Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
55,7868
Dolar
Arrow
48,9280
İngiliz Sterlini
Arrow
64,8523
Altın
Arrow
6797,5576
BIST
Arrow
12.899

Yapay zekâ çağında mülkiyet, iktidar ve özgürlük

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Yapay zekâ deneme yazılarına devam. Önceki iki yazıda şunları vurgulamıştık. Önümüzde birbirinin tam karşıtı iki ihtimal var.

Yapay zekâ ve robotların yarattığı muazzam ekonomik güç birkaç şirketin veya küçük bir azınlığın elinde toplanırsa dijital feodalizme, oradan da dijital faşizme giden bir dünyanın kapısı açılabilir.

Ama aynı teknolojik devrim, insanların temel ihtiyaçlarının karşılandığı, yapay zekâ ile robotların yarattığı bolluğun toplumun tamamıyla paylaşıldığı başka bir dünyanın da kapısını açabilir.Ben buna, biraz da kavramı zorlayarak, “ütopik komünizm” demiştim.

İkinci yazıda da “Çin bu ütopyanın neresinde” diye sorgulamıştık.

Ancak hangi yola gidersek gidelim, şu soruyu deneme yazılarının merkezine taşımak gerekiyor: Teknoloji insanı özgürleştirmek için mi kullanılacak, yoksa insanı kontrol etmek için mi? Doğal olarak bu soruyu tartışırken, mülkiyet kavramını da ele almalıyız.

BEN DURURSAM RAKİBİM DURMAYACAK

Çinli yapay zekâ şirketi DeepSeek'in önemli mühendislerinden Liu Shengyu'nun geçenlerde yazdığı bir yazı ilgimi çekti. Söylediğinin özeti şu:

Ben ne kadar iyi kod yazarsam geliştirdiğimiz yapay zekâ o kadar iyi olacak. Yapay zekâ ne kadar iyi olursa benim yaptığım işi o kadar iyi yapacak. Sonunda bana ihtiyaç kalmayacak. O halde yapay zekâyı geliştirmeyi bırakayım mı? Bırakamam. Çünkü ben yavaşlarsam rakibim yavaşlamayacak.

Anthropic CEO'su Dario Amodei, yapay zekânın gelişme hızının güvenlik mekanizmalarının önüne geçmesinden kaygılı. Yapay zekâ geliştiren şirketlerin biraz frene basmasını, bağımsız denetçilerin devreye girmesini, şirketler arasında güvenlik konusunda koordinasyon kurulmasını ve sonunda uluslararası işbirliğine gidilmesini savunuyor.

OpenAI CEO'su Sam Altman ve xAI'ın kurucusu Elon Musk da Amodei'nin yavaşlama çağrısına destek verdi. OpenAI,  gelişmiş yapay zekâ sistemleri için zorunlu ve yetenek-temelli ulusal güvenlik düzenlemeleri ile bağımsız değerlendirmeleri savunmaya başladı.Yapay zekâyı geliştiren şirketlerin yöneticileri bile tehlikeden söz ediyorsa neden frene basılmıyor?

ABD Başkanı Donald Trump'ın yaklaşımı farklı. Amerikan yönetimi, ağır düzenlemelerin yapay zekâ sektörünü yavaşlatmasını istemiyor. Çünkü yapay zekâ artık yalnız teknolojik ve ekonomik bir yarış değil. ABD ile Çin arasındaki küresel güç mücadelesinin de en önemli alanlarından biri.

Micrsoft’un kurucusu Bill Gates, yapay zekânın iyi yönetilirse özellikle yoksul ülkeler açısından büyük yarar sağlayabileceğini düşünüyor. Gates, 15 Eylül'de Reuters'a da dünyadaki hiçbir hükümetin yapay zekânın yaratacağı dönüşüme yeterince hazır olmadığını söylemişti. Birkaç gün önce de, NBC'nin yayımladığı Meet the Press bölümünde yine çarpıcı bir uyarı yaptı. Yapay zekânın kötü niyetli insanların elinde “bir milyar ölüme” yol açabilecek olayları tetikleyecek kadar güçlü olduğunu söyledi. Şirketlerin kendi kendilerini denetlemesinin yeterli olmadığını, yapay zekâ için devletlerin de devreye girdiği zorunlu denetim mekanizmaları kurulması gerektiğini savundu.

