“Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05.30’da kalkmıştı. Rüyasında kendini koca koca incir ağaçlarından bir ormanın içinden geçerken görmüştü, incecik bir yağmur çiseliyordu, bir an için mutluluk duymuş; ama uyandığında üstü başı kuş pislikleri içindeymiş duygusuna kapılmıştı. ‘Rüyasında hep ağaçlar görürdü,'’ demişti bana annesi Plácida Linero, o uğursuz Pazartesi'nin ayrıntılarını aradan 27 yıl geçtikten sonra anımsarken.” diye başlar çağdaş romanın devlerinden Gabriel Garcia Marquez’in Kırmızı Pazartesi’si (Çev. İnci Kut, Can Yayınları, s. 11). Kitabın Türkçe ismi böyledir; fakat İspanyolca özgün adı da şu şekilde dilimize aktarılmıştır: “İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü.”
Bu kısacık eserin konusu hakikaten de işleneceğini herkesin bildiği bir cinayettir; lakin vakanın geçtiği kasabanın ahalisi bu cinayete engel olmak için bir şey yapmaz, yapma gereği duymaz. Karşımızda sıradan bir dedektif romanı yoktur; zaten cinayetin “anons edildiği” giriş cümlesi bunu ortaya koyar. Romandaki asıl mesele, kasaba halkının cinayetin gerçekleşmesine neden izin verdiğidir.
1981’de yayınlanan kitabın hemen iki yıl sonra İngilizceye çevrilmesi münasebetiyle The New York Times için bir eleştiri kaleme alan ABD’li yazar Leonard Michaels şöyle bir saptamada bulunur: “Hepimizin ölümü bir bakıma gizemli bir cinayet gibidir. Çünkü tam olarak neden ölmek zorunda olduğumuzu bilmiyoruz. Kaderimizi bir öykünün çizgisel düzeni içinde açıklamaya ya da akla uygun hâle getirmeye yönelik her çaba kaçınılmaz olarak saçmalığa dönüşür.”

Marquez
İslamabad Mutabakatı, 17 Haziran 2026 tarihinde ABD Başkanı Donald Trump tarafından meşum Versay Sarayı’nda ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından Tahran’da imzalandı. Trump, arabuluculuk vazifesini üstlenen Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Mısır’a teşekkürlerini sundu. On dört maddelik metin son bir haftadır dünya gündemini meşgul etmekte. İsrail (hem hükûmet hem muhalefet hem medya) haricinde bütün dünya bu gelişmeyi mutlulukla karşıladı. Nitekim 28 Şubat 2026’da patlak veren savaş sonucunda küresel ekonomi çok büyük hasar almıştı ki bunun etkisinin henüz çok küçük bir kısmı hissedilmekte.
Anlaşma imzalanır imzalanmaz dünyanın dört köşesinden “uzmanların” - ki içine onlarca, hatta yüzlerce akademisyeni, siyasetçiyi, diplomatı, gazeteciyi, araştırmacıyı ve hatta sıradan vatandaşı sığdırmak mümkündür - uzlaştığı tek bir nokta var: Kırmızı Pazartesi hiç olmadığı kadar yakın. İlginçtir ki bunun sebebi diplomasi ve uluslararası ilişkiler tarihinden alışık olduğumuz sahnelerin aksine imzacı taraflar da değil. Sorumlu başka yerde.
Öncelikle savaşın etkilerini ve küresel ekonominin ateşkesi ve hatta “barışı” neden gerektirdiğine bakalım.
Tarihte hiç olmadığı kadar birbirine entegre ve girift bir dünya ekonomisinin parçasıyız her birimiz bugün. Tedarik zinciriyle birbirine bağlı ekonominin can damarlarını oluşturan birkaç dar boğaz (chokepoints) var. Hürmüz Boğazı bunlardan biri.
,Küresel finans-kapitalizmin can damarlarından biri olan Hürmüz’ün İran tarafından stratejik bir hamleyle kapatılması bu yüzden kendileri açısından akıllıca bir hamleydi. Nitekim “kediyi” köşeye sıkıştırınca ne yapacağından emin olmak zordur. Kendi aleyhine de olsa hayatta kalmak, kendisine alan açmak için gerektiği takdirde bu karmaşık ve yara alması hâlinde kıyameti getirecek ekonomik düzene bu biçim bir hasar verebilir.

“Kediyi” köşeye sıkıştırınca ne yapacağından emin olmak zordur.
Daha dört ay önce günlük ortalama 20 milyon varilin üzerinde petrol ve çok büyük hacimde sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) bu boğazdan geçmekteydi. Bu miktar, dünyada deniz yoluyla taşınan petrol ticaretinin yaklaşık üçte birine ve LNG ticaretinin önemli bir kısmına karşılık geliyor. Hürmüz’ün Asya kıtası, özellikle de Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore ve Avrupa için öneminin altını ayrıca çizmeye gerek yok. Savaş başladıktan hemen sonra yayınlanan analizlerde petrol piyasalarında uzun vadede yüzde 20 civarında bir fiyat artışı beklentisi oluşmuştu ki bu artışın Hürmüz şu an açıldığı takdirde dahi yıl sonuna dek azalmayacağı belirtiliyordu. Kaldı ki savaştan bugüne bu yüzde 20’lik barajı çoktan aştık…
Hâl böyle olunca, geldiğimiz noktada İran ile savaş planlarına kırk yıldan uzun süredir devam eden şahin kanadın bu denli öngörüsüz ve başarısız şekilde hazırlandığına şaşmamak elde değil. Çünkü an itibariyle savaşın hedeflerinden olduğu defalarca belirtilen “rejim değişikliği” uzun süredir zikredilmediği gibi Tahran’ın silahlanma ve nükleer enerjiyle bağlantılı projeleri kendi istedikleri doğrultuda, en azından on dört madde içerisinde, çözülebilecek gibi gözüküyor.
