Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Trump’ın tavuğu ve kazı!..

Erdoğan bir haftada iki kez CHP’nin “yerli ve milli duruş sergilemediğini” iddia ederken, “dış mihraklardan kurtulması” çağrısında bulundu.

Önümüzde, ülkemizin dış politikasının tamamen demirlenip bölgemizin kaderinin belirleneceği NATO Zirvesi var ya; haydi kendilerinin Trump’la ilişkilerini özetleyelim.

En yakın arkadaşı ve iş adamı Tom Barrack’ı Ankara’ya Büyükelçi, Suriye’ye de özel temsilci olarak atarken, “olağanüstü iş yapmasını bekledikleri” vurgulandı...

Trump’ın Erdoğan’a, “Bölgede size güveniyoruz... Bölgesel politikalarımızda sizinle çalışacağız.” dediği duyuruldu...

“Bölgesel politikalarda birlikte çalışmaktan” ne kastedildiğini açıklayan sömürge valisi Barrack, SDG görünümlü PKK/YPG’nin Washington için “önemli müttefik” olduğunu belirtirken; Türkiye, Körfez, Suriye ve İsrail arasında yeni bir diyalog sürecinden söz edip, bunu “Şii hilalinden kurtulmak” diye nitelendirdi...

TRUMP SADECE ERDOĞAN'I DEĞİL TSK'YI DA SEVİYOR

Bizzat Trump’ın Erdoğan’a övgülerini hatırlatalım.

Örneğin NATO ülkeleri hakkında sorulan bir soruyu cevaplandırırken şunları söyledi:

“Erdoğan benim dostum. Erdoğan'la ne zaman bir sorunları olsa, onunla konuşamadıkları için beni aramamı istiyorlar. O çok çetin bir adam. Aslında onu çok seviyorum. Aslında, bilirsiniz, güçlü bir ülke, güçlü bir ordu kurdu. Ama onunla başa çıkmakta zorlanıyorlar ve onu aramamı istiyorlar. Ben de onu arıyorum ve her zaman onunla bir çözüm yolu buluyorum. Biliyorsunuz, o ve ben her şeyi hemen çok hızlı bir şekilde hallediyoruz.”

Bir başka açıklamasında yine Erdoğan’ın çok akıllı ve çok güçlü bir adam olduğunu belirtirken, Suriye’deki ABD askerlerinin ne olacağı sorusuna, “Bunu yapmanın başka bir yolu olmalı. Bunlardan biri de Türkiye.” diye cevaplandırıp şöyle devam etti:

“Türkiye önemli bir güç. Erdoğan iyi anlaştığım biri. Büyük bir askeri gücü var. Ve bu gücü savaşlarda yıpranmadı. Çok güçlü ve etkili bir ordu kurdu.”

“Erdoğan, İsrail’i tehdit etmeyi sürdürüyor. Sizce İsrail ile Türkiye arasında bir çatışma ihtimali var mı?” sorusuna verdiği cevap malûm. Erdoğan’ı çok sevdiğini tekrarladıktan sonra şöyle konuştu:

Böyle bir şey duymadım. Eğer duysaydım onu arardım ve her şeyin yolunda olduğundan emin olurdum. Türkiye ile böyle bir şeyin yaşanacağını sanmıyorum; en azından ben başkanken olmaz. Çünkü o bana saygı duyuyor, ben de ona saygı duyuyorum. Bunun ötesinde, aramızda iyi bir dostluk var.”

Trump son olarak, “Erdoğan ‘gel’ dedi, gidiyorum. Erdoğan’a saygımdan dolayı NATO’ya katılacağım. O olmasaydı, belki zirveye gitmezdim.” sözleriyle, bizimkilerin dört gözle beklediği NATO Zirvesi’ne katılacağı ve Türkiye’ye “hediye çantasıyla” gideceği müjdesini (!) verirken şunları kaydetti:

O bir NATO üyesi. İnsanlar Türkiye'nin askerî açıdan ne kadar büyük bir güç olduğunu bilmiyor. Çok güçlü bir ordusu var. Neredeyse ABD kadar savunma ekipmanları var... O benim bir dostum ve savaşın dışında kaldı. Biliyorsunuz, İran'la yaşanan savaşa dahil olabilecek en güçlü adaylardan biriydi. Hatta belki de İran'ın tarafında yer alabilirdi. Çünkü bildiğiniz gibi İsrail'in büyük bir hayranı değil. Ben de ondan savaşın dışında kalmasını istedim. O da öyle yaptı... Erdoğan biraz tartışmalı bir isim, ama ben de öyleyim. Ancak onu tanıyorum. Bence çok iyi bir insan, bize çok yardımcı oldu...”

Hemen dibinde oturan NATO Genel Sekreteri Rutte de, İran’ın nükleer yetenekler edinmeye çok yakınken, Trump’ın yaptıklarının çok önemli olduğunu vurguladıktan sonra, “Erdoğan-Trmup görüşmesi çok kritik. Erdoğan bizi iyi ağırlayacak.” dedi.