Sonuçta kontrol edilmesi güç bir durum ortaya çıkıyor. Tıpkı geçmişte ABD ve SSCB arasındaki nükleer silahların azaltılması arayışları gibi… İki taraf da silahlanmanın insanlık için yarattığı tehlikeyi biliyordu ama hiçbiri diğerinden emin olmadan tek başına silahsızlanamıyordu.

Mühendis duramıyor; çünkü başka mühendis devam edecek.

Şirket duramıyor; çünkü rakip şirket devam edecek.

Devlet duramıyor; çünkü rakip devlet devam edecek.

KONTROL EDENLERİ KİM KONTROL EDECEK?

Herkes tehlikeyi görüyor ama hiç kimse tek başına yavaşlayamıyor. Peki o zaman yapay zekâyı kim kontrol edecek?

Devlet mi? Bu iş o kadar kolay mı? 

Bağımsız denetçiler görevlendirirsek onları kim seçecek, kim finanse edecek? Bağımsız olduğu söylenen denetçiler gerçekten bağımsız kalabilecekler mi?

Devlet denetleyecekse, iktidarın, devlet gücünü arkasına alarak, yapay zekâyı kendi siyasal gücünü artırmak için kullanmasını kim engelleyecek?

Uluslararası bir kuruluş denetleyecekse Amerika'yı, Çin'i ve diğer büyük güçleri aynı kurallara kim razı edecek? Kontrol edenleri kim kontrol edecek?

İşin içine kontrol girerse, mutlaka mülkiyeti de tartışmalıyız. 

YAPAY ZEKÂ KİMİN?

Sanayi Devrimi'nin temel üretim araçları fabrikalar, makineler ve sermayeydi. Şimdi bunlara yeni ve belki hepsinden önemli bir üretim aracı ekleniyor:Zekânın kendisi.

Yapay zekâ kod yazacak, tasarım yapacak, hastalık teşhis edecek, ilaç geliştirecek, fabrikaları yönetecek, bilimsel araştırmalara katılacak. Robotlarla birleştiğinde yalnız düşünsel emeğin değil, fiziksel emeğin de önemli bölümünün yerini alabilecek.

İlk denemede üretim denkleminin değiştiğini bunun için yazmıştım.

Doğal kaynaklar + sermaye + emek = üretim.

Yerine giderek:

Doğal kaynaklar + sermaye + daha az emek + enerji + yapay zekâ + robotlar = üretim.

İnsan emeğinin üretim denklemindeki ağırlığı azalırken yapay zekâ en önemli üretim araçlarından biri haline geliyorsa, 21. yüzyılın belki de en önemli mülkiyet sorusuyla karşı karşıyayız:

Yapay zekâ kimin olacak?

Birkaç büyük şirketin mi?

Devletlerin mi?

Herkese açık sistemlerin mi?

Yoksa toplumun da bu yeni üretim aracının yarattığı servet üzerinde bir hakkı mı olacak?

Yukarıda alıntı yaptığım Çinli mühendis Liu Shengyu yazısında, yapay zekânın insanlığı iki radikal uçtan birine götürebileceğini düşünüyor: Bir tarafta üretici güçlerin muazzam ölçüde özgürleştiği bir komünizm, diğer tarafta ekonomik kaynakların ve teknolojik gücün birkaç şirketin elinde toplandığı Cyberpunk benzeri bir distopya. (1)

Bunu okuyunca ister istemez gülümsedim. Liu’nun benim yazılarımı okumuş olma ihtimali yok denecek kadar az. Ben bu görüşü son iki haftadır yazıyorum ama daha öncesi de var.  2024 yılı başında yayınlanan Yirmi Birinci Yüzyıl İçin Türkiye’nin Fabrika Ayarları kitabımda da yazmıştım. Bunu şunun için hatırlatıyorum. 

Dünyanın iki ayrı ucunda aynı teknolojik dönüşüme bakıp benzer sorular sormamız, benzer değişim olasılıklarını ortaya atmamız, öngörülerimizin o kadar da hayali olmadığını gösteriyor.

Fakat burada kendi tezimi de biraz daha tartışmam ve geliştirmem gerekiyor. Çünkü dijital faşizm ile ütopik komünizm aynı hızla ortaya çıkabilecek iki alternatif değil.

Dijital faşizm çok hızlı gelebilir.

Servetin, verinin, yapay zekânın ve siyasal gücün birkaç elde toplanması bunun için yeterli olabilir.

Ütopik komünizm ise kurulmak zorunda.

Ve oraya bir gecede varılamaz. Uzun zaman alacak ekonomik, siyasal ve toplumsal bir geçiş süreci gerektirir. Demek ki dijital faşizm ile ütopik komünizmi tartışmak yetmiyor. Aradaki geçiş döneminde nasıl bir ekonomik ve siyasal düzen kurulacağını da tartışmalıyız.

