Erdoğan bayram mesajında; Suriye’nin kuzeyindeki sorunun uzlaşıyla çözülmesiyle birlikte hem güvenlik endişelerimizin hafiflediğini, hem PKK’yla açılım sürecinin istismara müsait ağır bir yükten kurtulduğunu, hem de Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunduğunu anlatıp, “Türkiye Allah’ın izniyle güvendedir, emin ellerdedir, tecrübeli ve liyakatli kadroların yönetiminde hedeflerine doğru adım adım ilerlemektedir.” dedi.
Ortağı ve açılımın mimarı MHP Lideri Devlet Bahçeli de bölgesel ve küresel dengeler altüst olurken Türkiye’nin doğru zamanda, doğru adımlar, doğru siyaset ve stratejilerle iç cephesini muhkem hale getirmesini “bayram kıvamındaki barışçıl lezzete” benzetip “terörsüz Türkiye” hedefini, “Türk Milleti’nin yeni yüzyıldaki bayramı ve kışı olmayan barış mevsimi” diye tarif etti.
Suriye’deki “çözümle” başlayalım; bu nasıl terör örgütünün Şam yönetimine entegre olmasıdır ki, “Rojava özerk yönetimi” Nevruz ve Ramazan Bayramı vesilesiyle genel af kararı alıyor?.. Ya da Suriye yönetimi ile terör örgütü YPG arasında nasıl 600 kişilik esir takası yapılıyor? Demek ki, iki ayrı yönetim işbaşında!..
Türkiye’deki PKK açılımına gelelim; İmralı’daki teröristbaşının talimatıyla kendini feshedip silah bırakma kararı almış, hatta kazanda 30 keleş yakmıştı ve herhangi bir pazarlık, al-ver süreci de yoktu, değil mi?
Peki Kandil’deki teröristbaşlarından Murat Karayılan birkaç gün önceki sözlerine ne demeli?
Nisan’ın Türkiye ve Kürt meselesi açısından kritik bir karar ayı olacağı uyarısında bulunup, “Sadece gerillanın silahsızlanmasına odaklı yasalar yeterli olmaz... Kürt varlığı sadece sözle değil, yazılı ve yasal olarak kabul edilmelidir. Kürtlerin yasal statüye kavuşması ve bu dönemin mimarı olan önder Apo’nun özgürlüğü sağlanmadığı sürece sorun köklü bir biçimde çözülemez.” diye buyurduktan sonra şu tehditleri sıraladı:
“Biz seçeneksiz değiliz. Çözüm olursa hazırız, ancak çözümsüzlük gelişirse veya bize yönelik kapsamlı saldırılar yapılırsa buna da fazlasıyla hazırız. Bu konuda hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Rehavete kapılmadan, her türlü duruma karşı tedbirli olmalıyız. İki yönlü ihtimalin olduğu bir dönemdeyiz ve her iki seçeneğe göre de kendimizi örgütlüyoruz.”
Ne tesadüf; DEM eş başkanı Tuncer Bakırhan da Orta Doğu’da sınırlar kan ağlarken, Türkiye’de süreç nedeniyle esen bahar havasının bir anlamı ve karşılığı olması gerektiğini savunurken, “İran meselesi sürecimizi hızlandırmalı. Türkiye Kürt meselesini demokratik yollarla çözerek Orta Doğu’da örnek model bir ülke haline gelebilir. Demokratik ülkelerin ne kadar korunaklı olduğunu ve ne kadar güvende yaşadıklarını hep birlikte görüyoruz.” dedi.
Ez cümle; ensemize dayadıkları silahla Türkiye’yi “demokratikleştirecekler”… İktidar da, “Aman Orta Doğu’daki savaşının süreci etkilememesi için hızlı davranalım. Böyle bir ortamda hiçbir örgüt silahını tamamen bırakmak istemeyebilir.” bahanesiyle Nisan’da “somut” adımlar atacak!..
DİYARBAKIR 'HUKUKU'
Malum 20 milyondan fazla insanın Cumhurbaşkanı adayı gösterdiği, hakkında henüz kesinleşmiş bir hüküm olmayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bayram mesajını içeren afişler Trabzon’da Karayolları ekiplerince kaldırıldı. Ulaştırma Bakanı Abdulkadir Uraloğlu da afişler için “hukuka aykırı” dedi.