Trump’tan günlerce önce Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da, “Cumhurbaşkanımız olmasa, Türkiye olmasa Trump gelmeyecekti... Çok önemli meseleler bizi bekliyor. Bu konular bakımından Ankara Zirvesi büyük bir fırsat teşkil ediyor.” açıklamasını yapmıştı.

Hâle bakın; Koca Türkiye Cumhuriyeti, 86 milyonluk Türk Milleti yok, sadece Erdoğan var. Bir vakitler Almanya’nın, Enver Paşa’dan hareketle, Türkiye’yi “Enverland” olarak görmesi gibi!.. Neyse ki, Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP’nin gazetesi Türkgün, Fidan’ın o sözlerini, “Türkiye olmasa Trump NATO Zirvesine gelmeyecekti” şeklinde sundu.

Trump’ın tüm bu övgülerinde asıl dikkat çekmek istediğimiz ise şu:

Güçlü ordumuzun Suriye’deki teröristlere operasyon yapmasını, “Aptal olma, akıllı ol. Ekonominizi mahvederim” tehditleriyle durduran Trump’ın şimdi TSK’ya duyduğu bu muhabbet, hayra alâmet olabilir mi?

ÇANTADAKİ HAVUÇLAR GERİDEKİ SOPALAR

Trump’ın “hediye çantasında” neler var, buna bakalım.

Halkbank davası düşürüldü... “Yerli ve milli” olduğu belirtilen, hatta Endonezya ile 48 adetin satış anlaşması yapılan, beşinci nesil savaş uçağı KAAN’ın motorlarının satışına ilişkin yaklaşık 700 milyon dolarlık paket ABD Kongresi’ne bildirildi... Trump, parasını alıp üstüne yattıkları F-35’ler konusunda ise topu, yardımcısı Vance attı. O da, “Bu aslında büyük ölçüde Kongre'yi ilgilendiren bir mesele ve Türkiye'nin F-35'leri alabilmesi için Amerikan yasalarına uygun hareket ettiğinin teyit edilmesi gerekiyor.” diyerek ipe un serdi!..

Peki Erdoğan’ı bu kadar seven Trump’ın arkasında hangi sopalar var?

ABD, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail’le “bölgedeki kötü niyetli aktörlerle mücadele etmek” üzere “Doğu Akdeniz Enerji Merkezi”ni kurup, bölgedeki enerji kaynaklarını tek taraflı yönetmek, korumak ve ticarileştirmek için mutabakat imzaladı. Yani Türkiye dışlandı. “Kötü aktörler” ise; Rusya, İran ve Çin.

Başka? Kıbrıs’ta yeni bir müzakere süreci başlatmak üzere harekete geçen BM Genel Sekreteri’nin özel temsilcisi Maria Holguin, Rum kesiminin NATO üyesi yapılması, böylece Garanti Anlaşmaları’nın sona ermesinin ve Türk askerinin Ada’dan çekilmesinin sağlanacağı yönünde bir çözüm çerçevesi sundu da Ankara’nın gıkı bile çıkmadı.

Başka? Temsilciler Meclisi’ndeki Demokrat ve Cumhuriyetçi iki üye, ABD Dışişleri bünyesinde Türkiye ile ilgili politikaları artık Avrupa ve Avrasya İşleri Bürosu değil, Yakın Doğu İşleri Bürosu’nun yürütmesi, yani Ortadoğu ülkesi sayılmamız için Kongre’ye yasa tasarısı sundu.

KORE'YLE GİRDİK... İRAN'LA ''MERKEZE'' OTURACAĞIZ

Hem bizimkilerin hem sözde müttefiklerimizin çok önemsediği, 7-8 Temmuz’daki NATO Zirvesi’ne gelirsek; PKK’yla barışıyorlar, Suriye halledildi, Trump’a göre İsrail’le savaşmamıza zaten imkân yok ve dahi Putin’le yakın dostken, şunlar oldu:

NATO’nun Güneydoğu Bölgesel Planı kapsamında Türkiye’de Çok Uluslu Kolordu Karargâhı ile İstanbul Boğazı’nda NATO Deniz Unsur Komutanlığı kurulması kararlaştırıldı... ABD-İsrail’in İran’a saldırmasının ardından İncirlik ile Konya Patriot ve SAMP/T füze savunma sistemiyle donatıldı...

