Euro
Arrow
55,8830
Dolar
Arrow
49,6118
İngiliz Sterlini
Arrow
66,5229
Altın
Arrow
6551,8537
BIST
Arrow
11.577
Anasayfa > Yazarlar > Prof. Dr. Nazife Güngör > Yüreklerde karanlık, zihinlerde kötülük

Yüreklerde karanlık, zihinlerde kötülük

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 07.09.2026 06:00

İnsanlık tarihi neredeyse tümüyle çatışmaya ilişkin kayıtlardan oluşuyor. Cinayetler, savaşlar, kitlesel kıyımlar üzerinden üretilen zafer anlatıları. Öyle ki insanlık kendi gerçekliğini çatışma odaklı öykülerken, sevgiyi, aşkı, barışı, uzlaşıyı masalın, romanın, destanın, şiirin kurmaca dünyasına teslim etmeyi tercih etmiş. Böylece gerçek yaşamın şiddet kaynaklı acısını, yorgunluğunu, yükünü kurmacanın sevgi odaklı alanına sığınarak hafifletmeye yönelmiştir. Kurmacanın eğlenceyle özdeşliği de bu nedenle olsa gerek. 

Gerçekliği de kurmacayı da yaratan insanın kendisidir. O halde neden gerçek yaşamında şiddeti, çatışmayı, savaşı, öldürmeyi vs. tercih edip, kurmaca alanda bunun karşıtı bir dünya yaratmaya yöneliyor? Sevgiden, iyilikten, güzellikten oluşacak gerçek bir dünya yaratmak olanaklıyken neden bunun tersini yapmayı tercih ediyor? İyilikten, güzellikten, sevgiden oluşan bir kurmaca dünya yaratabildiğine göre insanın özünde yalnızca çatışmaya, şiddete, acı vermeye, acı duymaya yönelik eğilimlerin yer aldığını söylemek doğru olmaz. Sağduyulu hiçbir insan geçici olduğunu bile bile tüm yaşamını acıyla, şiddetle, hırsla, kötülükle doldurmaz diye düşünüyorum. Eğer kötülüğü iyiliğe tercih etmek bir sorunsa, ki ciddi bir sorun, bunu insanlık geneliyle ilişkilendirmek çok da doğru olmaz. Kötülük severliğin, şiddet düşkünlüğünün insanın özünde olduğuna ilişkin bir genelleme de yapılmamalı. Ancak diğer yandan da insanlık tarihinin büyük bir kesitine kötülüğün yön vermesi tuhaf değil mi? Üstelik de insanlık zamansal açıdan barbar dönemlerden uzaklaşıp uygarlığa doğru geldikçe kötülüğün arttığına tanıklık ediyoruz. Bir yandan bilim gelişiyor, aklın ve zekânın ürünü olan büyük teknolojik gelişmeler gerçekleşiyor, ama diğer yandan kötülüğü besleyen, körükleyen insan sayısı artıyor. Yaman bir çelişki değil mi?

Çelişki gibi görünse de değil aslında. Bütün mesele patronun kim olduğu, yani egemenliğin kimde olduğu sorusuna yanıt bulmakta. Bence hikâye, insanın maddeyi keşfetmesiyle başlıyor. Daha doğrusu insanın maddeye, kendisinin üzerinde bir değer biçmeye başlamasıyla. Ve birileri maddeye atfedilen bu gücü kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak sistemi kuruyorlar. Böylece madde uğruna insanın insanı kıyım serüveni de başlıyor.

Bugünün kapitalist düzeni ise bu serüvenin zirvesi. Her şeyin parayla ölçüldüğü, tüm ilişkilerin, değerlerin parayla biçimlendiği bir dünyada yaşıyoruz. Tüm stratejiler gücün parayla ilişkilendirildiği bir anlayış üzerinden oluşturuluyor. Bu nedenle de insanlığın başı dertten kurtulamıyor. Sürekli savaş, çatışma, kıyım, yani kötülük.

Bu anlayış yalnızca küresel düzeyde de kalmıyor. İnsana ilişkin tüm ilişkiler bu anlayış etrafında biçimleniyor. Kişinin kendi içerisinde başlattığı çatışma iletişimi insanın yer aldığı mikro düzeyden makro düzeye tüm ilişki biçimlerine ne yazık ki sirayet ediyor. Dostluk, barış, sevgi, aşk gibi iyilikle, güzellikle ilişkili kavramların içi tamamen boşaltıldı. Hiçbir zaman insanın değer skalasında hak ettiği yeri zaten bulamayan bu kavramlar günümüz dünyasının kapitalist ilişki ortamında tümüyle değer aşımına, anlam yitimine uğramış bulunuyor. Yapay ışıklarla aydınlatılmış parıltılı, ışıl ışıl bir dünyada güya yaşıyoruz. Yüreklerde karanlık, zihinlerde kötülük. Güya yaşıyoruz, insanca yaşamak denilirse adına.

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları