Yapay zekâ ve yeni emperyalizm
Bir ülkede dünyanın en ileri demokrasisini kurduğumuzu, yapay zekânın yarattığı refahı adil paylaştığımızı ve yurttaşın ekonomik ve siyasal karar süreçlerine gerçekten katıldığı bir düzen oluşturduğumuzu düşünelim.
Ya bu refah başka ülkelerin madenlerine, enerjisine, verisine ve yoksulluğuna dayanıyorsa? Bir ülkenin ütopyası başka bir ülkenin sömürüsü üzerine kurulabilir mi? Öyleyse yapay zekâ çağında emperyalizm nasıl bir biçim alacak?
EMPERYALİZMİN AŞAMALARI
Lenin, emperyalizmi kapitalizmin en yüksek aşaması olarak tanımlamıştı. Tekellerin, finans kapitalin, sermaye ihracının ve dünyanın büyük güçler arasında paylaşılmasının belirleyici olduğu bir aşama...
Ancak emperyalizmi başka toplumların topraklarına, kaynaklarına, insanlarına, emeğine ve yarattığı zenginliklere el koymak olarak ele alırsak, kapitalizmden çok daha eskiye uzandığını görürüz.
İnsan toplulukları, artı ürün yaratmaya başladıklarından beri bu ürünün kim tarafından ele geçirileceği ve nasıl paylaşılacağı hep çatışma konusu oldu.
Roma İmparatorluğu kapitalist değildi. Pers İmparatorluğu da, Moğollar da… Ardından okyanus ötesi seferler, denizcilikte gelişmiş İngiltere, Portekiz, İspanya, Hollanda, Belçika gibi Avrupa ülkelerinin Amerika kıtasını, Afrika'yı, Uzak Asya'yı yağmalaması… Ham maddelerin yanı sıra, köle ticareti, ucuz işgücü ve asker kaynağı olarak insanlara el konulması… Hatta daha da ileri giderek soykırıma varan insan katliamları… Bunlar da kapitalizm öncesi dönemlerin sömürü örnekleridir. Benzer örnekler çoğaltılabilir.
Sanayi Devrimi ile birlikte emperyalizmin ekonomik mantığı yeni bir boyut kazandı. Sanayi kapitalizminin iki temel ihtiyacı vardı: Ucuz hammadde ve ürettiği malları satabileceği pazarlar.
Sömürgelerden ucuz hammadde alınacak, sanayileşmiş ülkelerde işlenecek, yüksek katma değerli ürünler halinde yeniden dünya pazarlarına satılacaktı. Sömürgecilik yalnızca toprak işgali değildi. Uluslararası iş bölümünün güçlü ülkeler lehine biçimlendirilmesiydi.
On dokuzuncu yüzyıldaki sömürge paylaşımı mücadeleleri, yirminci yüzyılın büyük savaşlarına (1’inci ve 2’inci Dünya Savaşlarına) uzanan rekabetin de önemli unsurlarından biri oldu.
Emperyalizm zaman içinde araçlarını değiştirdi. Bir ülkenin kaynaklarını kontrol etmek, ürettiği zenginliklerden pay almak ve ekonomik kararlarını etkilemek için mutlaka ordularla işgal etmek gerekmiyor. Çokuluslu şirketler, doğrudan yabancı yatırımlar, uluslararası finans piyasaları, dış borçlar, faiz ödemeleri, teknoloji bağımlılığı, patentler, ticaret anlaşmaları, çok çeşitli sömürü mekanizmalarının çalışmasını sağlıyor.
Teknoloji ve uluslararası gelişmeler sonrası oluşan her yeni dönemde, emperyalizmin araçları da çeşitlendi. Üstelik eski araçlar da tamamen terk edilmedi. Askerî müdahaleler, savaşlar, rejim değiştirme girişimleri ve stratejik kaynaklar üzerindeki güç mücadeleleri devam ediyor.
