Son 1 ayda sadece gazetecilik yapan iki arkadaşımız tutuklandı. Yargı alanında uzman olan Alican Uludağ 19 Şubat’ta, “Cumhurbaşkanı’na alenen hakaret, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma ve devletin kurumlarını aşağılama” suçlamasıyla gece evinde, çocuklarının gözü önünde gözaltına alınıp apar topar İstanbul’a götürüldü. Ertesi gün de “Cumhurbaşkanına hakaretten” tutuklandı. Yaptığı yolsuzluk haberleriyle ses getiren İsmail Arı ise bayramın ikinci günü, ailesiyle bayramlaşmak için gittiği Tokat’ta akşam gözaltına alınıp sabaha kadar süren bir yolculukla Ankara’ya getirildi ve “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı.
Savcının ifadesini bile almaya gerek duymadan tutuklamaya sevk ettiği İsmail Arı’nın önüne “suç delili” olarak; 3 ay önce çekilen vakıflarla ilgili bir videosu, bir de Yunus Emre Vakfı’ndaki yolsuzluklarla ilgili paylaşımında, vakfın bağlı olduğu Kültür ve Turizm Bakanının bir fotoğrafının yer alması kondu.
Arı’nın Yunus Emre Vakfı’ndaki yolsuzluklarla ilgili haberlerinden sonra eski Başkan Şeref Ateş ile çok sayıda vakıf çalışanının tutuklandığını ve haklarında dava açıldığını, bu arada vakıfta başkan yardımcıları olan Aile Bakanı Mahinur Göktaş’ın eşi ile MHP’li Semih Yalçın’ın oğlunun bu görevlerinden ayrıldığını, Arı’nın da bu haberlerinden dolayı Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik ödülünü kazandığını hatırlatalım.
Garabete bakın ki; şu anda İsmail Arı da onun yaptığı haberlerden dolayı tutuklanan Yunus Emre Vakfı yöneticileri de Sincan’da aynı cezaevinde!..
Bir başka konu; Adalet Bakanı Akın Gürlek’le sık sık bir araya gelen medya yöneticilerinden bir tanesi bile ne Alican Uludağ’ın ne İsmail Arı’nın neden tutuklandığını sordu. Daha önemli konuları veya sorumlulukları olduğundan bu işlerle ilgilenemediklerini varsayalım. Önceki gün Adalet Bakanı Gürlek’in yargı muhabirlerini kabul edip bayramlaştığını duyunca, “En azından yıllardır aynı koridorları arşınlayan basın emekçileri olarak herhalde onlar sormuştur.” diye düşündüm. Öğrendim ki, bayramlaşma soru sormama şartıyla gerçekleşmiş!..
ABK DAVASINDAKİ GELİŞMELER
“Suç delilleri” arasında olmasa da, İsmail Arı’nın tutuklanmadan önce yaptığı iki haber Bora Kaplan davası hakkındaydı. Bu nedenle, önce suç örgütü lideri olduğu iddiasıyla 68 yıl hapis cezasına çarptırılan Bora Kaplan davasını özetlememiz gerekiyor.
Hatırlanacaktır; Bora Kaplan’a yönelik operasyon kısa zamanda mafya-siyaset-yargı üçgenindeki ilişkiler üzerinden tartışılmaya başlandı. Operasyon, artık ikisi de eski İçişleri Bakanı olan Süleyman Soylu ve Ali Yerlikaya ekipleri arasındaki güç mücadelesine bağlanırken, Bora Kaplan’ın dönemin Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, şimdinin Yargıtay üyesi Yüksel Kocaman’la bağlantıları da gündeme geldi.
Davanın hem iki numaralı sanığı hem M7 kodlu gizli tanığı Serdar Sertçelik’in yurtdışına kaçtıktan sonra yaptığı açıklamalarda; Bora Kaplan operasyonunu gerçekleştiren polislerin, ifadesinde bazı siyasilerin ismine yer vermesini istediğini öne sürmesiyle olay bambaşka bir yere evrildi. Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, Sertçelik’in o iddialarını MHP, AKP, Cumhur İttifakı ve Türkiye’ye “darbe” olarak nitelendirmesi üzerine bu defa polisler tutuklandı.