Önceki gün Diyarbakır’daki Nevruz kutlamalarında ne oldu? Bırakın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış olan İmralı’daki teröristbaşının afişlerini, iki yıl önce TUSAŞ’a saldırıp 5 vatandaşımızı şehit eden teröristlerin posteri açıldı.
1991’de İstanbul’da 12 vatandaşımızı yakarak öldüren bir teröriste konuşma yaptırdılar.
33 yıl hapis yattıktan sonra geçtiğimiz Temmuz’da cezaevinden çıkan ve İmralı’daki teröristbaşının mesajını okuyan birisi de teröristler için “şehitlerimiz” dedi.
Ama, ne âlâ memleketse, bunların hiçbirisi “hukuka aykırı” bulunmadı!..
Teröristbaşının Diyarbakır meydanında okunan mesajına bakalım.
Yine bolca, “halklar, barış, özgür yaşam, demokratik uluslaşma, demokratik entegrasyon, demokratik modernite, demokratik siyaset, komünal yaşam”dan dem vurup “dar milliyetçi anlayışların aşılmasını”, “milliyetçilik ve mezhepçilik hastalığının geride bırakılmasını” istedi.
Hasılı; teröristbaşı da, “her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldığını” söylemiş oldu.
Partisinin eş başkanı Tuncer Bakırhan ise aynı meydanda, “Lele bitti, loloya gelelim” dercesine, PKK’nın şartlarını şöyle sıraladı:
“Kürtler, Türkiye’de kimliğinin tanınmasını istiyor. Ana dilinde eğitim istiyor. Anayasal güvence istiyor. Yerel demokrasi istiyor. Eşit yurttaşlık istiyor... Kürtler yönetime ortak olmak istiyor. Kürtler artık devletle münazara değil, müzakere yapmak istiyor... Geçen 27 Şubat'ta sayın Öcalan tarihi çağrısını yaptı. Üzerinden bir yıl geçti. Silahlar sustu, silahlar yakıldı... Şimdi sıra devlette ve iktidardadır. Artık sözden yasaya, temenniden güvenceye, vaatten eyleme geçme zamanıdır... Cezaevindekiler artık özgür olmalıdır... Dağdakiler demokratik siyasete katılabilmeli, sürgündekiler evlerine dönebilmelidir... sayın Öcalan'ın statüsü ve çalışma koşulları yasal düzenleme ile teminat altına alınmalıdır. sayın Öcalan'ın elbette bu meydanda halkıyla buluşmasının önü artık açılmalıdır.”
Bakırhan “Kürt halkına” da sözümona bir çağrıda bulundu; “Kürtler arası demokratik birliğin artık bir tercih değil, tarihi bir ihtiyaç olduğunu, bölge tufandan geçerken demokratik birliğin gecikmeden kurulması gerektiğini” vurguladı.
SÖMÜRGE VALİSİNİN İZİNDELER
Çocuk katili Trump’ın Ankara Büyükelçisi sıfatıyla gönderdiği bölgenin sömürge valisi Tom Barrack da Nevruz üzeri, Türkiye ile PKK arasındaki barış sürecine “hayran” olduğunu belirtip şu açıklamayı yaptı:
“Bence bu 40 yıllık bir kafa karışıklığı ikilemi. Yürütülen barış sürecine baktığınızda çok iyi profesyoneller var. Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Hakan Fidan ve İbrahim Kalın, Öcalan ve diğer Kürtlerle ilişki kurma konusunda harika bir iş çıkardılar. Ve bence bu yol daha uzun. Bu, Kürtlerin yaşadığı dört büyük ülke arasındaki yanlış anlamaların tüm parçalarını kapsıyor. Herkesi bir araya getirme ve Kürtlerin kendi yaşamlarını kendilerinin belirlemesine imkân tanıma fırsatı. Bu yüzden Kürtler için umutluyum. Suriye bunun harika bir örneği oldu. SDG ve mazlum Kürtler ile entegrasyon iyi gidiyor. Ayrıca Irak dosyasına yeni bakmaya başladım. Barzani ve Talabani ailesine de hayranım. Kürtler harika ve tarihleri de harika. Mirasları etkileyici. Zaman içinde kendi devletlerini kuramamış olmaları üzücü. Bu yüzden hayal kırıklığı yaşadıklarını anlıyorum. Ama umut şu ki, artık bulundukları ülkelerde entegrasyonla hak ettikleri refaha ulaşabilirler.”
Barrack’ın adını koymadan çizdiği bu “büyük Kürdistan” tablosu bağlamında SDG’liler, Barzaniler ve Talabaniler’in Nevruz konuşmalarını aktaralım.
“Kürt diaspora konfederasyonunun” Almanya’nın Bonn kentinde düzenlediği programa canlı bağlanan Mesut Barzani, “dört parça Kürdistan”, “Rojava halkı”, “Türkiye’deki barış süreci” deyip “Doğu Kürdistan’daki (Rojhilat) kardeşlerinin bölgedeki savaştan korunmasını” diledi.
Diyarbakır’daki Nevruz programına mesaj gönderen Neçirvan Barzani, “Türkiye’de barışın sağlanmasının tarihi bir görev ve hem Kürt hem Türk halklarının, hatta tüm bölgenin çıkarına olduğunu” vurgulayıp daha fazla adım atılmasını istedi.
Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı, sözde “Rojava özerk yönetiminin” dış ilişkiler eş başkanı İlham Ahmed, Diyarbakır’a gönderdiği görüntülü mesajında; Türkiye’de başlayan sürecin, Kürt halkının hakları açısından kalıcı bir siyasi çözüm sağlayacağına inandığını, Kürtlerin en büyük potansiyelinin Türkiye’de bulunduğunu, bu nedenle sürecin tüm Kürdistan coğrafyasında Kürtlerin geleceğini de garanti altına aldığını söyledi. Ahmed, İran PKK’sı konusunda da, “Rojhılat’ta yeniden yeni bir süreç yaşanıyor. Yıllardır Kürtleri darağacına götüren rejimin sonu yaklaşıyor. Bu, Kürt halkının ittifakı ve birliği sürecidir.” dedi.
Diyarbakır’da mesajı okunan bir diğer isim Bafıl Talabani’ydi. Teröristbaşını “yoldaş Apo” diye selamlayıp, en yakın zamanda onun hizmetine geleceğini ve özgür ortamda birbirlerini göreceklerini öne süren Talabani, şunları kaydetti:
“Bu hassas dönemde değerli olan birliğimizdir, dört parça Kürdistan’ın birliğidir... KYB sürekli olarak sizin için var olmuştur... Benim bir özelliğim var, burada da yerine getiriyorum. Hepinize söz veriyorum, gelecek yıl beni videodan izlemeyeceksiniz. Gelecek yıl hizmetinizde olacağım.”
Barzani, İlham Ahmed ve Talabani’nin bu mesajlarının DEM’in internet sitesinde sadece Kürtçe olarak yayımlandığını belirtip son olarak Türkiye’nin yine kırmızı bültenle aradığı Suriye PKK’sının başı Mazlum Kobani’nin Nevruz mesajını okuyalım.
O da, “Bu yılki Nevruz’un Kürt ulusal birliğinin temeli, halkımızın kazanımlarının korunması, Kürt halkının anayasal haklarının güvence altına alınması dileğiyle.” dedi.
İşte “açılım” dedikleri bu; ABD’nin kılavuzluğunda, gözümüzün içine baka baka “büyük Kürdistan”ın temellerini atıyorlar!..
Çok Okunanlar
Mersin-Antalya yolundaki heyelan aracın üzerine düştü!
Açılım sürecinin yol haritası netleşti
Batshuayi'den Galatasaraylıları kızdıran hareket!
Ünlü şarkıcı İzzet Yıldızhan gözaltına alındı
Fatih Altaylı İlber Ortaylı'yla çektiği son programı yayınladı
Hakan Fidan savaşın gölgesinde görüşmelerini sürdürüyor
Tekstil devi Çorlu'daki fabrikasını kapattı
Noa Lang sahalara beklenenden erken dönüyor
İstanbul Fatih'te 2 bina çöktü
Beşiktaş’ta El Bilal Toure şoku