Bu konuda 13 Temmuz 2025'te yayımlanan “Yavaş Savaş: Bir ulus 20 yılda nasıl ele geçirilir?” başlıklı yazımda, NATO bünyesinde görev yapmış Belçikalı askerî mühendis Patrick Van Hoeserlande'nin bir çalışmasını ele almıştım. Yazar, bir ülkenin askerî işgale başvurmadan, yirmi yıla yayılan bir süreçte finans, ekonomi, teknoloji, eğitim, kültür, demografi ve devlet kurumları üzerinden nasıl işgal edilebileceğini, denetim altına alınabileceğini tartışıyordu. Bu, askerî işgal olmadan da bir ülkenin egemenliğinin ele geçirilebileceğini gösteren çarpıcı bir senaryoydu. (1)
Emperyalizmin ekonomik gücünü anlamak için rezerv para sistemine de bakmak gerekiyor. Henüz İkinci Dünya Savaşı sona ermeden, savaşın sonuna doğru 1944 Bretton Woods Konferansı'nda doların uluslararası rezerv para olarak kabul edilmesi, emperyalist sistemin tahtına ABD’nin oturmasını sağladı. Böylece ABD, başka ülkelerin sahip olmadığı önemli bir ekonomik ayrıcalığı korudu.
Dünyanın büyük bölümü uluslararası ödemelerini gerçekleştirmek ve rezerv biriktirmek için dolar elde etmek zorunda. ABD ise kendi ulusal parasıyla uluslararası ödeme yapabiliyor. Bu ayrıcalık, ABD'nin dış açıklarını finanse etme kapasitesini artırıyor. Amerikan devlet tahvillerine yönelik uluslararası talep de ABD'nin borçlanma koşullarını destekliyor.
Emperyalizmin neoliberal dönemdeki özelliklerinden kısaca söz edelim. Soğuk savaş ve iki kutuplu dünya sona erdi. Tek kutuplu dünyada ticaretin ve teknolojinin gelişmesiyle küreselleşmeye gidildi. Neoliberal dönemin iki temel özelliği; mallar gümrük duvarlarına takılmadan serbestçe alınıp satılabilecek, sermaye serbestçe dolaşabilecekti.
Bu dönemde sanayi sermayesinin yanı sıra finans kapital öne çıktı. Sermayenin serbestçe dolaşımı hem sömürülecek ülkelerin ucuz işgücünden yararlanmayı sağlıyor hem de hedef ülkeleri borçlandırarak; ekonomik ve siyasi bağımsızlığını zayıflatıyordu. Bu dönemde emperyalist kaynak aktarım mekanizmasında ağırlık borçlandırmaya kaydı. “Borçlandır, kendine bağımlı kıl, hem faiz geliri elde et hem de doğal kaynaklarını ucuza kullan.” Bu dönemde büyük savaşlar yerine bölgesel vekalet savaşları ve bölgesel huzursuzluklar çıkartılması ağırlık kazandı.
Şimdi yeni dönemde, emperyalizmin askeri güç-jeopolitik üstünlük, sanayi sermayesi ve finans kapitalin gücünün yanına başka bir güç ekleniyor: Yapay zekânın, verinin, algoritmaların dolayısıyla insanların ve toplumların kontrolü…
ABD, ÇİN VE YENİ GÜÇ MÜCADELESİ
Yapay zekâ yarışında iki ülke öne çıkıyor: ABD ve Çin.
ABD, büyük teknoloji şirketleri, gelişmiş çip tasarımı, yazılım altyapısı, veri merkezleri ve finansal gücüyle önemli bir üstünlüğe sahip. ABD’nin emperyalizm sicili oldukça kabarık… Vietnam Savaşı, Irak İşgali, BOP, Güney Amerika’daki askeri müdahaleler, NATO üyesi ülkelerde Gladyo tipi örgütlenmeler, ilk akla gelenler. ABD, İkinci Dünya Savaşından sonra emperyalizmin ağalığını İngiltere’den devraldı. Dünya tekrar iki kutuplu bir düzene doğru giderken, ABD’nin kural tanımaz, savaşçı ve saldırgan tutumuna karşı dünyada birçok ülkede Çin dengeleyici bir umut olarak görülüyor.
Çin sanayi üretimi, robot teknolojileri, altyapı yatırımları, geniş iç pazarı ve devletin stratejik yönlendirme kapasitesiyle yapay zekâ yarışının diğer büyük aktörü.
Çin'in yaklaşık kırk yılda yüz milyonlarca insanı aşırı yoksulluktan çıkarması, başarılı bir devlet kapitalizmi uygulaması, sağlanan refah artışını halka yayma ve sosyal devlet politikaları göz ardı edilemez.
Çin'in, rakibi ABD gibi kirli bir emperyalist sicili şimdilik yok. Ancak Çin'in son 20 yılda kurduğu bütün uluslararası ekonomik ilişkileri (BRICS, Kuşak Yol İnisiyatifi, Uluslararası Ödeme Sistemi CIPS, Afrika’daki varlığı gibi) peşinen eşitlikçi kabul etmek de iyimser bir düşünce olur.
Çin’i de yakından tanımak ve anlamak zorundayız. 2026 Eylül sonunda İstanbul'da düzenlenen Doğu-Batı Forumu'nda konuşan, Deng Xiaoping'in çevirmenlerinden Çinli akademisyen Zhang Weiwei, Çin'in uluslararası ilişkilere Batı'dan farklı yaklaştığını savunuyordu.
Onun anlatımında Batı, dünyaya dostlar ve düşmanlar, ittifaklar ve çatışmalar (savaşlar) üzerinden bakarken Çin, ülkeleri dost veya potansiyel dost olarak görüyor; savaş ve çatışmalar yerine; karşılıklı yarar, kalkınma ve çok kutupluluk ilkelerini öne çıkarıyordu.
Bu, Çin'in kendisini nasıl tanımladığını gösteren önemli bir yaklaşım… Umarız bu politika, Çin’in tartışmasız kutup lideri olduğu dönemlerde değişmez. Bir ülkenin emperyalist ilişkiler kurup kurmadığını anlamak için yalnızca çatışmalara, savaşlara bakmakla yetinemeyiz. Ticaretin koşullarına, yatırımların niteliğine, teknoloji transferine, borç ilişkilerine ve yaratılan katma değerin nasıl paylaşıldığına da bakmalıyız.
Bizim sorumuz ve aradığımız yanıt şu: Yapay zekâ çağında hangi büyük gücün dünyaya hâkim olacağı değil, büyük güçlerle diğer ülkeler arasında nasıl ekonomik ve siyasal ilişkiler kurulacağıdır.
Batı dünyasının emperyalizm sicili feci şekilde kötü… Ancak emperyalizme karşı mücadeleyi yalnızca Batı karşıtlığına indirgersek, emperyalizmin kendisini değil, sahibini tartışmış oluruz. Çin’den övgüyle söz etsek de, ihtiyatlı olmayı elden bırakmamayı tercih ediyorum.
ESKİ FİNANS SERMAYESİ, YENİ TEKNOLOJİ İKTİDARI
Fakat ABD ile Çin arasındaki mücadeleye bakarken bir başka olası çatışmayı da gözden kaçırmamak gerekiyor.
Kapitalizmin geleneksel büyük servetleri, sanayi üretimi, bankacılık, enerji, ticaret ve finans piyasaları üzerinden oluştu. Köklü sermaye ailelerinin servetleri kuşaklar boyunca büyüdü.
Şimdi bunların yanında yeni teknoloji milyarderleri var. Yapay zekâ, yazılım, dijital platformlar, veri merkezleri, bulut bilişim ve ileri teknoloji şirketlerinin sahipleri... Yeni dolar milyarderlerinin servetleri, kuşaklardır büyüyüp gelen çoğu geleneksel ailelerin servetlerini de geçmiş durumda…
Bugünün teknoloji milyarderleri, yalnızca çok zengin insanlar değil. İnsanlığın gelecekte nasıl üreteceğini, haberleşeceğini, bilgiye nasıl ulaşacağını ve ekonomik kararların nasıl alınacağını etkileyebilecek altyapıları kontrol ediyorlar. Burada tarihsel bir benzerlik kurulabilir.
