Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,1757
Dolar
Arrow
44,0995
İngiliz Sterlini
Arrow
58,9850
Altın
Arrow
7227,1273
BIST
Arrow
10.729

Maalesef olabiliyor!...

Eşim Dr Esen Demir ile birlikte İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanından Ajet uçağıyla İzmir'e doğru hareket etmek üzere uçaktaki yerlerimizi aldık. Kemerlerimizi bağlarken, Saat 12.30'da yetkili bir hostes "Boarding Completed" (Uçağa biniş süreci tamamlandı) dedikten sonraki anonsuna başladı. Önce Türkçe, sonra İngilizce olarak "Dünya kadınlar günününü kutlarız" anonsunu yaptıktan sonra yolculardan bir kaç cılız alkış geldi. Bırak uçaktakilerin, dünyanın tadı yok ki "kadınlar gününü" kutlasınlar, yada alkışlasınlar. 

İzmir Adnan Menderes Havaalanına uçaktan zamanında indik. Hava güneşli ama tadı tuzu yoktu. "Kadınlar günü" olmasına karşın başta kadınlar olmak üzere yolda yürüyenlerin, trende oturanların yüzünden mutsuzluk ve umutsuzluk okunuyordu. Dünyayı sarsan savaşın üzüntü ve mutsuzluğunun izleri yüzlere yansıyordu.

İZBAN banliyö treni ile İzmir Alsancak garına geldik. Valizlerimiz ile garın çıkışındayız. Onlarca kadın garın Bornova tarafında gar binası ile cadde arasına sıkışmışlardı. Ellerine pankart, flama, dillerinde protestolar ile yürüyüş yapmaya hazırlanıyorlardı. Garın İzmir tarafında da protestocular kadar hatta daha fazla polis yığılmış, yürüyüş düzenine geçecek kadınları bekliyorlardı. Trenden inen biz yolcular da ellerimizdeki valizlerle zar zor emniyet güçlerinin arasından geçip yolun karşısına geçmeye çalışıyorduk. Yeşil ışığı bekliyoruz. Üstelik günlerden Pazar. “Yetkililer İzmir'de hatta Alsancak'ta hiç geniş bir alan bulamamışlar da garın önündeki daracık alanı mı bulmuşlar?” demekten kendimizi alamadık. Pes vallahi. Ne demeli ki?

Kadınlar Anayasal, demokratik haklarını kullanmak istiyorlar. Tüm Türkiye'de olduğu gibi İzmir’de de onlarca emniyet görevlisini Alsancak garının önüne yığarak sanki göz dağı veriyorlardı. Bırakın kadınlarımız "Dünyayı ekonomik ve psikolojik olarak etkileyen ABD İsrail İran savaşı ile Orta Doğu savaşında dökülen kanları, katliamları protesto etsinler. İranda atılan bir bomba ile öldürülen 170 kız öğrenciyi katledenleri, ülkemizde rutin uygulamaya giren kadın cinayetlerini, 2025 yılında 653 kadını gözlerini kırpmadan öldüren katilleri ve o düzeni yaratanları, erkek zulmünü, Gazze'de binlerce masum çoluk, çocuk ve kadını gözlerini kırpmadan öldürenleri protesto etsinler. Hayır olmaz! diyen bir anlayış, kural, hukuk tanımayan bir yönetim sistemini bir kez daha gördük.

Bugün 8 Mart; aslında kadınların yaptığı mücadeleler, çektiği acılar, yaşanan ölümlerden esinlenerek oluşan "Dünya emekçi kadınlar günü"nü ne yazık ki kapitalizm kendi lehine revize ettiği "Dünya kadınlar günü" olarak kutlatıyor. Aslında bir mücadele gününün yıl dönümüdür 8 Mart. 

2026 yılının 8 Martı, ABD- İsrail- İran Savaşının 9. gününe denk geldi. Megaloman Trump, tam bir dünya kabadayısı. Netanyahu ile birlikte uluslararası hukuğu hiçe sayan, savaş suçu işleyen, insan sevgisinden hiç nasibini almamış 21. yüzyıl Hitler bozuntusu liderler grubu.! Uzaktan yakından dünyanın altını üstüne getiriyorlar.

Dünyanın neresine ve nasıl bakarsak bakalım, ya da neresinden bakarsak bakalım, acıların merkezinde her zaman hep ve öncelikli olarak çocuklar ve kadınlar var. 

Dünyada kadına eşitlik fırsatını ilk tanıyan ülkelerin başında gelmemize ve yüz yılı aşkın bir süre geçmesine karşın her geçen gün bir önceki günü, yılı arar olduk. 

Son 25 yılda öyle bir nesil yetiştirdik ki, öğrencisinden bakanına “vur birini al ötekini” der hale geldik. Bir öğrenci baş tacı edeceği öğretmenini bıçak darbeleriyle, göz göre göre, gözlerini dahi kırpmfan katledebiliyor. O çürük sistemin baş yöneticisi Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, önce duymazlıktan gelip. sonra da kamuoyunun baskısıyla Fatma Nur Çelik öğretmenin öldürülmesiyle ilgili yaptığı gecikmeli açıklamada, üzüntülerini belirtip "... maalesef olabiliyor!..." deyip pişkinliğe vuruyor. Günah çıkarıyor. 

Ne demeli?

Ey Milli Eğitim Bakanı!.. tuvalet bile yoktu dediğin 25 yıl öncesi Cumhuriyet Okulları, Köy Enstitüleri ve bir çok devlet yatılı okullarından binlerce öğrenci, öğretmen, okutman, meslek sahibi ve bakan yetişti. Okullarımızdan bilime inanan, bilim adamları, kültürlü, çağdaş milyonlarca Türk vatandaşı mezun oldu. İki Nobel ödüllü değerimizl o dönem okullardan yetişti. Ya sizin son 25 yıllık döneminizde öğretmenini bıçaklayan, katleden, uyuşturucu müptelası, genç yaşta mafya özentili dolandırıcı, kalpazanlar ve ülkesinde yaşamak istemeyen bir gençlik yaratıldı. Siz öncelikle cezaevlerine, icralık olan yurttaşlara ve toplumun %74 kart borçlusu insanlara bakın. Sonra sıra tuvaletlere gelsin.

Böyle bir günde böyle bir karamsar yazı yazmak istemezdim. En azından bana yakışmaz. Yaşadığımız günler ne yazık ki böyle.

Dünyayı ve ülkemizi güzelleştirmeye çalışan, müşfik, mücadeleci kadınlarımızın önünde saygı ile eğilirim.