Eski HTŞ lideri Suriye Cumhurbaşkanı Colani/Şara ile Suriye PKK’sı SDG’nin başı Mazlum Kobani arasında imzalanan “30 Ocak mutabakatı”, aynen geçen yılki 10 Mart mutabakatı gibi iktidar medyasını coşturdu.
Yine şu manşetler atıldı: “Suriye'de tarihi birlik anlaşması... YPG'den geri adım... Teröristlerin hayali tamamen bitti... Suriye birleşti... Suriye'de devlet şimdi kuruldu... SDG/YPG otoriteye boyun eğdi... Suriye artık tek renk... Suriye'de beklenen son... YPG pes etti.”
Erdoğan’ın daha önceki günkü Kabine toplantısından sonra da tekrarladığı üzere, SDG/PKK/YPG konusunda Ankara’nın istediği neydi; “tek ordu, tek devlet, tek Suriye”. HTŞ/Şam yönetimi ise, “SDG’nin Suriye ordusuna bireyler halinde tek tek entegrasyonunu” savunuyordu.
Peki yine Erdoğan’ın ifadesiyle; “Suriye Hükûmetiyle SDG denilen yapı arasında 18 Ocak ve 30 Ocak’ta varılan anlaşmalarla” bu talepler gerçekleşti mi?
Anlaşmada; “SDG’nin, kurulacak yeni tümene üç, Halep’teki tümene de bir tugay halinde entegre olacağı”, ayrıca “Suriye Savunma Bakan Yardımcısı ile Haseke Valisi’ni SDG’nin önereceği” öngörüldüğüne göre, tabii ki, hayır.
Anlaşmada şu ayrıntılar da var: 4 aşamadan oluşuyor... İlk etapta askeri düzenlemeler yapılacak... Bu kapsamda tüm cephelerde kalıcı ve kapsamlı ateşkes ilân edilecek...
Ez cümle; imzalanan bir anlaşma değil, yeni bir ateşkes ve zaman kazanma mutabakatıdır. Ne için zaman kazanıldığına da birazdan geleceğiz.
''KÜRTLERİN LAWRENCE'İ BİNBAŞI NOEL YİNE KAYBETTİ'' Mİ?
İktidarın gazetesi Sabah’ın Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu bile, “Suriye merkezi yönetimi ile SDG görünümlü YPG arasında varıldığı açıklanan ‘30 Ocak Mutabakatı'nın’ silahlı unsurların entegrasyonu bölümü yüksek teyakkuzu zorunlu kılıyor... Yanlış uygulanırsa, ‘Resmî üniforma altında bölgesel/örgütsel bloklar doğurur ve kurumsal bölünmenin tohumlarını eker!” uyarısında bulunurken, Yeni Şafak’ın Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Likoğlu, “Kürtlerin Lawrence’ı” olarak bilinen “Binbaşı Noel’in yine kaybettiğini” öne sürdü.
Sözkonusu mutabakat Trump’ın sömürge valisi Tom Barrack, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Barzanilerin işbirliği, DEM’lilere göre de İmralı’daki teröristbaşının çabalarıyla imzalandığına göre; Binbaşı Noel kaybetti mi kaybetmedi mi, buna bakalım.
Tom Barrack, “Kürt halkı için bu özel bir anlam taşıyor” diyerek, SDG/PKK/YPG’yi Kürtlerin temsilcisi ilân ederken, “Her iki tarafın da cesur adımlar attığını” belirtti.
Elysee Sarayı’ndan Macron adına yapılan açıklamada; “Fransa’nın SDG’ye ve Kürt halkının kazanımlarına olan desteğini kararlılıkla sürdüreceği” bildirildi.
Tom Barrack’ın arayıp, “Suriye hükümeti ile SDG arasında sağlanan ateşkes ve varılan kapsamlı uzlaşıdaki ‘belirgin rolü’ nedeniyle” Trump ve kendi adına özel şükran ve teşekkürlerini sunduğu Mesut Barzani, anlaşmadan bir gün sonra Almanya’nın Bonn kentinde düzenlenen “Rojava-batı Kürdistan”a destek mitingine gönderdiği mesajda; “Suriye hükümeti ve SDG’nin ateşkese devam etmesini” isterken şunları vurguladı:
“Yirminci yüzyılın başında Kürdistan toprakları haksızca bölündü... Kürdistan'ın diğer parçalarında olduğu gibi, batı Kürdistan'da da Kürt halkının uzun bir mücadele geçmişi vardır... Şu anda batı Kürdistan'daki halkımız yeni bir tehdit, karmaşık ve tehlikeli bir durumla karşı karşıyadır. Batı Kürdistan'daki kardeşlerimize destek olmak her Kürdistanlının ulusal ve milli görevidir. Her birinizin sesi, Kürdistan'daki ve özellikle batı Kürdistan'daki Kürt halkının morali ve direnişi üzerinde etkiye sahiptir... Biz tek bir milletiz, tek bir tarihimiz ve tek bir geleceğimiz var... Kürtlüğümüz her türlü ideolojinin üstündedir.”
“Rojava kırmızı çizgimdir” diyen, ayağına gönderilen milletvekillerine, “Şara’nın diktatöre dönüşebileceği” gerekçesiyle SDG/YPG’nin feshine ve silah bırakmasına karşı olduğunu söyleyen İmralı’daki teröristbaşı ile “Rojava’da katliam yapılıyor” iddiasıyla dünyayı ayağa kaldıran DEM cephesine gelelim.
İmralı’nın başrol temsilcilerinden Pervin Buldan, 18 Ocak anlaşmasında teröristbaşının “belirleyici” olduğunu öne sürüp 17 Ocak’ta ondan aldıkları mesajları ilgili yerlere ilettiklerini, bu sayede “uçurumun kenarından dönüldüğünü” söyledi.
17 Ocak ziyaretinden bir gün sonra yaptıkları açıklamayı hatırlayalım; SDG’ye silah bırakma, fesih ve entegrasyon çağrısı var mıydı; hayır. Ya ne vardı; “ısrarla Suriye’deki tüm sorunların ancak diyalog, müzakere ve ortak akılla çözülmesi gerektiğini” vurguladığı ve “tüm aktörler ile tarafların üzerlerine düşen pozitif rolü oynayıp özenli, sorumlu davranmaları” çağrısında bulunduğu.
Diğer DEM’lilerin açıklamaları da “Rojava” hedeflerinde bir değişiklik olmadığını, sadece zamana oynandığını ortaya koydu.
Örneğin “1 Şubat dünya Rojava günü” eyleminde konuşan DEM sözcüsü Ayşegül Doğan, “Rojava’nın kazanması, Kobani’nin düşmemesi bizim kazanmamız demek.” derken, DEM eş başkanı Tülay Hatimoğulları Suriye Arap Cumhuriyeti’nin adının değişmesini istedi.
Diğer eş başkan Tuncer Bakırhan ise anlaşmadan sonra Diyarbakır’da düzenlenen yürüyüşte; “Rojava devrimi” güzellemesi yapıp, “Kürtlerin bir 100 yıl daha dilsiz, kimliksiz, statüsüz kalmasına aslan izin vermeyeceklerini” vurguladı... İmralı’daki teröristbaşına, Mesut ve Neçirvan Barzani ile Bafıl Talabani’ye teşekkür ederken, “Tarihte ilk defa 4 parçadaki Kürtler Rojava konusunda birlik oldu. Rojava Kürtlerin kırmızı çizgisidir.” dedi. Colani/Şara’ya, “Kürtlerin” yani SDG/YPG’nin “idari statüsünü tanıyıp, Anayasal güvence altına alması” çağrısında bulunurken de şunları kaydetti:
“Suriye’de bir anlaşma oldu, sıra Türkiye’de... Suriye’deki Kürtlerin siyasi ve demokratik taleplerinin müzakereyle ele alınması, bölge için olduğu kadar Türkiye için de önemli bir örnektir... Şimdi beklenti, Türkiye’de Kürtlerin hak ve özgürlüklerinin demokratik yollarla güvence altına alınmasıdır.”
Bakırhan’ın dün Meclis çatısı altında sarf ettiği sözleri de aktaralım. “Rojava’nın Kürtlerin göz bebeği olduğunu” belirtip, “Zaman 100 yıllık kölelik dayatmasına karşı 100 yıllık özgürlüğü kazandıracak Kürt ulusal birliğini sağlama zamanıdır.” dedikten ve “Suriye’deki mutabakatın sürecin hızlanması adına yeni bir umut olduğunu” anlattıktan sonra şöyle konuştu:
“Gerekçeler tükendi, sıra somut ve güven verici adımlardadır. Çerçeve yasanın tek bir gün bile gecikmeden çıkarılması gerekiyor... Türkiye artık enerjisini Şam'a değil Ankara'ya harcamalı; Ankara çözümü’ne odaklanmalı.”
“30 Ocak mutabakatı zaman kazanma mutabakatıdır”dan kastımız işte tam da bu; Suriye örneğinin yeni açılımların dayanağı ve motoru yapılması!..
BAHÇELİ DE Mİ SDG'NİN TASFİYESİNDEN VAZGEÇTİ?