TOPLUMSAL MÜLKİYET

2023 yılında yazmaya başladığım, 2024 başında yayımlanan Yirmi Birinci Yüzyıl İçin Türkiye'nin Fabrika Ayarları kitabında yapay zekânın henüz başlangıç döneminde olduğumuz günlerde şunu yazmıştım:

Teknolojik gelişmeler, veri yönetimi, algoritmalar ve yapay zekâ sonucunda insanların üretimdeki yerini giderek robotlar alacak. Tarih boyunca gördüğümüz sınıf çelişkilerinden farklı, bugüne kadar karşılaşmadığımız yeni bir bölüşüm sorunuyla karşı karşıya kalacağız.

Ve çözüm ararken bir kavram üzerinde özellikle durmuştum:

Kamusal, daha doğrusu toplumsal mülkiyet nedir ve yeni çağın en temel insan hakkı değil midir?

Bir ülkenin doğal kaynakları da devlet tarafından yapılan tüm alt yapı yatırımları da devletin değil, o ülke vatandaşlarının ortak malıdır. 

Tüm doğal kaynakları, madenleri, nehirleri, gölleri, ormanları, meraları... Sahibi millettir. Bu varlık bir avuç kişinin refahı için kullanılamaz.  

Aynı durum toplumun nesiller boyunca ödediği vergilerle oluşturulmuş varlıklar için de geçerli.

Yollar, köprüler, limanlar, barajlar, elektrik ve iletişim altyapısı, uydular, okullar, üniversiteler, hastaneler... Hatta kamu kararları ve yatırımları sonucunda ortaya çıkan kent rantları...

Bunların tamamını yalnız “devlet malı” diye tanımlamak eksik kalıyor. Bu servet birikimi toplumun ortak sermayesidir. Vergi vererek, enflasyona katlanarak, kamu borçlarını üstlenerek bu yatırımların hepsini devlet değil yurttaşlar yaptı. Hatta enflasyon ve geçim darlığı yüzünden yeterli beslenemeyen çocuklar bile bu servet birikiminin toplumsal maliyetinden payını aldı.

Bir ülkede yurttaşların eşitliği, sadece yasalar karşısındaki eşitlikten ibaret olamaz. O ülkenin nesiller boyunca oluşturduğu ortak servette de her yurttaşın hakkı vardır.

O yüzden, yaşama hakkı, barınma hakkı, ifade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü, düşünceleri yayma ve örgütlenme hakkı, yasalar önünde eşitlik hakkı, seçme ve seçilme hakkı, eğitim ve sağlık hakkı gibi en temel insan haklarının yanına toplumsal mülkiyet hakkını da temel yurttaşlık hakkı olarak eklemeliyiz.

İşte bu hak, yapay zekânın mülkiyeti kimin olacak sorusu için de bize ipuçları veriyor.  

BİLGİNİN SAHİBİ KİM?

Bugünün en gelişmiş yapay zekâ sistemlerini yapan mühendisleri düşünelim. Muazzam bir zekâ, yaratıcılık, eğitim ve çalışma disiplini gerekiyor.Bunları küçümseyemeyiz.Mühendis, bilim insanı, mucit, sanatçı veya inovasyon sağlayan girişimci yarattığı değerin karşılığını almalıdır. Hatta onlarla toplum olarak gurur da duymalıyız.

Daha yaratıcı olanın, daha fazla çalışan ve risk alanın daha fazla kazanması da doğaldır. Yaratıcılığı ödüllendirmeyen bir sistem sonunda yaratıcılığı öldürür.Ama madalyonun öteki yüzüne de bakalım.

Bugünün en başarılı yapay zekâ mühendisinin bildiği matematiği kendisi keşfetmedi. Bilgisayarı kendisi icat etmedi. Transistörü kendisi geliştirmedi.İnterneti tek başına kurmadı.Programlama dillerinin tamamını kendisi yaratmadı.Kendisini yetiştiren üniversiteyi kendisi kurmadı.

Bugünkü kuşakların kullandığı bilimsel bilgi, kendisinden önce yaşamış binlerce bilim insanının, matematikçinin, filozofun ve mühendisin oluşturduğu devasa bilgi birikiminin üzerinde yükseliyor.