Nihayetinde Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu, Bora Kaplan davasında verilen cezaların bir bölümünü bozarken, hem o vakitler firari olan Serdar Sertçelik’le ilgili ayrılan davalar hem de polislerin yargılandığı davanın ana davayla birleştirilmesine karar verdi. 6 Nisan’da görülmesine başlanacak bu davada, suç örgütü lideri olduğu belirtilen Bora Kaplan ve adamları ile onlara operasyon yapan polislerin birlikte yargılanması beklenirken, sürpriz bir gelişme daha yaşandı.
BULUNTU TELEFONUN BULUNMA HİKAYESİ
Sürpriz gelişme şuydu:
Geçtiğimiz 12 Eylül’de; Bora Kaplan operasyonunda görev alan dönemin KOM Şube Müdür Yardımcısı Şevket Demircan’ın avukatı Recep Öksüz’ün bürosunun kapısına poşet içinde bırakılmış bir telefon ve not bulundu. Ama söz konusu telefonla ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığı’na 12 gün sonra, 24 Eylül’de müracaat yapıldı; 26 Eylül’de de teslim edildi. Akabinde yeni bir soruşturma başlatılarak bazı isimler gözaltına alındı ve tutuklandı.
O süreçte telefonun Serdar Sertçelik’e ait olduğu ve onun tarafından gönderildiği konuşulmaya başlanınca; firari olduğu Macaristan’dan açıklama yapan Sertçelik, “Telefon benim değil, ben göndermedim.” dedi. Daha sonra 31 Ocak’ta kendi isteğiyle Türkiye’ye geldiğinde Savcılığa verdiği ifadede de, buluntu telefonda kendisi ile Bora Kaplan’ın firari avukatı Cengiz Haliç arasında geçtiği belirtilen, “Bora Kaplan’ın ifadesinin Cevheri Güven’e sızdırılması, Erk Acarer’e polisler aleyhinde açıklama yapması” yönündeki WhatsApp yazışmalarının manipüle ve montaj, poşetin üzerinde parmak izi bulunan M.Ö.’nün ise Emniyete yakın birisi olduğunu öne sürdü.
Telefonun nasıl bulunduğuna ilişkin araştırma ve soruşturma sürecine gelirsek;
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, “elektronik delil niteliğine haiz cep telefonu ve SIM kartın 12 Eylül’de hukuk bürosuna bırakılıp bırakılmadığı; bırakılmışsa kim tarafından bırakıldığının araştırılması amacıyla” Ankara İl Jandarma KOM Şube Müdürlüğü’nü görevlendirdi. Bu arada telefon da vücut ve parmak izi incelemesi için Jandarma Kriminal Laboratuvarı’na gönderildi.
Jandarma KOM ekipleri 30 Eylül’de evvela telefonun bırakıldığı avukatlık bürosu ve büronun bulunduğu 5 katlı binanın kamera kayıtlarına baktı. Büronun olduğu katta bir güvenlik kamerası olduğu, ancak çalışmadığı anlaşıldı. Binanın ikinci katındaki bir işyerinin güvenlik kamerasının 15 günlük kayıt yapmasından dolayı 12 Eylül’e ait kaydın bulunmadığı, keza apartman giriş ve çevresini gören güvenlik kamerasının da olmadığı tespit edildi. Bina görevlisi, söz konusu olaya ait bilgi ve görgüsünün bulunmadığını, bina giriş kapısının akşam 19.00 civarında kapatıldığını, sabah 07.00 sıralarında açıldığını, binadaki işyeri ve bina sakinlerinin anahtar ve otomat vasıtasıyla kapıyı açıp kapattığını söylerken, bu giriş kapısını gören karşı apartmanın güvenlik kamerasının da yaklaşık 3 aydır çalışmadığı öğrenildi. Özetle o telefonu kimin, ne zaman bıraktığına dair herhangi bir görüntüye ulaşılamadı.
14 Kasım’da ise telefonu ilk bulan, avukatlık bürosunda görevli Ü.D.’nin tanık olarak ifadesi alındı. Ü.D. özetle şunları söyledi:
“12 Eylül’de büromuzu açmak amacıyla saat 08:45 - 09:00 sularında iş yerine tek başıma geldim. Geldiğimde, iş yerinin kapısında bir poşetin asılı olduğunu gördüm. Sapından kapıya asılı vaziyetteydi. Aradan zaman geçtiği için rengini tam olarak hatırlayamıyorum, ancak market poşeti değildi. Poşetin içerisine şöyle bir baktığımda bir kağıt ve sarılı bir cisim gördüm. Sarılı olan cismin telefon olduğunu sonradan konuşmalardan öğrendim. Notu okumadım. Poşeti alarak avukat beyin masasına bıraktım. İçini kontrol etmedim. Avukat Bey 09.30 civarında büroya gelince, ‘Poşetiniz geldi, sizin mi?’ diye sordum. Kendisi, ‘O ne ki?’ dedi. Daha sonra poşetin içini kontrol etti. Bu şekilde kapıda kargo ve poşet bulduğumuz olmuştur. Poşetin içerisinde ne olduğunu bilmediğim için bu şekilde gelen bir poşet olarak düşündüm. Ben o gün Şevket (Demircan) Bey ile Murat (Çelik) Bey'in gelip gelmediğini şu an için hatırlamıyorum.”
Aynı gün Savcılığa teslim edilen, Jandarma Kriminal Laboratuvar Müdürlüğü’nün 13 Kasım tarihli uzmanlık raporunda; poşette görevleri gereği temas eden kamu görevlileri dışında M.Ö. ile Şevket Demircan’ın parmak izlerinin bulunduğu bildirildi.
Savcılık da; “tanık Ü.D.’nin beyanı ve müştekiler (polisler) tarafından tanzim edilen belge dikkate alındığında Şevket Demircan’ın parmak izlerinin çıkmasının beklenir bir olgu olduğu” sonucuna vararak, M.Ö.’nün tanık olarak ifadesinin alınmasını kararlaştırdı.
Ancak 26 Ocak’ta M.Ö.’nün yanı sıra Şevket Demircan ile eski Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik’in de ifadesi alındı.
Üç isim özetle şunları anlattı:
Şevket Demircan: “12 Eylül’de belimden rahatsız olmam sebebiyle, raporlu olduğum için istirahatliydim, evdeydim. Avukatım beni telefonla aradı, ‘Bir konu var, acil görüşmemiz lazım.’ dedi. İçeriğiyle ilgili telefonda görüşmedik. Bunun üzerine doğrudan avukat beyin bürosuna gittim. Bana poşeti gösterdi. Poşetin içerisinde bir not vardı. Hatırladığım kadarıyla notta, ‘bu telefon doğruların ortaya çıkmasını sağlayacaktır’ minvalinde bir söz yazıyordu. Uzun bir cümleydi. Zaten bu not Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na teslim edilmiştir. Bürodayken Murat Çelik’i de aradık. Ankara dışındaydı. Önemli bir konu olduğunu söyledik. Konunun ne olduğunu sordu. Ben de, ‘Bizim dosya ile ilgili bir şey var, ancak tam olarak biz de anlamadık, gelmen lâzım’ dedim. Antalya’da olduğunu, ailesiyle tatil yaptığını, otel ücretini ödediği için o anda gelemeyeceğini söyledi. Yanlış hatırlamıyorsam 14 Eylül’de Ankara’ya geldi. Telefon konusunda hep birlikte istişare yapıldı. Bu telefonun suç örgütü tarafından pusu kurmak maksadıyla gönderilebileceği düşünüldüğü için bu tereddütlerin giderilmesi açısından telefonun gerçek olup olmadığı hususu araştırıldı. Telefonun gerçek, yazışmaların orijinal olduğuna kanaat getirildikten sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına 24 Eylül’de dilekçeyle başvurularak, Savcılığın da bu konuyu araştırması talep edildi.”
Murat Çelik: “Telefonun bırakıldığı 12 Eylül’de Antalya’da ailemle tatildeydim. Dolayısıyla bırakılma anına ilişkin bir görgüm yoktur. Ancak Şevket Demircan tarafından telefonla aranmak suretiyle bilgi sahibi oldum. Kendisi telefonda konunun önemli olduğunu, yüz yüze görüşmemiz gerektiğini söyledi. İçerikten bahsedilmedi. Tatil dönüşünde Ankara’ya geldiğimde telefon ve notun bırakıldığından haberdar oldum. Bora Kaplan’ın kuruculuğundaki silahlı suç örgütüyle ilgili olarak, iftira teşkil edecek şekilde birtakım asılsız isnatlara maruz kaldığımız için bu durumdan ilk önce şüphe ettik. Hakkımızda devam eden yargılamalarda ve soruşturmada aleyhimize herhangi bir delil olmadığı için örgütün kendisini ceza tehdidinden kurtarabilmesi amacıyla bir oyuna başvurmuş olabileceğini düşündük. Konuyu derinlemesine olarak istişare ettik. Telefonun gerçekliğinden emin olmak istedik. Telefonun gerçek olduğuna dair kuvvetli kanaate ulaşmamıza rağmen bu hususta kamu makamlarının araştırma yapması ve maddi gerçekliğin tüm gerçekliğiyle ortaya çıkması amacıyla savcılığa başvurup incelemeye konu edilmesi, daha detaylı araştırma yapılabilmesi için telefonu savcılığa teslim etmeye karar verdik. Hakkımızda devam eden yargılamalarla ilgili suçları işlemediğimize dair mutlak delil niteliği taşımasına rağmen yukarıda bahsetmiş olduğumuz amaca uygun bir biçimde telefonu teslim ettik ve içerikle ilgili olarak lehimize delil teşkil etmesine rağmen gerçeklik Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ortaya çıkartılana kadar mahkemede bunları ibraz etmedik.”
M.Ö. : “23 Eylül Salı günü akşam ofisimde otururken cep telefonumdan Avukat Recep Öksüz aradı. Yanında Emniyet Müdürü Murat Çelik bulunuyormuş, ‘Müsaitsen kahve içmeye yanına geleceğiz’ dediler. Yaklaşık 15-20 dakika sonra ofisime geldiler. Yanlarında sonradan Emniyet Müdürü olduğunu öğrendiğim Şevket Demircan isimli ve ilk kez orada tanıştığım bir kişiyle birlikte üç kişi olarak geldiler. Avukat Recep Öksüz’ü 4-5 yıldır, Murat Çelik’i ise 20 yıldır tanırım. Arkadaşlarım olurlar. Ofisime geldiklerinde, ‘Dostum biz bir delil bulduk, bunu savcılığa vereceğiz. Tutanağımızı yazdık, ama tutanakta bir TC ibaresini yanlış yazmışız, bilgisayara ihtiyacımız var. Seninkini kullanabilir miyiz?’ dediler. Bu konuşmayı yaparken, şu an tam olarak hatırlayamadığım bir poşeti yanlarında getirmişler ve masanın üzerine koymuşlar, ben de gayri ihtiyari, ‘Bu ne?’ diye elimi attım. Bunun bahsettikleri ve teslim edecekleri delil olduğunu söylediklerinde, hemen elimi çektim ve bir daha dokunmadım. Poşetin içinde ne olduğuna bakmadım. Recep Bey bilgisayarda yazdıkları tutanak ile düzeltme yapıyordu. İşini bitirdi, çıktısını benim ofisimde aldı, kahvelerini içip ayrıldılar. Serdar Sertçelik isimli şahsı tanımıyorum. Hiç yüz yüze gelmedik, tanışıklığım yoktur. Sadece basında geçen ve bu soruşturma ile ilgili olan videoları izlediğimde ismini duydum.”
Sonuç mu? Bu konuda hazırlanan ve geçtiğimiz günlerde Bora Kaplan ile polislerin birlikte sanık olarak yargılanacağı davaya bakan 32. Ağır Ceza Mahkemesi’ne birleştirme talebiyle gönderilip kabul edilen yeni iddianamede şöyle denildi:
“Soruşturmaya konu cep telefonu, SIM kart ve not kağıdının bulunduğu poşetin M.Ö. ya da üçüncü bir kişi tarafından hukuk bürosuna bırakıldığı, cep telefonunun Serdar Sertçelik’in bilgisi dahilinde M.Ö. ya da üçüncü bir kişi tarafından gönderildiğine dair kanaate ulaşıldığı...”