Sanayi Devrimi öncesinde toprak aristokrasisi ekonomik ve siyasal gücün önemli bölümünü elinde tutuyordu. Sanayi kapitalizminin gelişmesiyle yükselen burjuvazi, eski güç ilişkilerini değiştirdi.
Şimdi de geleneksel sanayi ve finans sermayesiyle yeni teknoloji sermayesi arasında benzer bir çıkar çatışması ortaya çıkabilir mi?
Bugünden iki ayrı sermaye sınıfının kesin biçimde karşı karşıya geldiğini söyleyemeyiz. Ancak teknoloji geliştikçe siyasal kararlar üzerinde söz sahibi olma mücadelesi yeni çatışmalar yaratabilir.
Yapay zekâ devrimi, yüzyıllardır biriken finansal servetin ve iktidarın karşısına yeni bir egemen sınıf mı çıkarıyor? Kapitalizmin kendi içindeki güç dengeleri değişebilir mi?
Madem Deneme Yazısı yazıyoruz, soruyu biraz daha kışkırtıcı hale getirelim.
Bugünkü Amerikan Merkez Bankası FED, 1913 yılında kurulmuş olsa bile, 1791’de kurulan First Bank of United States ve 1816’da kurulan Second Bank of United States, FED’in tarihsel öncüleridir. Hisselerin yüzde 20’si Amerikan Hazinesinin kalan yüzde 80’i bankerlere aittir. Bu bankalar, altın ve gümüş karşılığı banknot basma hakkına sahipti.
FED'in kuruluşunun arka planında, Amerikan finans sistemini denetleyen büyük bankacılık çevrelerinin doğrudan etkisi vardı. Bir senatör, bir Hazine Bakanlığı temsilcisi ile banker ailelerin katıldığı 1910 Jekyll Island gizli toplantısı bunun tarihsel belgelerle doğrulanmış örneğidir. 1913 yılında Morgan ve Warburg çevreleri başta olmak üzere güçlü bankacılık kesimlerinin de etkili olduğu tartışmalar sonucunda FED'in kuruluş yasası 23 Aralık'ta Kongreden geçti ve Başkan Wilson tarafından imzalandı.
1910 Jekyll Island toplantısındaki taslağın, 1913’te hükümet lehine revize edilerek kabul edildiğini de hatırlatalım. Özel bankaların sermayesiyle kurulan ama tepesinde başkan tarafından atanan bir yönetim kurulunun (Federal Reserve Board) bulunduğu melez yapı, Amerikan parasal ve finansal sisteminin denetimini devraldı. FED, dolar arzının ve para politikasının yönetiminde temel kurum haline geldi; bankacılık sistemine kredi sağlama ve devlet tahvilleri üzerinden para piyasalarını etkileme yetkileri kazandı.
Trump ikinci kez başkan seçilmeden önce 26 Nisan 2024’te ABD’de Wall Street Journal Gazetesi'nde şu haber yer almıştı. Trump, FED’in bağımsızlığını ortadan kaldıracak 10 sayfalık bir plan hazırlığına girişti. Haziran sonunda da bu hazırlıklarla ve FED ile ilgili seçim mitinglerinde çok sert açıklamalarda bulundu. Trump’ın FED ile sorunları sürüyor. Trump, FED'in çıkaracağı dijital dolara karşı çıkarken özel şirketlerin çıkaracağı dolar destekli dijital paraları teşvik ediyor.
Hukuki olarak FED Amerikan devletinin denetiminde yapılandırılmış bağımsız bir merkez bankasıdır. Ama neticede, bölgesel ticaret bankalarının sermayesi ile kuruldu. (3)
Her ne kadar FED kamu denetiminde bağımsız bir kuruluş olsa da, FED'in kuruluşunda etkili olan büyük bankacılık çevrelerinin ve ailelerin, ABD ve dünya ekonomisi ile siyasetindeki ağırlığı göz ardı edilmemeli… Geleneksel sanayi sermayesi ve çok uluslu Amerikan şirketleri de yine en az 4 kuşaktır sahnede.