Bu hazırlıklarla NATO Zirvesi’nin anlam ve önemini de Savunma Bakanı Yaşar Güler’in 10 gün önce Brüksel’de katıldığı NATO Savunma Bakanları toplantısından sonra yaptığı açıklamalarla öğrendik. Güler, özetle dedi ki;

Ankara'da gerçekleştireceğimiz NATO Zirvesi'ni yalnızca bir liderler toplantısı olarak görmüyoruz. Bu zirve, NATO'nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama kararlılığını ortaya koyacağı ve geleceğe yönelik stratejik yöneliminin şekilleneceği önemli bir dönüm noktası olacağını değerlendiriyoruz... Ankara Zirvesi'nden beklentimiz; öncelikle NATO'nun temelini oluşturan kolektif savunma anlayışının ve 5'inci maddeye olan bağlılığın güçlü şekilde teyit edilmesidir... Kahraman ordumuz, terörle mücadeleden sınır ötesi harekâtlara kadar geniş bir alanda edindiği tecrübeyle NATO'nun en etkin ve en hazırlıklı kuvvetleri arasında yer almaktadır. Bu kapsamda komando birliklerimizin kapasitesini artırmaya ve değişen tehdit ortamına uygun yeni kabiliyetler geliştirmeye de devam ediyoruz... Terörizm, düzensiz göç, enerji güvenliği riskleri, bölgesel çatışmalar ve hibrit tehditler NATO’nun güney kanadını doğrudan etkilemektedir... Orta Doğu'daki istikrar NATO'nun güvenliğiyle de doğrudan bağlantılıdır. NATO müttefiklerimiz de Orta Doğu’daki gelişmelere oldukça ilgililer ve çalışıyorlar... Bugün artık çok açık bir gerçek vardır: Türkiye, güvenlik mimarisinin kenarında değil, merkezinde yer alan bir ülkedir. NATO'nun geleceği şekillenirken Türkiye; gelişmeleri uzaktan izleyen değil, kararların alınmasına katkı sunan, sorumluluk üstlenen ve güvenlik üreten başlıca müttefiklerden birisidir. Güçlü ordusu, stratejik vizyonu ve üstlendiği görevlerle İttifak'ın geleceğine yön veren Türkiye'nin imzası, NATO'nun yarınlarında güçlü ve belirleyici şekilde yer almaya devam edecektir.”

NATO müttefiklerimiz “Orta Doğu’daki gelişmelere oldukça ilgililer ve çalışıyorlar” mış!.. Peki İsrail’in Filistin’deki soykırımlarına ses çıkardılar mı? Aksine, dönemin Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “İsrail yalnız değildir.” derken, şimdiki Genel Sekreter Rutte de İran’a yönelik saldırının parçası olduklarını itiraf etti.

İşte bu Rutte, Ankara’daki NATO Zirvesi için, “Bence gerçekten çok önemli. Hatta belki Lahey Zirvesi’nden bile daha önemli, çünkü verilen taahhütler harika.” derken, Rusya, Çin ve Kuzey Kore’nin yanı sıra İran’ın “gündemlerindeki önemli başlıklardan birisi olduğunu” söyledi.

Tamam da İran konusu sadece bugün değil, on yıllardır NATO’nun gündeminde. Özetlersek; 2005’te NATO’nun yeni misyonunun, “Cihadizm ve İsâmcı terörizmle savaş”, “Yeni Berlin duvarının” da “Orta Doğu” olmasına karar verilip, İsrali NATO ve AB’ye yakınlaştırma planları hazırlandı... CIA’nın 21. yüzyıl için hazırladığı projeksiyonda, “Sünni dolunayı ile Şii hilâlin savaşı” öngörüldü... BOP’u ilân eden Condoleezza Rice döneminde, Irak, İran ve Suriye’ye komşu Türkiye’nin “ABD’nin Geniş Orta Doğu’daki çıkarları için kritik önemde”, ayrıca “İran konusunda ABD ile Türkiye’nin stratejik ittifakının sağlam olduğu” vurgulandı...

Ve ne tesadüftür ki; AKP iktidarının katkılarıyla Irak, Suriye ve Libya’da epey iş görüldü... Yine AKP iktidarında 2010’da İsrail’in OECD üyeliğine onay verildi, 2016’da ise NATO nezdinde temsilcilik açması kabul edildi.

Şunu da kalın çizgilerle hatırlatalım:

7 Ekim 2023’te başlayan Filistin-İsrail savaşının birinci yıldönümünde İsrail için saygı duruşu düzenleyen AB’nin Komisyon Başkanı Von der Leyen, “Müslüman oldukları” gerekçesiyle Gazze’de öldürülenler için saygı duruşunda bulunmayacaklarını açıklarken, Yardımcısı Margaritis Schinas, Türkiye’ye kelimesi kelimesine şu çağrıda bulundu:

“Türkiye tarafını seçmeli. AB, NATO ve onların değerlerinin yanında mı olacak? Yoksa Rusya, İran, Hamas ve Hizbullah’ı mı destekleyecekler? Tarihin hangi tarafında yer almak istediklerine karar versinler. Bu konuda net bir yanıtları olmalı.”

Ez cümle; “güney kanadının en güçlü temsilcisi Türkiye’yi terörden ve İran tehdidinden korumak için” NATO Zirvesi’nin sonuç bildirgesine bir şeyler konması bekleniyor.

Ancak “Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” denilecek günlerden geçerken, zirve sonuç bildirgesi değil, baş başa yapılması planlanan Erdoğan-Trump görüşmesinin çok daha önemli olacağı gün gibi ortada!..