Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
34,9385
Dolar
Arrow
32,5064
İngiliz Sterlini
Arrow
40,8451
Altın
Arrow
2441,0000
BIST
Arrow
10.087

Analitik ve eleştirel düşünüşe olanak veren bir eğitim sistemi gerekli

Hafta sonu üç milyonun üzerinde gencimiz üniversite sınavına girdi. Hayaller büyük. Kimi doktor, kimi mühendis, kimi yazılımcı, kimi de belki trende göre uzay bilimleri okumak, uzayın keşfine çıkmak istiyordur. Kimi kendi hayallerini, kimi de başkalarının onlar üzerinden kurmuş olduğu hayalleri gerçekleştirmenin peşinde. 

Çocuk aileye doğduğu andan itibaren başlayan bir heyecan sürecidir üniversite sınavı. Her bebek için daha ilk günden proje oluşturulur, kararlar verilir. Hangi kreşe gideceği, ardından hangi ilkokula, hangi liseye derken aile için maddi, manevi büyük bir mücadele süreci başlar. Çocuk da bu mücadele sürecinin mağdurudur ne yazık ki. Kreşe başladığı andan itibaren yaşamının her anı gözetim altındadır. Ne yiyip içtiği, ne kadar uyuduğu, derslikte ne kadar aktif olduğu, öğretmenin hangi sorularına hangi yanıtları verdiği, okulda arkadaşlık yaptığı çocukların hangi ailelerden geldiği, kimin ne giydiği, nerede yaşadığı, kimlerden olduğu vs. bir dolu soru anne babanın gündemidir.  Teknolojik olanaklar da bütün bu gözetim ve denetim sürecine büyük kolaylık getirdi. Akıllı telefonlarla çocuğun her anı gözetilmekte. Her günün sonunda gözetim raporu masaya yatırılmakta, günün tüm hesabı çıkarılmakta. Çocuk da her günün sonunda hesap vermek zorunda olduğunu bilir ve ona göre de kendi savunma stratejisini geliştirmeyi öğrenir. 

Gözetim ve denetimden öğretmen de payını fazlasıyla almakta. Hele bir de özel okuldaysa vay haline. Öğretmenin her hareketine parasal bir değer biçilir ve ona göre de işlem yapılır. Öğretmenin derste ne öğreteceğine, öğrenciye nasıl davranacağına günümüzde ağırlıklı olarak öğrenci velileri karar verir hale geldiler. Bu sıkı denetimin nedeni ise üniversite sınavına hazırlık sürecinde öğretmenin de öğrencinin de hedeften şaşmaması, süreci milimetrik olarak işletmelerinin sağlanmasıdır. 

Sonuç üç milyon kişinin üniversite kapılarına dayanması. İlkokuldan itibaren sınırlı seçenekli test soruları çözerek geldiler. Şimdi finaldeler. Eğer istedikleri puanı alabilirlerse hedefledikleri ya da onlar için ailelerinin hedefledikleri bir bölüme girecekler. Alamazlarsa durum felaket. Yalnızca hedefe odaklandılar çünkü. B planı yapmak çoğunun aklının ucundan bile geçmedi. Aslında odaklandıkları hedefin de ne kadar doğru olduğu belli değil. Tam olarak ne istediklerini, kendileri için nasıl bir yaşam planladıklarını onların da bildiğinden emin değilim. Üniversite adaylarıyla yaptığım sohbetlerde de bu belirsizliği gözlemliyorum. Hemen çoğunun yaşama ilişkin herhangi bir planı, bir hedefi olmadığını görüyorum. Özellikle de büyük kentlerde yaşayan çocukların her biri birer aile projesi olduğu halde hedeflerinin olmaması, garip bir yön kaybı içinde olmaları tuhaf değil mi?  

Sorun da bu galiba. Her bir çocuk, içerisine doğduğu aile tarafından bir proje olarak yaşama hazırlanıyor. Oluşturulan projede çocuğun istekleri, yetenekleri, beğenileri, eğilimleri, yönelimleri dikkate alınmıyor. Bu nedenledir ki tercih dönemlerinde karşılaştığım gençlerin çoğu iyi puan almış olsalar bile hangi bölüme girmek istediklerine bir türlü karar veremiyorlar. Bu nedenledir ki üniversite tercih dönemlerinde adayın kendisi değil, anne babalar üniversiteleri dolaşıp çocuğunun okuyacağı bölüme karar vermeye çalışıyorlar. Çoğu zaman hangi bölüme gireceği, ne okuyacağı, hangi mesleği yapacağı gencin umurunda bile olmuyor. Dahası kendi yaşamını nasıl yaşamak istediğiyle ilgilenmiyor bile. Bu gerçekten çok vahim. Bu, onların yaşamı ve onu nasıl yaşayacakları umurlarında bile değil. Ve biz bu çocuklardan başarılı olmalarını, büyük işler yapmalarını bekliyoruz. İyi ama onlar hayal kurmayı bile öğrenemediler ki. Onlara çoktan seçmeli test sorularını dayattık ve hayal kurmalarına fırsat vermedik. Arkadaş seçimlerinde bile şablonu bizler verdik onlara. Orada bile özgür olamadılar. En azından bıraksaydık da masallardaki kadar olsun kendi bilinmezlerini hayal etselerdi, küçük serüvenlere çıksalardı. Küçük korkular yaşasalardı, küçük engellerle karşılaşsalar, savaşmayı, başa çıkmayı öğrenebilselerdi. Yaşam mücadelesinde kendi deneyimlerini biriktirebilselerdi. 

Çocuklarımıza bunu neden yapıyoruz? Bu hayat onların, istedikleri gibi yaşamalarına izin verelim. Elbette yardımcı olalım, yetenekleri, yönelimleri, istekleri doğrultusunda yönlendirelim, ama hedeflerini biz belirlemeyelim. Hangi mesleği yapmak istediklerine biz karar vermeyelim. Okumaları için para ödüyoruz diye sürekli başlarına kakmayalım. Biz istediğimiz için onlar bu yaşama doğdular, ama onlara kendi yaşamlarını planlama, biçimlendirme hakkı da verelim. 

Diğer yandan eğitim sisteminin de gözden geçirilmesi gerekiyor. Gündemde müfredat tartışmaları var. Olayın politik ideolojik tartışma yanı bir tarafa bence müfredatta yapılması gereken asıl düzenleme, analitik düşüncenin gelişmesine olanak verecek, bireyde üretim şevk ve becerisini geliştirecek bir sistemin getirilmesidir.

Toplumsal gelişme ve ülke kalkınması ancak ve ancak sorgulayabilen, analitik düşünsel yeteneği gelişkin, eleştirebilen, üretime odaklı bireylerin yetişmesiyle mümkündür. İnsan, birey olarak hayal kurabildikçe, hedef oluşturabildikçe, tasarlayabildikçe ve üretebildikçe yaşamdan tat alır, yaşama sevincinin hazzına varır.