana” argümanıyla destek veremedi.

İsrail ve ABD’nin saldırılarına Hürmüz’ü kapatma kararı ve yeni saldırılarla karşılık veren İran, petrol fiyatlarının artmasına neden oldu. Varili 100 doları aşan petrol bize, 35 dolarlık ek yük getirerek, şimdiden cari açıkta 25 milyar dolar artışa neden olacağa benziyor.

Rezervlerde de bir o kadar erime var, çünkü hızlı bir kısa vadeli sermaye çıkışı gerçekleşiyor. Yabancılar tahvil ve hisse senedi portföylerinin nerdeyse yarısını sattılar, kalan kısmı da satabilirler.

Eşel mobil sistemiyle benzin ve mazottaki devlet payının sonuna gelindi. Bundan sonra savaşın uzaması demek, hem Türkiye’nin enerji faturasıyla cari açığını artması ve borçlanma artışı (yükselen faizlerle) hem de enflasyonun yeniden başkaldırması demek. Zaten hane halkı enflasyon beklentisi de yüzde 50’ye dayandı. Oysa İspanya, bütçesinden 5 milyar dolar ayırarak halkın petrol fiyatlarından olumsuz etkilenmesini önlemek istiyor.

Peki iktisaden güçlü Almanya ve Fransa neden İran meselesinde güçlü bir hayır çekemediler?” derseniz, ben de bunu Avrupa’nın ataletine bağlayabilirim. Bu atalet, ABD ve İsrail’e karşı direnme gücünü zayıflatıyor. Her iki ülke de merkez sağ iktidarların izlediği ortodoks politikaların çıkmazına sürükleniyor. Oysa İspanya, Türkiye gibi ülkelerle işbirliğini güçlendirerek, yukarıda belirttiğimiz etki alanı potansiyelini daha iyi kullanmaya kararlı.

Üstelik İspanyol parlamentosunda çok da rahat üstünlüğü yok sosyalistlerin. Fakat güçlüye direnme gücünü kendi potansiyeliyle harekete geçirebilecek inisiyatife sahip bir lider kadrosu var.

Amerikan hegemonyasının zayıfladığının farkında olmak budur.