İyi matematik bilmeden iyi bilgisayar programcısı olunamaz. İyi bilgisayar bilmeden iyi yapay zekâ geliştiricisi olunamaz.İyi bir tıp eğitimi almadan iyi hekim veya genetik mühendisi olunamaz.

Ve bütün bunların arkasında eğitim sistemleri, üniversiteler, laboratuvarlar, araştırma kurumları ve yüzyılların bilgi birikimi var.

Bunların önemli bölümünün arkasında da toplum var. Vergi ödeyen insanlar var.Şimdi buna milyarlarca insanın internette oluşturduğu devasa bilgi ve veri birikimini de ekleyin.

O halde yeni bir soru sormamız gerekiyor:

Bir insanın yaratıcılığının ürünü elbette kendisine ait olabilir. Peki o yaratıcılığı mümkün kılan toplumun ve insanlığın ortak bilgi birikiminin yarattığı ekonomik değer kime aittir?

Bu sorunun kolay bir cevabı yok. Bilginin kendisinin mülkiyeti ile ortak bilgi üzerine kurulan ekonomik değerin paylaşılması aynı şey değil. Yapay zekâ çağının en önemli mülkiyet tartışmalarından birinin burada başlayacağını düşünüyorum.

DEVLETLEŞTİRMEK ÇÖZÜM MÜ?

Burada bir tuzağa da düşmemek gerekiyor. Toplumsal mülkiyet dediğim şey devlet mülkiyeti değildir.Üretim araçlarını özel sermayenin elinden alıp devletin eline vermek, ekonomik ve siyasal iktidarın toplumun eline geçtiği anlamına gelmez.

Geçtiğimiz yüzyıl bunun örneklerini bize yeterince gösterdi. Hatta ekonomik güç ile siyasal güç aynı merkezde birleştiğinde ortaya çok daha büyük bir iktidar yoğunlaşması çıkabilir.

İşte bu nedenle benim “ütopik komünizm” diye tarif etmeye çalıştığım şey Sovyetler Birliği'ndeki devlet mülkiyeti modeli değil.

Özel mülkiyet olabilir. Girişim özgürlüğü olabilir.Mühendis, bilim insanı, sanatçı, mucit ve girişimci yarattığı değerden payını alabilir.Ama toplum da kendi ortak sermayesinin ve bilgi birikiminin yarattığı değerden payını almalıdır.

Vergilerle mi? Sadece vergiler bu soruya yanıt verebilir mi? Toplumsal servet fonlarıyla mı? Doğal kaynak gelirlerinin bütün yurttaşlar adına biriktirilmesiyle mi? Kamu kaynaklarıyla geliştirilen teknolojilerde toplumun pay sahibi olmasıyla mı? Yapay zekâ ve robotların yarattığı verimlilik artışından topluma doğrudan pay aktarılmasıyla mı? Norveç Varlık Fonundan ilham alan yeni bir yapılanmayla mı?

Belki bugün henüz düşünmediğimiz başka yöntemlerle. Bunların teknik ayrıntısı sonrasında çözülebilir. Ama önce ilkeyi tartışmamız gerekiyor:

Bireysel yaratıcılığın hakkını teslim ederken, toplumsal birikimin hakkını da teslim edebilir miyiz?

MÜLKİYET SORUNUNU ÇÖZMEK YETİYOR MU?

Diyelim ki mülkiyet sorununu çözdük. Yapay zekâ ve robotların yarattığı muazzam üretim artışını toplumla paylaştırdık.Yoksulluğu ortadan kaldırdık.İnsanların eğitim, sağlık, barınma ve sosyal güvenlik gibi temel ihtiyaçlarını güvence altına aldık.Çalışmak, aç kalmamak için bir zorunluluk olmaktan çıktı.

Ütopyaya ulaştık mı?

Özgürlükleri de tartışmamız gerekiyor. İnsan yalnız ekonomik bir varlık değil. Karnının doyması onu kendiliğinden özgür yapmıyor.

Algoritmaların insanların davranış biçimlerini, siyasal tercihlerini, tüketim tercihlerini, hatta gördüğü rüyaları bile etkilediği bir teknoloji çağında insan ne kadar özgür olabilecek?

İkinci denemede yazmıştım. İnsanı açlıktan ya da çalışmaktan kurtarmak yetmez.

Ona düşünmek, düşüncesini özgürce ifade etmek, seyahat etmek, hayal etmek, sanatla buluşmasını sağlamak, yaratmak ve hiçbir şey yapmadan güzel bir manzaraya bakmak için zaman bırakmak gerekir.

Özgürlük, insanın kendi zamanının sahibi olabilmesi ve o zamanı kullanırken, açlık ve yoksulluk korkusuyla karşı karşıya kalmamasıdır. Özgürlüğü destekleyen ekonomik güç gereklidir. 

ÜÇ İKTİDARI DENETLEYEBİLMEK

Belki de 21. yüzyılın temel sorunu üç ayrı iktidarı aynı anda sınırlayabilmek olacak:

Sermayenin iktidarı.

Devletin iktidarı.

Algoritmanın iktidarı.

Sermayenin iktidarını sınırlayıp devleti sınırsız hale getirirsek özgürlüğe ulaşamayız.

Devletin iktidarını sınırlayıp ekonomik ve teknolojik gücü birkaç şirkete bırakırsak yine ulaşamayız.

Her ikisini de sınırlayıp hayatımızla ilgili kararları bizi bizden daha iyi tanıyan algoritmalara bırakırsak bu kez tarihte görmediğimiz başka bir iktidar ortaya çıkarabilir; insan hayatını algoritmik rasyonaliteye indirgerken sevgiyi, merhameti, aşkı, acıyı, mutluluğu unutan ruhsuz insanlara dönüşebiliriz. Ruhu kaybeden insan sanatı ve estetiği de kaybeder.

İnsanı sermayenin tahakkümünden kurtarıp devletin tahakkümüne bırakamayız. Devletin tahakkümünden kurtarıp algoritmanın tahakkümüne bırakamayız.

İşte “kontrol edenleri kim kontrol edecek?” sorusu burada yeniden karşımıza çıkıyor.

ÜTOPYAYA ERTESİ SABAH UYANMAYACAĞIZ

Başından beri savunduğum şey bu büyük teknolojik devrim sürecinde ikili yol ayrımındayız:  Dijital faşizm ya da ütopik komünizm.

Buraya bir ekleme yapmalıyız. Bunlar aynı anda karşımıza çıkıp da onu mu yoksa bunu mu tercih edelim ikilemi değil.  Bunlar eşit uzaklıkta iki yol değil.

Dijital faşizm çok daha hızlı gelebilir.

Birkaç şirketin ekonomik gücü, devletin siyasal gücü, milyarlarca insanın verisi ve yapay zekânın algoritmik gücü birleşirse bunun altyapısı çok kısa sürede kurulabilir.

Ütopik komünizm ise ertesi sabah uyanacağımız bir düzen değil. Oraya gidilecekse ekonomik, siyasal ve toplumsal bir geçiş süreci gerekiyor.

Bugün sarsılmakta olan neoliberal düzenin yerine ne gelecek? Piyasanın ve devletin rolü ne olacak? Özel mülkiyet ile toplumsal mülkiyet arasında nasıl bir denge kurulacak? Yapay zekâ ve veri, planlama ile fiyat mekanizması arasındaki ilişkiyi değiştirecek mi?

Bir dostum, Çin üzerine yazdığım son denemeden sonra çok önemli bir kavramı hatırlattı: “hazım süresi.” İnsanlık Sanayi Devrimi'nin yarattığı ekonomik ve toplumsal dönüşümü yaklaşık iki yüzyılda hazmetti. Kapitalizm ve sosyalizm çatışarak, birbirleriyle rekabet ederek ve birbirlerinden etkilenerek değiştiler.

Peki yapay zekâ bize ne kadar hazım süresi verecek?

Teknoloji çok büyük bir hızla değişirken hukuk, siyaset, ekonomi, kültür ve toplum aynı hızla değişebilecek mi?

Dijital faşizm çok hızlı gelebilir. Ama ütopya kurulacaksa toplumun onu hazmetmesi ve kurumlarını inşa etmesi gerekecek. Dijital feodalizme ve dijital faşizme sapmadan, henüz ütopik komünizme de ulaşmadan, yapay zekâ çağının bu geçiş döneminde neoliberalizmin yerine ne koyacağız?

Bir sonraki denemede buradan devam edeceğim. Elbette ülkeler arası eşitsizliğin olduğu bir dünyada yeni bir düzen kurulacaksa emperyalizmi sorgulamak da ayrı bir yazının konusu…

(1) Cyberpunk: İleri teknoloji ile büyük toplumsal eşitsizliğin yan yana bulunduğu; ekonomik ve teknolojik gücün dev şirketlerde yoğunlaştığı, dijital gözetim ve denetimin yaygınlaştığı distopik gelecek tasviri. Edebiyat ve sinemada bir bilimkurgu alt türü/estetiği…