İkinci döneme hazırlık sürecindeki seçim kampanyasında “barış adayı” olduğunu dile getiren ve İran’la savaşa karşı olduğunu söyleyen Trump bugün bu realist ve pragmatik noktaya dönmüş hâlde. Bu ne kadar böyle devam eder, bekleyip göreceğiz. Öte yandan ABD dış politikası hakkında daima açık sözlü olmuş ve en doğru eleştirileri yöneltmiş olan Başkan’ın son günlerde İsrail üzerine sözlerini ülkesi tarihinde hiçbir yöneticinin dile getirememiş olduğunu önemle ifade etmek gerekir. Yine ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’in İsrail’e yönelik “kendilerine sempati duyan tek dünya liderinin Trump olduğu” şeklindeki açıklamaları mühimdir. Öyle ki İsrail kamuoyunda ve ABD içinde etkiledikleri cenahlarda “Vance 2028 seçimlerinde bizim adayımız değildir” şeklinde tepkilere bile yol açtı bu sözler.
Mutabakat maddelerine ve sürece daha fazla girmeden son bir haftalık vaziyeti bu şekilde özetlemek mümkündür sanıyorum. Buradan sonrası artık “Kırmızı Pazartesi”.
Anlaşmaya imzalar konduktan sonra milyarlarca insanın ilk tepkisi aynı oldu, desek, herhalde abartmış olmayız: “İsrail bunu sabote etmek için elinden geleni yapacak.” Ve yine, milyarlarca insan haklı çıktı, dememiz de bu mantıksal çerçevenin gereğidir: Sadece 19 Haziran’da, mutabakat metnince çatışmaların durması gerektiği ifade edilen Lübnan’da 83 kişi katledildi (Lübnanlı yetkililere Mart ayından bu yana İsrail’in 4000’den fazla insanı öldürdüğü açıklandı). Akabinde aynı gün İran-ABD arasında planlanan Cenevre görüşmeleri askıya alındı ve İran, Hürmüz’ü yeniden kapattı (21 Haziran günü iki taraftan delegeler Cenevre’ye vardı fakat Boğaz an itibariyle kapalı).
ABD Başkanı’nı, yardımcısını ihanetle suçlayan İsrail siyasileri, kamuoyu ve sosyal medya kullanıcıları görünen o ki durumun hâlâ farkında değiller. Öyle bir durumdan söz ediyoruz ki eski ABD Dışişleri Bakanı ve Trump’ın ezeli rakibi Hillary Clinton bile 15 Haziran 2026’da yaptığı bir itirafla yönetime üstü kapalı destek verdi. Clinton’a göre Netanyahu, 2009-2013 yıllarında ABD’nin İran’ı bombalaması için “takıntılı” ve “ısrarcı” bir şekilde çağrılarda bulunmuş. Keza 19 Haziran 2026 tarihli The Washington Post haberine göre Amerikan istihbaratı “Netanyahu’nun İran ile barış anlaşmasını engellemek üzere adım atabileceği” görüşünde.
Son yılların felaketini tek bir “günah keçisi” üzerine yıkmak siyaseti bir yana, ABD şu anda gerçekçi ve pragmatik adımlar atıyor. Umalım ki bu “barışın” Amerikalı mimarları ya da “barışın” kendisi Santiago Nasar’ın akıbetine uğramasın. Umalım ki “kasaba ahalisi” bu sefer cinayeti engelleyebilsin. Çünkü bütün barışseverliğimize rağmen bir başka “Kırmızı” Kitap, “Kırmızı Pazartesi”nin neden kaçınılmaz olduğuna dair teoriyi karşımıza koyuyor:
“Savaş, sınıflar, uluslar, devletler ya da siyasal gruplar arasındaki çelişkiler belirli bir olgunluk düzeyine ulaştığında, bu çelişkileri çözmek için başvurulan mücadelenin en üst biçimidir.” (Mao, “Problems of Strategy in China's Revolutionary War”, Aralık 1936, Selected Works, Vol. I, s. 180).
İsrail ile İran arasındaki çelişki hâlâ sona ermiş değil. Yine emperyalizm ile bölge halkları ve devletleri arasındaki çelişki yerine duruyor. Öte yandan emperyalist blok içinde de çelişkiler çok ki birinci ağızlardaki laf dalaşları, tartışmalar, suçlamalar bunu gösteriyor. Umalım ki…
Çok Okunanlar
Trump’a 'Hoş Geliyorsun' hediyesi!..
İbrahim Hacıosmanoğlu'ndan Akın Gürlek'e çağrı
Yalu’dan Saygon’a; Ho Chi Minh’den Hürmüz’e direnmenin onuru
CHP kulislerini sarsan iddia
6 belediye başkanı yarın AKP'ye katılacak
Kemal Kılıçdaroğlu’nun bilmediğini Hasan Öztürkmen biliyor, öyle mi?
İran-ABD görüşmelerinde ‘masadan kalkma’ iddialarına yalanlama
Siyaseti toplumsallaştırmak, toplumu siyasallaştırmak
Zeljko Obradovic 14 yıl aradan sonra geri döndü
İstifadan sonra Özgür Özel'in ne dediğini ilk kez açıkladı