Sıra geldi Bahçeli’nin 18 Ocak’tan bu yana SDG hakkında yaptığı açıklamalara. Dedi ki;
- “SDG terör örgütüdür ve Suriye Kürtlerini temsil etmemektedir... YPG/SDG ve altındaki tüm yapılanmalar hızla ve tamamen feshedilmeli, ilgili kurumlara geri dönüşü olmayacak şekilde bağlanmalıdır.”
- “Sadece Fırat’ın batısı değil, Fırat’ın doğusunda da terörist faaliyetlerin kökü kurutulmalıdır... SDG/YPG Suriye'den tamamen sökülüp atılmalıdır.”
Aynı Bahçeli dün Meclis Grup Toplantısında ise 30 Ocak mutabakatını, “Askeri ve güvenlik entegrasyonunun tugaylar içinde bireysel bazda gerçekleştirileceği anlaşılmaktadır.” sözleriyle yorumlayıp aynen iktidar medyası gibi şu değerlendirmeleri yaptı:
“Suriye Cumhuriyeti’nde yeni bir denklem, yeni bir paradigma, yeni bir yapı oluşmuştur. Bu durum beklenen, olması gereken gayedir... Suriye’de devlet içinde devletin olmayacağı, paralel bir ordunun hayalden ibaret kalacağı netleşmiştir. Artık komşu ülkemiz Suriye’nin haritası tek bir renge bürünmüş, Siyonist-emperyalizme kiralık tetikçilik yapanlar işgal ettikleri alanlardan çıkarılmıştır.”
Ardından ise “kurucu önderin” verdiği bütün sözleri tuttuğunu savunup, “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diye haykırdı!..
BUNLAR DA KABUL MÜ?
Böylece SDG/YPG’nin Ankara nezdinde tanınması da tamamlandığına göre, sırada ne var?
Halen İçişleri Bakanlığı’mızın “kırmızı listesinde” PKK/KCK terör örgütü mensubu olarak aranan SDG’nin başı Mazlum Kobani’nin, 30 Ocak mutabakatı uyarınca; Suriye Savunma Bakan Yardımcılığı’na Bedran Çiyakurd ile Azad Simi’yi, Haseke Kamu Güvenliği Başkanlığı’na Redur Halil’i, Haseke Valiliği’ne de Nureddin İsa Ahmet’i önerdiği bildirildi.
Şu önerilen isimlerin kimler olduğunu iktidarın gazetesi Yeni Şafak’tan okuyalım.
“SDG’den Şam’a Kandil listesi” başlıklı haberde; Kandil’deki teröristbaşlarından Cemil Bayık’a yakın olan Bedran Çiyakurd’un geçmişte Türkiye’ye karşı birçok silahlı eylemde yer aldığı belirtilirken, halen Van, Hakkari ve Şırnak Başsavcılıkları tarafından aranan Azad Simi’nin ise 2007 Dağlıca, 2008 Aktütün, 2011 Çukurca saldırıları başta olmak üzere toplamda 104 askerimizin şehit edildiği çok sayıda kanlı eylemin planlayıcısı/yürütücüsü olduğu vurgulandı. Haseke Valiliği’nin onaylandığı duyurulan Nureddin İsa Ahmet’in de Kamışlı’daki kötü şöhretli Alaya Cezaevi’nin eski müdürü olduğu, ailesinin tamamına yakınının PKK saflarında yer aldığı, uzun yıllar TSK ve Suriye Milli Ordusu’na karşı çatışmalara katıldığı anlatıldı.
O teröristlerin bu makamlara getirilmesi hazmedilir mi, bilinmez, ama Türkiye’nin Suriye’deki mutabakatı örnek alması konuşulmaya başlandığına göre; İmralı’daki “kurucu önder”in önereceği isimleri de şimdiden düşünmeye başlayalım!..
Çok Okunanlar
Rixos otellerin sahibi Fettah Tamince'den 'Epstein' açıklaması
Skriniar için Pascal Nouma'yı örnek verdi: Lisansını iptal ederim
1 milyonu olan bir maaş daha alıyor
Danıştay'dan Gökçek dosyasında kritik hamle
Yalova’da denizde bulunan kadın cesedinin kimliği tespit edildi
Kredi kartı limiti nasıl yükseltilir?
O ülke sosyal medyaya yaş sınırı getirdi
Ortaokul öğrencilerinin önünü kesip darp ettiler
Bahçeli'nin 'Demirtaş yuvasına dönsün' çıkışı sonrası MHP'den ilk yorum
SDG/YPG de hazmedildiğine göre sıra hangi açılımlarda?!