Ancak M.Ö. hakkında şu ana kadar herhangi bir dava açılmadı.
BULUNTU TELEFONDA NELER BULUNDU?
Buluntu telefon ve SIM kartı üzerinde adli bilişim uzmanı, Ankara Emniyet ve Jandarma Siber Suçlarla Mücadele Müdürlükleri tarafından ayrı ayrı inceleme yaptırarak, sözkonusu telefon ve yazışmaların kesinlikle Serdar Sertçelik ile Av. Cengiz Haliç’e ait olduğu, “Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada ceza tehdidinden kurtulmak için silahlı suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde tasarlanan planla, emniyet görevlileri hakkında soruşturma açılmasının ve emniyet görevlilerinin tutuklanmasının amaçlandığı” sonucuna varan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu yeni iddianamesinde hemen hemen tüm yazışmalara günü ve saatiyle yer verildi. Ayrıca bunların yanına söz konusu tarihlerde Bora Kaplan davasındaki kimi ifadeler ile yine o dönemde yaşanan gelişmeler konularak, bunların da o yazışmaların “doğruluğunu” ortaya koyduğu vurgulandı.
İSMAİL ARI ''RİYAKAR'' MIŞ!..
İsmi lâzım değil, iktidar medyasının bir yöneticisi, İsmail Arı’nın tutuklandığının ertesi günü; Arı’nın bu iddianameye ilişkin yaptığı son iki haberden hareketle -bunlarla ilgili herhangi bir suçlama yöneltilmediği halde- şunları yazdı:
“Masa başı haberlerle, ‘mafya babalarının soruşturmalarına bir MHP’li isim eklendi’ türünden algı operasyonları yapıyor... Gazetecilik şu mudur: ‘Ayhan Bora Kaplan çetesi yöneticilerinin yazışmalarında ‘Bahçeli’nin MHP grup toplantısındaki konuşma metnine kendi lehlerine ifadeler eklettiği’ iddiası var!’ Riyakâr adam... Mafya babası, eğer MHP grup konuşmasına etki edecek güce sahip ise, MHP de bu isme öylesine meyyal ve sıcak bakıyorsa o adam niye şu an cezaevinde? Çık söyle, ben de senin gözaltına alınmana karşı çıkayım... Mafya babasının, etrafındaki adamlara hava atmak için kendi lehine MHP grup toplantısındaki konuşmaya cümle eklettiğini öne sürmesi... Ulan kıvırtmada üstüne kimseyi kabul etmeyen riyakârlar... Siz değil misiniz gizli tanık ile kimsenin suçlanamayacağını söyleyen? Siz değil misiniz kendisi de suç işlemiş kişilerin tanıklıkları ile kimsenin suçlanamayacağını söyleyen?”
BAHÇELİ'NİN KONUŞMASIYLA İLGİLİ YAZIŞMALAR
O haberler, İsmail Arı’nın uydurduğu iddialar, öyle mi? Sırasıyla ve tane tane anlatalım.
MHP Lideri Devlet Bahçeli, Serdar Sertçelik’in firariyken gündeme getirdiği iddialardan hareketle 14 Mayıs 2024’teki grup konuşmasında, Bora Kaplan operasyonunu yapan polisleri şöyle “darbeci” ilân etti:
“Bugünlerde iç işgâl cephesinde toplanıp aynı zamanda emniyet ve yargı içine yuvalanmış soysuz ve kripto çetelerin yeniden Türkiye üzerinde hesap yaptığı görülmektedir... Maşa kullanıp sütre gerisine saklananların hepsini takip ediyoruz. Olan biten tüm kanun dışı irtibat ve ilişki ağlarının farkındayız. Birkaç emniyet müdürünün açığa alınmasıyla geçiştirilemeyecek bir komplo devrededir, nitekim hedef MHP, AK Parti, Cumhur İttifakı ve son tahlilde Türkiye’dir. 17-25 emniyet ve yargı ortaklı darbe girişiminin tekrarını planlayanlara boyun eğersek boyumuz devrilsin, göz yumarsak gözümüz çıksın, eyvallah edersek de kanımız kurusun. Gizli tanık ifadeleriyle şerefli isimleri karalama kumpasını ve tecelli eden millet iradesini gölgeleme arayışını himaye eden ve buna hizmetkârlık yapan kim varsa haindir, haşhaşidir, emniyet, yargı ve medya uzantılarının tepesine binilmelidir. Bakalım temiz eller operasyonu nasıl oluyormuş; hepsine göstermek, hepsini yaka paça içeri tıkmak da hukuk devletinin varlık ve şeref konusudur.”