Yeni kuşak teknoloji devlerinin tamamına yakını, evlerin garajında bir bilgisayarla bu işe başladılar. Bir mirasa konmadılar. Kuşaklar boyu servet biriktiren ailelerin servetlerinin ya da çok ortaklı şirketlerin elde ettiği servetten çok daha fazla servete sahipler.
Soru şu: İki farklı zengin kesim arasında bir çıkar çatışması olabilir mi? Yeni bir dijital rezerv para birimi ortaya çıkabilir mi? Özellikle yeni dijital rezerv paranın sahibi geleneksel sermaye mi olur, yoksa dijital dünyayı kontrol eden yeni kuşak teknoloji devleri mi?
Bu sorular yapay zekâ devriminin geçiş dönemi soruları elbette. Eğer ütopyanın öngördüğü gibi yapay zekâ + robotlar muazzam bir üretim artışı sağlayıp insanların çalışmasına gerek kalmadan, insanların ihtiyaçları karşılanacaksa, o zaman paranın bir anlamı kalacak mı?
Nitekim Elon Musk da yapay zekâ ve robotların insan ihtiyaçlarını karşılayabildiği bir gelecekte çalışmanın zorunluluk olmaktan çıkacağını, paranın da önemini kaybedebileceğini söylüyor. Elon Musk’ın bu öngörüsü, kendi tanımıyla olmasa bile bizim adını kışkırtıcı biçimde koyduğumuz “Ütopik Komünizmi” tarif ediyor. Ayrıca, eski finans sermayesi ile yeni teknoloji iktidarı arasında yeni bir çıkar çatışması doğar mı sorumuzu güçlendiriyor. Elon Musk’ın açıklamalarına daha sonra geleceğiz.
Bu soruların yanıtları, dünyadaki savaşları, emperyalizmin yeni araçlarını anlayabilmek açısından önemli… Yapay zekâ çağında emperyalizmi, gelişmekte olan ülkeler ve insana etkileri üzerine tartışmaya devam edeceğiz.
NOTLAR
(1) Meriç Köyatası, “Yavaş Savaş: Bir ulus 20 yılda nasıl ele geçirilir?”, 12Punto, 13 Temmuz 2025. https://12punto.com.tr/yazarlar/meric-koyatasi/yavas-savas-bir-ulus-20-yilda-nasil-ele-gecirilir-93126 Yazıda ele alınan çalışma: Patrick Van Hoeserlande, How to Conquer a Nation in 20 Years?
(2) Meriç Köyatası, “Trump, gümrük vergileri ve neler olacak? ABD dış ticaret açığı vermiyor ki.. 12 Punto 6 Nisan 2025.” https://12punto.com.tr/yazarlar/meric-koyatasi/trump-gumruk-vergileri-ve-neler-olacak-abd-dis-ticaret-acigi-vermiyor-ki-80704 ve “Yeni rezerv para arayışları: Keynes yaşasaydı... Havada barut kokusu var, savaşa hayır”, 12Punto, 13 Nisan 2025. https://12punto.com.tr/yazarlar/meric-koyatasi/yeni-rezerv-para-arayislari-keynes-yasasaydi-havada-barut-kokusu-var-savasa-hayir-81604
3 12 Federal Rezerv Bankasının bölgedeki üye ticari bankaların sermayesiyle kuruldu. ve bu bankalar şeklen FED'in hisse senedine sahiptir. Bu bankaların hisseleri normal şirket hisseleri gibi alınıp satılamıyor ve sınırlı yönetim hakları sağlıyor. Sistemin net kazançlarının yasal temettü ve diğer yükümlülüklerden sonraki bölümü ABD Hazinesi'ne aktarılıyor.