İşte bu konuşmadan bir gün sonra da polisler gözaltına alındı ve tutuklandı.
Peki, buluntu telefonla ilgili ek iddianamenin açıklanmasından sonra İsmail Arı neler yazdı?
Ankara İl Jandarma Komutanlığı Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün raporunda yer alan, ancak iddianameye konmayan Av. Cengiz Haliç ile Serdar Sertçelik arasında geçtiği belirtilen şu yazışmaları haberleştirdi:
- 26 Nisan 2024’te Sertçelik, Haliç’e “Ankara’da görev yapan ve Adıyamanlı olduğunu belirttiği” bir hakimden söz ediyor. Haliç ise, “hakimin geçim kaynakları olduğunu, onunla ilgili konuşmaması gerektiğini” söylüyor...
- 4 Mayıs 2024’te Haliç, Sertçelik’e gönderdiği bir mesajda; “Sabah gazetesinin Ayhan Bora Kaplan operasyonunu ‘darbe’ olarak nitelendirerek haber yapacağını” bildiriyor. Bu mesajdan sonra da Sabah’ın, “Ayhan Bora Kaplan suç örgütü ve darbe girişimi iddiası Türkiye’yi sarstı: Yeni bir FETÖ belasıyla karşı karşıyayız” ve “İşte kirli kumpasta en yeni bilgiler” gibi başlıklarla haberler yayımladığı görülüyor...
- 13 Mayıs 2024’te Haliç, Sertçelik’e, “Yarın MHP grup toplantısında iş patlayacak Serdar. Bugün ev araması vs. startı verildi. Necmi yarınki konuşma metnini birazdan atacak. Bana gelsin sana da atacağım... İzzet U. tamamlamak üzere metni. Araya sıkıştıracakmış” şeklinde bir mesaj gönderiyor. Sertçelik, “Abi sorun olmaz değil mi? Bir de MHP’lileri başımıza dert etmeyelim” diyor. Haliç de, “Paraları yerken sorun olmadı, şimdi de olmaz. Abi, büyük indirmiş Necmi’ye” karşılığını veriyor.
- Aynı gün Haliç gönderdiği bir başka mesajda, “V. Başsavcı darbeden gidelim demişti. İzzet U.’ya. ‘Genel Başkan’dan talimat gelsin’ demiş. O da ‘grup toplantısında tüm tuşlara basacak, göreceksin’ demiş. Y. tek yemedi paraları, yapmazsa seks kasetleri patlar” iddialarında bulunuyor. Mesajların devamında Haliç’in, Sertçelik’e Bahçeli’nin konuşma metni olduğu tahmin edilen bir metnin fotoğrafını gönderdiği, Sertçelik’in de, “Bunları Bahçeli mi diyecek? Demez vallahi de billahi de. Gizli tanık diyor.” şeklinde tepki gösterdiği görülüyor. Haliç ise, “Yarın sabah dinleyin dediler. Gözü karartmışlar belli ki. Grup toplantısı varmış yarın sabah. V. Başsavcı mesajı alınca düğmeye basacak.” karşılığını veriyor.
İsmail Arı’nın gözaltına alındığı günün sabahında yayımlanan haberi ise şuydu:
“Ayhan Bora Kaplan suç örgütü davasında incelenen bir cep telefonuyla dosyaya MHP’li bir isim girdi. Eski Ankara Ülkü Ocakları Başkanı ve eski MHP MYK Üyesi Necmi Y.’nin dosyası, yeni bir soruşturma yürütülmesi için ayrıldı.”
Bunlar “masa başı haber”, “algı operasyonu” ve “riyakârlık” ise o haberlerinden dolayı İsmail Arı’ya niye hiçbir suçlama yöneltilmedi? Haberlerin üzerinden 5 gün geçtiği halde MHP’den herhangi bir açıklama gelmezken, bu gazetecinin (!) kraldan çok kralcılık yapmasının sebebi nedir?
SERDAR SERTÇELİK: ''İTİRAFÇI OLMAK İSTEMEDİM''
İsmail Arı gözaltındayken gündeme gelen bir başka gelişmeyi aktaralım.
Hem Arı hem de Saygı Öztürk, Sertçelik’in etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğini, buna ilişkin talebinin Savcılıkta tutanak altına alındığını ve Sertçelik’in, “Av. Cengiz Haliç tarafından gizli tanık yapıldığım doğrudur.”, “Siyasilerin isimlerini Av. Haliç’in isteği üzerine söyledim. Şevket müdür suçsuzdur.” dediğini yazdı.
Ancak Sertçelik’in avukatları Ilgaz Teziş ve Alper Ekici; Sertçelik’le görüştüklerini, bu iddiaların kesinlikle doğru olmadığını ve suç duyurusunda bulunma kararı aldıklarını belirterek, “Tüm ifadelerinde yayındaydık. Savcı, ‘itirafçı olursan, tutuklamaya sevk etmeyeceğim’ dediğinde bunu kabul etmedi.” açıklamasını yaptı.
KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE BELLİ DEĞİL
Buluntu telefonla ilgili bu ek iddianameye dönersek; şimdilik şunları sormakla yetinelim:
- Yazışmaların tümü doğru kabul edilirken, Bahçeli’nin grup konuşmasıyla ilgili yazışmalar gerçekdışı olduğu kanaatiyle mi, yoksa kimi yargı mensupları ve siyasi olduğu tahmin edilen isimler yer aldığı için mi iddianameye konulmadı?
- Yazışmalarda geçen “Adıyamanlı hakim”, “Başsavcı V”, ile “İzzet U.” kimdir ve bunlarla ilgili ayrıca yürütülen soruşturma var mı?
- Yeni iddianamenin altında neden Bora Kaplan ana davasının soruşturmasını yapıp iddianamesini hazırlayan ve -Serdar Sertçelik’in ifadesinin alınması dahil- bu yeni soruşturmayı da baştan sona yürüten savcının değil de Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilinin adı yer aldı? Özellikle Sertçelik’in ifadesi sırasında MHP ile ilgili bazı bölümler nedeniyle son anda savcı soruşturmadan el mi çektirildi veya daha fazla gündeme gelmemesi mi istendi?
Hasıl-ı kelâm; Gazeteci Tolga Şardan’ın dediği gibi, “polis okullarında ders olması gereken bir soruşturma” söz konusu ve Bora Kaplan davasının “mafya-yargı-siyaset” üçgeni bağlamında daha da dallanıp budaklanacağı anlaşılıyor...
Olağanüstü bir gelişme yaşanmazsa 6 Nisan’da görülmesine başlanacak davada ise bugüne kadar eşi benzeri görülmemiş şöyle vahim bir tablo ortaya çıkacak: hem Bora Kaplan ve gizli tanık Serdar Sertçelik hem de operasyonu yapan polisler birlikte sanık sandalyesine oturacak. Ayrıca polisler bir de müşteki olacak!..
Çok Okunanlar
Tutuklanan Aleyna Kalaycıoğlu'nun ifadesi ortaya çıktı
Kundakçı cinayetinde tutuklanan İzzet Yıldızhan'ın ifadesi ortaya çıktı
Ayakyolu...
Erol Köse'nin acı kaybı sonrası kızı Dijan hastaneye kaldırıldı
Akın Gürlek'in tapu kayıtlarını sorgulayan müdür gözaltında
Merkez Bankası TL'yi desteklemek için 135 milyar dolar altın rezervi kullanacak
Ebru Eroğlu'nun avukatından 'Teğmenleri Erhan Afyoncu hedef gösterdi' iddiası
Akın Gürlek'in tapu kayıtlarını sorgulayan teknikerin ifadesi ortaya çıktı
Emine Ülker Tarhan yeniden CHP'de
Özgür Özel'den Akın Gürlek'e mal varlığı yanıtı